TOKAT KIZ ENSTİTÜSÜ KURUCU MÜDÜRÜ İDEALİST EĞİTİMCİ SIDIKA AVAR ÜZERİNE

(Dünden devam)

 

Kimdir, Atatürk’ün bile artan misyoner şikayetleri üzerine huzuruna çıkarılan ancak görüşmeden sonra Ata’nın: ”Git memleketin içine gir, dağ köylerine uzan, orada bizden ışık bekleyen, yarının annelerini göreceksin.” Dediği bu Sıdıka AVAR?

O, 1901 yılında İstanbul’da doğdu. Ailedeki üç kızın en büyüğü. On iki yaşında babasını bir müddet sonra da annesini kaybetti. 1922‘de Çapa Kız Öğretmen Okulu’ndan mezun olarak Beşiktaş’taki Çerkez Mektebi’nde göreve başladı. Aynı yıl Jimnastik Öğretmeni Mehmet Bahattin AVAR’la evlendi. 1924 yılında tek çocukları Baha GÖRK olur. (Hâlen İstanbul’da yaşayan bu kızının Amerika’ya yerleşen bir de oğlu vardır.) Eşiyle birlikte aynı yıl İzmir’e taşınan AVAR, burada Musevi Mektebi’nde ve Amerikan Kız Koleji’nde Türkçe Öğretmenliği yaptı. 1929 yılında başarılarından dolayı Ankara’ya çağrılarak eşiyle beraber Keçiören ve Necati Bey İlkokulu’nda Çocuk Esirgeme Kurumu’nda görev aldı. Ancak aile içinde çıkan anlaşmazlık neticesinde eşinden 1937‘de ayrılmak zorunda kaldı. Aynı dönemde Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirerek Bolu Kız Enstitüsü’ne atandı.

Onun asıl başarısı 1939‘da Elazığ Kız Enstitüsü Öğretmenliğine gönderilmesiyle başlar. Fakat ani bir tayin 1942 yılında onu Tokat Kız Enstitüsü’nde buluşturur. Bir yıl sonra tekrar Elazığ’daki eski okuluna 16 Haziran 1943’te müdür olarak döner. (Tokat’tan dönüşünde Ankara’ya uğrayan AVAR’a Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Nurettin BOYNER, ”Seni Tokat’ta denedik” diyecektir. 1950 yılında Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın özel davetlisi olarak Amerika’ya giderek beş ay kadar buradaki kız meslek eğitimini ve akşam sanat okullarının gelişimini inceler.

Dönüşünde hazırladığı raporda ülkemizin doğu bölümü ile ilgili bugünkü durumunu dünden gören net gözlemler vardır.

“Yurt bir bütündür. Esasen tabiatın sarp dağları ile gadre uğrattığı Doğu, elinden tutulması lazım gelen bir bölgedir. Düne kadar memur ve öğretmen doğuya gitmekten ürkmüş, büyük idareciler en masum hareketleri açıklamak ve incelemek için yerlerinden kımıldamadan türlü yorumlara uğratarak merkez nazarında önem kazanmaya uğraşmışlardır. Mamafih halkın içine şefkatle giren, dağ köylerine kadar karlar arasında bizzat buğday dağıtan muhteşem idareciler de halkın gönlünde hâlâ şükranla yaşamaktadır.

Şark evlatlarının da kendilerine has çok büyük ve sayısız meziyetleri vardır. İçlerinde yirmi küsur sene çalışma hayatımla bizzat yaşadığım bu insanlar mert, yiğit, temiz, samimi insanlardır. Geçen asırlarda iyi niyetle ellerinden tutulmadıklarından tabiatıyla şüpheci ve içlerine dönük olmuşlardır, duygusu içindedirler. Yüce dağlarda Allah’la baş başa bırakılmış, yeterli insan gönderilemediğinden, gidenler de pek faydalı olmamışlardır….”

Doğu denilince 1970-1980’li yılları iyi hatırlamak lâzım. Siyasi iradelerin bir sürgün bölgesi niteliğindeki yerlere gönderdiği memurlar, aldıkları raporlarla, izinlerle gitmemişlerdir. Maalesef, Doğu ülkemizin çok farklı soğuk bir bölgesi olarak beyinlere işlenmiştir. Cehalete dur denmemesi istenmiştir sanki. Gerisi malum işte gerçekler ortada. Bizim sahip çıkamadıklarımıza birileri sahip çıkmıştır.

İşte Sıdıka AVAR’ın, 1949 yılı sonunda Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü’ne okula gönderilecek öğretmenlerle ilgili gönderdiği rapordaki haklı endişeleri:

“Eğitim durumumuz enstitümüzce birinci derecede ele alınması elzem bir konudur. Cazip, yumuşak, tesirli ve içten mücadeleli şekilde ele alma mecburiyetindeyiz. Örf, adet, düşünüş, görüş bakımından değişik bir grubu özümsemek zorundayız.

Bugünkü mefkureyi aşılayabilmek ve şahsımızda Türklüğü sevdirme savaşını yüklü olduğumuzu bilerek çalışmak ve her tepkiyi iyi niyetle kabul etmek mecburiyeti ile karşı karşıyayız. Uğraştığımız camia, bizi iyi niyetle karşılamayan, bizi daima şüphe ile, tereddütle görenlerin evlatlarına; günün terbiyesini ve Türk mefkuresini aşılama gibi çetin bir vazifeli olduğumuzu idrak etmemiz icap eder.

            Bu okullara kura ile değil, zorluklar anlatıldıktan sonra gönüllü gelecek elemanlara muhtaçtır. Bu okullar lüks, sosyete hayatı tahayyül eden, züppeliğe meyyal eğitimcilerle değil, mahrumiyet ve feragat içinde bir inkılap yaratacak arkadaşlar bekliyor….”

AVAR, 1954 yılında Ankara Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü’nde Şube Müdürlüğüne getirilir. Lâkin Ankara onu sıkar, onun yüreği hep dağ çiçekleri için atar. Bu yüzden hemen affını isteyerek 1955’de yeniden Elazığ’a döner. Yöneticilerle bazı nedenlerden arası açılınca 1959 yılında İstanbul Sultan Selim Kız Enstitüsü Edebiyat Öğretmenliğine atanır.

1960 Askeri ihtilalı onu ödüllendirerek Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü’ne getirir. İki yıl sonra İstanbul Nişantaşı Kız Enstitüsü Edebiyat Öğretmenliği’ne atanır ve 1967 yılında emekli olur. Ülkenin bu idealist eğitimcisi 16 Haziran 1979 tarihinde nice dağ çiçeklerini öksüz bırakarak aramızdan ayrılır.

Bizim bu yazımızda asıl anlatmak istediklerimizden biri de; Türk Milli Eğitimi’nde apayrı bir değer olan Sıdıka AVAR’ın Tokat’taki Kız Enstitüsü’nün kurucu müdürü olduğunun bilinmesidir.

1942 Ekim ayının son haftası Tokat, sonbaharın yağmurlu, soğuk günlerini yaşamaktadır. Elazığ Kız Enstitüsü Müdür yardımcısı Sıdıka AVAR açılışı bir türlü gerçekleştirilemeyen Tokat Kız Enstitüsü‘ne kurucu müdür olarak atanmıştır.

Onu,  Turhal tren istasyonunda eşraftan Hacı İspir Bey karşılayarak evinde misafir edip ertesi günü Tokat’a yolcu eder.

Okul Setenciler Sokağı’nda terk edilmiş dört katlı eski bir Ermeni konağıdır. Tokat’a tayin edilen on beş branş öğretmeni de Tokatlının misafirperverliği içersinde eşrafın evinde ağırlanmaktadır.

Öğretime açık sandığı okula gelen AVAR’ın önce morali bozulur ama süratle kendini toparlar. Yıl içindeki bütün yoğun çalışmaya rağmen okulun hâlâ tamire muhtaç sınıfları, camları takılacak çerçeveleri, onarılacak bölümleri vardır. Ayrıca henüz badanası bile yapılmamıştır.

Milli Eğitim Müdürü ile birlikte Vali İzzettin ÇAĞPAR’ın makamına çıkarlar. (İzzettin ÇAĞPAR, 1940-1945 yıllarında Tokat Valisi. 1939 Aralık ayında vuku bulan deprem sonrası Vali, Selahattin ÜNER’in 19 Ocak 1940’da merkeze alınmasıyla yerine 24 0cak 1940’ta  getirilerek başarı göstermiştir. İsmet İNÖNÜ’nün deprem sonrası Tokat’ı 1-2 Ocak 1940 tarihindeki ziyaretinde “Çağpar Yapar” sözleriyle liyakatine ve mesaisine mazhar olmuştur. Onun döneminde Kız Sanat Enstitüsü ile birlikte Erkek Sanat Enstitüsü de yapılmıştır. Bu başarılarından dolayı Tokat Belediye Meclisi onu Tokat’ın fahri hemşerisi kabul etmiştir.) Vali, onları iyi karşılar. Okulun bir an önce öğretime başlaması için tamirat konusunda yardım isterler. Sıdıka AVAR, geceleri de onarımın devam edebilmesi ve işçilerin başında durabilmesi hususunda izin ister.

Vali İzzetin ÇAĞPAR, bu genç müdirenin izin isteğine önce şaşırır, sonra bir kahkaha atar ve ekler:

-Olur.

İdealist eğitimci AVAR artık işleri iyice takip edebilmek amacıyla okulda kalmaya başlar. Kadınlığına rağmen çekinmez. Gece gündüz demeden amele ile beraber çalışmayı kendine görev kabul eder. Onun bu gayretine Vali ve eşi de kayıtsız kalmaz. Her gün öğleye doğru eşiyle birlikte Sıdıka AVAR’ı ziyarete gelirler.

Sıdıka AVAR, diğer yandan da fırsat buldukça kapı kapı dolanarak yeni açılacak okula öğrenci kaydetmeye çalışır. Okuldaki öğretmenlerle birlikte apayrı bir hevesle okulun perdelerini ve masa örtülerini dikerler.

Vali İzzettin ÇAĞPAR’ın bile ummadığı kısa bir zamanda okulun inşaatı tamamlanır. AVAR’ın Tokat’a gelişinde on dokuz gün sonra mütevazi bir törenle mülki ve mahalli yöneticilerin, halkın yoğun katılımıyla okulun açılışı yapılır. Açılışta konuklara Halkevinin malzeme desteğiyle çay ve bisküvi ikram edilir. Bir de sanatseverleri büyüleyen güzel bir sergi açılır.

Bu kısa sürede gerçekleştirilen başarı devletçe de kayıtsız kalmaz. Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL’den Tokatlıların ve onların şevkini yükselten telgraflar gelir.

Titiz bir çalışma neticesi Halkevinde bahar döneminde Tokatlı hanımların büyük ilgi gösterdiği bir sergi açılır. I9 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’na öğrencileri hazırlayacak okulun jimnastik öğretmeni yoktur. Bu ders Gazi Osman Paşa Lisesi’nden gelen bir öğretmenle yürütülmektedir. Diğer branş öğretmenleriyle birlikte Elazığ’daki bayramlarda sergiledikleri piramit adını verdikleri Tokat Kız Enstitüsü’nün baş harflerini de yazdıkları amblemi ve kareoğrafiyi ilk defa şehirde uygularlar. Halkın çok hoşuna giden bu gösteriler ayakta alkışlanırlar. Üzerlerinde okulun amblemi bulunan öğrenciler bayram sonrası da cadde boyu tezahürata uğrar.

Okul düzene konulunca Haziran ayında Elazığ Kız Enstitüsü Müdürlüğü’ne tayini çıkan AVAR’a Tokat halkı çok üzülür. Durdurmak için yetkililer ve eşraf girişimlerde bulunurlar ama Sıdıka AVAR’ın gönlü eski görev yeri Elazığ’dan yanadır. Onun için protokolün ve Tokat halkının katıldığı güzel bir veda töreni yapılır. Bugün Tokat’ta kaldığı süre bir yıl da olsa onun pek çok öğrencisi yaşamaktadır. Dilerim Tokat Kız Meslek Lisesi’nin çok değerli yöneticilerince okulun sitesinde bu saygıdeğer eğitimciye geniş bir yer verilir ve öğrencilere onunla ilgili çalışmalar yaptırılır.

Gelelim diğer yöne; böylesi bir eğitimcinin misyoner olarak tanıtılması; o dönemdeki yüksek çabaların bazılarınca istenmeyerek engellenmek istenişi, herkesin yapamayacağı işlerde sağlanan başarıların farklı algılanması ile izah edilebilir. Çünkü, misyoner, bir dini yayma amacıyla başka bir ülkede bulunanlardır. Misyonerin amacı yalnızca insanları Hıristiyanlaştırmak değildir. Amaç batılı Hıristiyan devletlere daha kolay sömürülecek veya çıkarları yönünde kullanacakları ülkeler ve topluluklar kazandırmaktır. Ülkemizde bugün özellikle Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yoğun olarak misyoner faaliyetleri göze çarpmaktadır. (Bizim öğrencilik yıllarımızda da bir üst dönem sınıflara  Amerika’dan gelen İngilizce Öğretmenleri de bunların  eğitim adına birer masumane parçasıydı) Kimse inkar etmemeli ki o bölgelerde cereyan eden olayların perde arkasında-hâlâ ülkemizde  ellerini kollarını sallaya sallaya gezen- misyonerlerin yıllar önce ektikleri tohumların büyük payı vardır.

(Bazı yazılarda televizyon program yapımcılarından, yazar Banu AVAR’ın Sıdıka AVAR’ın kızı olduğu iddiaları üzerine Banu AVAR’la Ekim ayı içinde yaptığım telefon görüşmemizde, kızı olmadığını belirtti. İlaveten gönüllü bu Türk eğitimcisi Sıdıka AVAR’ın misyoner olarak tanıtılmasının da büyük yanlış olduğunu vurguladı.)

Kendini Türk Milli Eğitimine adamış, yokluğunu her geçen gün biraz daha hissettiğimiz başta Başöğretmen Kemal Atatürk olmak üzere  aramızdan ayrılmış eğitimcilere Yüce Mevlâ’dan rahmet diliyor, bugünlere ulaşan beyefendi tüm eğitimcilerin “Öğretmenler Gününü” ve yaklaşan Mübarek Kurban Bayramını tebrik ediyorum.