TOKAT GAZETESİ

4. OKUMA SEVGİSİ VE OKUL BAŞARISI -4-

Baktım Umutcanve Alihan beni gerçekten sanki derste hocalarını dinliyor gibi dinliyorlar. Merakla sordum:

“Sizler burada beni dinlediğiniz gibi tabii, okulda dersi de böyle dinliyor ve hocalarınızı odalarında ziyaret ederek onların da bilgi ve sevgisinden faydalanıyorsunuz. Onlarda sizlere benim gibi bilgi ve sevgisini sunuyor.  Bu da tabii ki derslerde size baları getirdiği gibi aynı zamanda sosyalleşmenizi size özgüven getirmesini ve hayatınızın renklenmesini sağlar. Tabii size güvenen hocalarınız da  ders dışında sizin faydalanacağınız   konferans,  panel, sempozyum, gezi, kitap, dergi, tanışarak  faydalanacağınız  insanlarla tanıştırıyorlardır” 

Umutcan mavi gözleri ile bana dikkatle baktı. Bu konuşmak isterim, size sorum var bakışı idi. Sustum. Umutcan konuşmaya başladı:

“ Abi siz gerçekten de bir hoca gibisiniz. Okullarda konferanslar vermek veya Üniversitede ders vermek istemez misiniz? Hep vakıfta kalmak yerine.”

Acı acı güldüm. N kadar saf ve temiz duygularla güzel şeyler soruyorlardı.  Bu türsorularla çok karşılaşıyordum ama bunu soran insanlar saftemiz duygularla sormalarına rağmen yetkisi olmayan insanlardı. Buna yetkisi olan yani bizim Üniversitede ders vermemizi teklifedecek olan veya bizi konferansa davet edecek olanlarında biz aklına gelmiyorduk. Bunu düşünerek:

“Umutcan bana bunlar teklif edilmiş de ben ret mi etmişi,m kardeşim. O kadar çok insan bana  gerek sosyal  medyadan  gerek   yüz yüze konuşmalarımızda  ‘seni  okulumuza davet edelim, seni  Üniversitemize davet edelim, seni  engellilerle buluşturalım,  bizim ilçenin belediye başkanı  veya kaymakamla   tanıştıralım. Öğrencileri beraber ziyaret edin, kitap dergi armağan edin’ diyen   o kadar çok ki ama iş  uygulamaya geçince    uygulama  olmuyor.  Gençlerde  hemen her şeyi yapmak ister ama  uygulamaya  özgüvenle   uygulamaya  geçemeyince   sonuç kendilerini aldatmak veya   boşa konuşmuş olmak üzere yanlarına  kar kalıyor. Yani bu kar oluyorsa…”

Bu söze üçümüzde güldük.

Ben konuşmaya devam ederek konuyu dağıtmadan anlatmaya devam ettim:

“Çocuklar,  ders dışında konu ile alakalı dergiler, gazete yazıları mesela sizin   etkili konuşma,  iletişim, psikologlar ile gazetelerin hafta sonu eklerinde yapılan röportajları ve  psikologların  yazdığı yazıları okumanız   size artı değer katar. Okul başarınıza  etkisi  olumlu olur. Hatta  devamlı  gazete okumak  ve köşe yazılarından faydalanmak insana  artı değer katar. Yapılan bir araştırma  5 yıl her gün gazete okuyan  insanın  Üniversite bitmiş kadar bilgi sahibi olacağını   göstermiş. İlkokul mezunu babamın  5 yıl  değil  daha fazla   ömür boyu  gazete  okumasının   ona nasıl değer kattığını görünce bende de bu alışkanlık  oluştu . Babamın ne kadar bilge adam olduğunu  daha iyi anlıyorum şimdi.”

Biraz soluklanarak çayımdan bir yudum aldım. Benim  çayımı yudumladığımı gören   Alihan ve Umutcan da çaylarından birer yudum aldılar.

“Çocuklar insanları da kitap gibi okumamız lazım.İlmek ilmek beynimize onların tecrübelerini dokumamız lazım ki, beynimiz   güzel şeylerle dolsun. Mesela  siz ikinci öğretimde okuyan insan  olarak   şanslısınız. Burada vakfa gelebiliyorsunuz.  Bazı istisnalar   hariç olmak üzere  biz akşam vakfı açmayız.Akşamları ailemizle beraberiz çünkü. Ama gündüz okuyan gençler akşam boş olduğundan gelemez. Siz gelebiliyorsunuz gündüz tabii. Ama uyumayı çok sevenler tabii ki gündüz de boş olsalar da gelemezler…”

Bu sözüme ben de dâhil kahkahalarla gülmeye başladık. Ağlanacak halimize gülüyorduk. Gençler yeni insanlarla tanışmak ve onlardan faydalanmak yerine uyumayı tercih ediyorlardı.

Sözü nerede bağlayacağımı düşünürken Alihan ve Umutcan ‘ da soğumaya yüztutan çayları yudumluyorlardı. Bende çayımdan bir yudum aldım:

“Sevgili gençler, görüyoruz ki, sadece ders kitaplar  ve   hocalarından faydalanan gençlere nazaran ders kitapları dışında kitaplar da okuyan ve   okul dışında da  bilge insanlardan faydalananların  okul başarısı da  artıyor. Ama sadece okumak yetmiyor.  Bunları hayata uygulamakta gerekiyor….”

Konuşma devam ederken, kapının zili çaldı. Ben  “kim olabilir” diye merakla kapıya yönelirken Alihan ve Umutcan’da merakla beni izliyorlardı.

Kapının merceğinden kapının dışına bakarken hayretle donakaldım.  Rektör bey elinde bir paketle tek başına duruyordu.

Hemen kapıyı açarak içer buyur ettim. Rektör bey, çikolata paketi olduğunu tahmin ettiğim paketi bana uzattı.  Paketi vestiyere koydum. Rektör bey samimi tavrı ile beni kucaklayarak:

“Sürpriz yapmayı severim. Size geleceğimi söylemiştim  ama  ..”dedi.

Odaya girince Umutcan ve Alihan’ı görünce Rektör bey sanki  uzun zaman görmediği kendi çocuklarını görmüş gibi:

“Oooo bizim çocuklarda burada” diyerek  kollarını açarak benim  hayret dolu bakışlarımla öğrencilerini kucaklayarak  onları ne kadar sevdiğini samimi tavırlarıyla gösterdi.

Sonra hep beraber masaya oturduk. Söze kimin nereden başlayacağını bilemiyorduk. Söze ben başlama gereği duydum:

“Hoş geldiniz sayın rektörüm. Bizi hem şaşırttınız hem sevindirdiniz”

Rektör bey samimi tavırla:

“Şaşıracak ne var ki…”

“Hocam, biz senelerdir burada yaşıyoruz yani bu memlekette. Okumak, okutmak, okumayı sevdirmek konusunda bir ömür verdim neredeyse, yerel basında yazılar, kitaplar, konferanslar çalışmalarım bitmek bilmedi. Ama 40 yıllık Üniversite tarihinde ilk defa bir rektör bizim kıymetimizi anladı da ziyaretimize geldi”

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat