Anne
Anne

Dokuz ay karnında taşır, ölene kadar da yüreğinde... O güzel yürekli kadına anne denir. Ne çilelerle, ne zorluklarla ayakta, hayatta durmaya çalışır. Çalışır, namusuyla ekmeğini taştan çıkarır, ona anne denir. Aç kalır, susuz kalır âmâ evlatlarını kimseye muhtaç etmez. Yavrusuna dokunmaya kıyamayan anneler çok şefkatlidir. Öyleyse evlatlara da bu konuda önemli vazifeler düşmektedir. Annenin sevdiğinden daha çok sevmelidir evlat, asla kötü söz söylememelidir, kötü ahlakla yaklaşmamalıdır. Anneler nasıl merhametli ise aynı şekilde evlatları da bu merhameti gözeterek, onlara yaraşır şekilde sorumluluk sahibi olmalıdır. Çünkü anne her şeydir, hayatta aldığımız ilk nefes, kulağımıza çalınan ilk ses, kavradığımız ilk el, ısındığımız ilk yürektir. O sesi duyamayınca, o eli tutamayınca geçmişte ona karşı yapılan hatalar çığ olup düşüyor insanın yüreğine... Onu kaybedince, bayramlarda annenizin pamuk ellerini değil de soğuk toprağı öpersiniz. Dudak büktüğünüz tavsiyelerini mumla ararsınız. Yoktur sizi canından vazgeçecek kadar seven kadın, anneniz... Sizin saçınızı okşadığı zaman içinizdeki o müthiş his... Varlığını sırtınıza iliştirilen havlu ile ayağınıza uzatılan terlik ile ekmeğinize sürülen bal ile hissettiğiniz annenizin yokluğu akıl yitirtecek kadar dehşetli olabiliyor. Ve dostlar acı olan şu ki tüm anneler melek olacak birer birer. Bir gün, bir şekilde… Eğer hâlâ anneniz parmaklarını dolandırıyorsa saclarınızda, yüreğinizden gelen pembe bir buse kondurun yanaklarına... Benim melek anneme de bir Fatiha okuyun, ve diğer tüm meleklere annelere...