ERBAKAN HOCAYI ANARKEN (2)
ERBAKAN HOCAYI ANARKEN (2)

ERBAKAN HOCAYI ANARKEN (2)

        Dünkü yazımda “BASINDA ERBAKAN” başlığıyla, Hocamızın vefatı dolayısıyla yazılanlardan örnekler sunmuştum. Bu gün ise O’nun “ERBAKAN HAKLIYMIŞ” şeklinde anılmasına vesile olan öngörülerinden bahsetmeye çalışacağım. Böylece Erbakan Hocamızı hep beraber daha iyi anlayacağımızı ve anacağımızı düşünüyorum. Bu vesileyle bir kere daha 54. cü Hükümetin Efsane Başbakanı Merhum Profesör Dr. Necmettin Erbakan’ın aramızdan ayrılışının 6 cı yıldönümünde O’nu bir kere daha rahmetle ve hasretle anıyor, makamının cennet olmasını Allahtan diliyorum.

         Hocamızın öngörüleri konusuna nereden başlayacağımı bilemiyorum. Zira “Hocam bunda da haklıymışsın” diyeceğim o kadar sözü ve fiili var ki. Ergenekon ve Balyoz davaları için söylediği  “ABD, Irak işgaline karşı çıkan askerlerimizi tavsiye ediyor” demesinden mi, Irak’a asker göndermek için TBMM ne getirilen teskere konusunda söylediği  “Eğer bu teskereye evet derseniz, yedi sülalenizin alnı secdeden kalkmasa, bunun vebalini ödeyemezsiniz” diyerek Milletvekillerini uyarmasından mı, Kıbrıs konusunda söylediği  “Bizim Rumlarla konuşacak bir konumuz yok, biz Kıbrıs meselesini 1974 deki Barış Harekâtı ile çözdük, bundan sonra yapılacak her görüşme Annan planına hizmet eder” demesinden mi,  “AB ile ilişkiler derhal kesilip, D-8 hayata geçirilmelidir”  demesindeki isabetli öngörüsünden mi bahsetsem, karar veremiyorum. Bu konuların tamamını bir yazıya sığdırmak zor olacağından, en iyisi yukarıdaki hususlar hakkında yeri geldikçe bahsetmek umuduyla, son yılların en sıcak gündemi olan Feto ve Irak-Suriye-İran-Türkiye hakkındaki öngörülerine değineceğim.

       Hemen herkesin bildiği gibi, özellikle 15 Temmuz Kalkışmasından sonra Erbakan Hocamız için “Erbakan haklıymış, Fetoyla ilişki kurmayan tek insan Erbakan’mış” gibi sözler dile getirildi her kesim tarafından. Gerçekten de Hocamız ta başından beri Fethullah Gülen’le hiç barışık olmadı. Bu hususu yeri geldikçe çok net cümlelerle ifade eder, Dinler arası Diyalog ve Medeniyetler İttifakı çalışmaları için “bu adam Yahudi’ye asker yetiştiriyor” der, bu sözlerin iman ve itikat noktasındaki yanlışlığından bahsederdi. Bizlerde, bu bilgileri tıpkı yaklaşık 30 yıl gecikmeyle geçenlerde Diyanetin Cuma hutbesinde belirttiği gibi insanlarımıza ulaştırma gayretinde idik. 1980 li yılların sonları idi. Ben il başkanıyım ve Almus ilçemizin kongresinde bu konuyu anlatıyorum. Kongremize misafir olarak katılmış olan birisi (şimdi ne haldedir bilmediğim için ismini vermiyorum) anlattığım hususlara şiddetle itiraz ederek kongrenin tadını kaçırıp çıkmıştı. 15 Temmuz münasebetiyle bu hususların açığa çıkması dolayısıyla, birçok kişi ve kuruluş “ERBAKAN HAKLIYMIŞ” demekle kalmayıp, samimi ve içten özür beyanlarını da dile getirdiler. Ama neye yarar ki. Hocamızın, yıllar önce ortaya koyduğu öngörüsünü birinci ağızdan duyanların gafleti yüzünden olanlar oldu ve millet olarak 15 Temmuz kâbusunu yaşadık. Bu konuda çok şeyler söylendiği, yazıldığı ve hala söylenip yazılmaya devam ettiği için detaylara girmeyip, bu vesileyle 15 Temmuz şehitlerimize Allahtan rahmet, gazilerimize sağlık ve şifalar, yakınlarına sabırlar diliyorum.

       Hocamızın unutmadığım ve yine son zamanlarda çokça hatırladığım ibretlik bir öngörüsü de Irak, Suriye, İran ve Türkiye üzerine söyledikleridir. Hocamız ne zaman dünya siyaseti ve özellikle orta doğu konu olsa, sözü Yahudilere ve Siyonizm’e getirerek “Dünya hâkimiyetine oynayan Yahudi’nin amacı, böl-parçala-yut taktiğiyle, Türkiye’yi istediği kıvama getirip, 5000 yıllık hayali olan Fırat ve Dicle arasındaki güya vaat edilmiş toprakları ele geçirmektir. Siyonizm’in planı budur. Bu sebeple, Irak’tan sonra Suriye, daha sonra İran ve asıl hedef Türkiye olacaktır.  Aman dikkatli olun. Oyuna gelmeyin. Suriye’deki olası bir karışıklıkta Hucurat Süresi 10 .u Ayetin gereği olarak taraf olmayın, sonuna kadar barışı muhafaza etmeye çalışın, kardeşlerinizin arasını düzeltin. Zira Suriye’ye kolay girilir ama zor çıkılır” derdi.

      Güncelliği dolayısıyla,  bu husus üzerinde biraz durmak istiyorum. Hocamız, yukarıda belirttiğim Suriye ile ilgili sözleri söylediğinde, Suriye de her şey yıllardan beri olduğu gibiydi. Ne savaş, ne işgal ne de DAİŞ vardı. Üstelik yıllardır, her fırsatta Esad’ın büyük bir zalim olduğunu söyleyenlerin kurdukları dostluklar sayesinde, Suriye ile tarihimizde olmadığı kadar sıcak ilişkiler kurulmuştu. Ama Hocamızın öngörülerini hayali bulanlar, ABD gibi emperyalist bir devletin güdümüne girince “6 saatte Şama varır, sabah namazını Emevi Camiinde kılarız” demeye kadar götürdüler işi. Bilahare, bizim Suriye’ye bir an önce girmemiz için serseri mayın misali Kilise atılan roketler, şehirlerimizde patlayan canlı bombalar derken, hepimizin malumu olduğu üzere El- Baba girmeye mecbur olduk. Şimdilerde Suriye de yokluk, açlık ve ölüm kol geziyor. 7-8 milyon insan Lübnan’da, Ülkemiz ’de ve Dünyanın çeşitli Ülkelerinde göçebe hayatı yaşarken, 600 binden fazla Suriyelide canından oldu. Emperyalistlerin maşaları Irak’a benzettiler Suriye’yi. Bu durumu görünce bir taraftan “Ah Hocam ah, senin öngörülerini dikkate almayıp, bunlar hayalî şeyler diyenler yüzünden, Irakta işlenen cinayetlerin bir benzeri şimdi Suriye de yaşanıyor.” derken, bir taraftan da “ Hocam Irak’ı ve Suriye’yi yaşayarak anladık da, İran’dan sonra Türkiye demenizi anlayamıyorum. Zira Türkiye İran’dan sonra değil, Suriye’den sonra karıştı. Hal bu ki görünürde İran’la ilgili fazla bir problem de yok. Üstelikte ABD ile yıllarca süren atışma ve sataşma dönemi ile birlikte ambargo da kalkınca İran çok rahatladı” şeklinde düşünüyordum. Ne zaman ki, Türkiye-Rusya ve İran’ın, Suriye’de ateşkes sağlamak amacıyla Kazakistan’ın başkenti Astana’da toplanıp, barış yolunda önemli bir adım atıldı. İşte o zaman durum değişti görünüyor. Trump Başkanlığındaki ABD “bensiz böyle bir toplantı yapılamaz” dercesine telaşlandı ve özellikle İran’ın bu toplantıda Rusya ile aynı tarafta bulunmasını en azından vakitsiz ve şimdilik kendi çıkarlarına aykırı buldu. Zira ABD ye göre henüz İran’a sıra gelmemişti ve İran’ın mezhepçi tavrından istifadeyle, Ortadoğu’daki krizi biraz daha tırmandırması kolay olurdu. Bunun zora girdiğini fark edince, İran’ın balistik füze denemesini bahane ederek gerçek niyetini ortaya koyup, baklayı ağzından çıkardı ve kendi yediği herzeleri unutmuşçasına “İran’a karşı askeri müdahale dâhil bütün seçenekler masada, İran bölgede terörü destekliyor” açıklamasını yaptı dünyaya. Bu açıklamanın ardından 20.02.2017 de Sayın başbakanımız Binalı Yıldırım’ın, Trump’un yardımcısı Mark Pence ile Almanya da yaptığı görüşmenin arkasından Sayın Pence “Her iki ülke lideri İran’ın bölgede istikrarı baltalamasına izin vermeyecekleri konusunda mutabık kaldı” şeklinde bir açıklama yaptı.

       Bu açıklamalarla birlikte, Musul ve Kerkük’te olanları, Irak başbakanının Başika konusunda ki haddi aşan sözlerini, Haşdi Şabi grubunun aşırılığını, yıllardır aşikâr olan İran-İsrail-ABD zıtlaşmasını ve ABD in başında “Büyükelçiliğimizi Kudüs’e taşıyacağım” diyecek kadar İsrail yanlısı birinin bulunduğunu düşününce Türkiye’nin, İran’dan sonra asıl hedef olma ihtimali kuvvet kazanıyor. Ayrıca konunun uzmanları ne batı, ne doğu, İran’ı saf dışı bırakmadan Türkiye’yi hedef tahtasına oturtmaz diyor. Bu duruma göre Hocamızın öngörüsü ya ABD-İran çatışması ile eşzamanlı, ya da Suriye bataklığına girmeye mecbur edildiğimiz gibi, olası bir İran-Türkiye çatışması şeklinde gündeme gelebilir. Ya da, geçmişten ders alıp bu oyunu bozarız. Sonucu, idarecilerimizin göstereceği feraset ile Hocamızın sözlerine kulak verip vermemesi tayin edecektir diye düşünüyorum. Bu güne kadar hep haklı çıkan Hocamızın öngörülerine ve öğütlerine kulak vermek için daha kaç defa haklı çıkması gerekir acaba. Haydi, Ülkem bu oyunu bozalım ve bu tuzağa düşmeyelim de, bu defa Hocamız yanılmış olsun. Kalın sağlıcakla. 28.02.2017

 

                                                                        Nizameddin Aydın- TOKAT