İSLAM MEDENİYETİ-BATI MEDENİYETİ (1)
İSLAM MEDENİYETİ-BATI MEDENİYETİ (1)

Uzun yıllardır devam eden Avrupa’daki Türk ve Müslüman düşmanlığı gezi olaylarından sonra daha da belirgin bir hale geldiği, son günlerde de, başta Almanya olmak üzere Hollanda, Belçika, Avusturya ve Danimarka’da iyice su yüzüne çıktığı hepimizin malumudur. Yine hemen herkesin malumu olan bir durum daha var ki, o da Merhum Erbakan Hocamız yıllarca il il dolaşarak, AB birliğinin çok yüzlülüğünü, çürümüşlüğünü, ahlaksızlığını, güvenilmezliğini ve AB’ye girmek isteyenlerin şaşkınlığını, yanlışlığını ve öngörüsüzlüğünü anlatıp durmasıdır. Bugüne kadar demokrasinin ve özgürlüklerin beşiği, İnsan Hak ve Hürriyetlerinin hamisi olarak takdim edilen Avrupa ülkelerinde, cadı avına çıkar gibi Müslüman avına çıkılması, Avrupalıların maskelerini düşürüp, gerçek yüzlerini bir kere daha ortaya çıkardı. Dilerim Allahtan bu durum Merhum Erbakan Hocamızı bir kere daha halkı çıkarmakla kalmaz, idarecilerimiz için de yeni bir başlangıç olur. Olmak zorunda. AB yolculuğu bu çok yüzlü ve hiçbir kutsalı kalmamış, sahte çağdaş ve demokratlarla daha fazla sürdürülemez.

Zira Avrupa’nın temsil ettiği BATI MEDENİYETİ geleneğiyle, adetleriyle, inancıyla, geçmişiyle kültür birikimiyle ve medeniyet anlayışlarıyla İSLAM MEDENİYET arasında müthiş faklılıklar var. Bugünkü yazımda işte bu iki medeniyet anlayışına ait bazı örnekler verip, bu gerçeğin daha iyi fark edilmesine katkı sunmak istiyorum. Karar siz değerli okuyucularımızındır.

İSLAM MEDENİYETİ:

1-Mekke’nin Fethi; İslam medeniyetinin ve Müslümanların bu fetihteki davranışlarının insani derinliğini batili hiç kimsenin anlaması bile mümkün değildir. Yurtlarını-yuvalarını, çoluk-çocuğunu, malını-mülkünü, işini-gücünü bırakarak Medine ye hicret etmek durumunda kalan bu insanlar, üstün bir güce sahip olup, Mekke’yi fethettiklerinde bile, kendilerine en akıl almaz eziyetler yapmış olan insanlardan intikam almak gibi bir eyleme kalkışmamışlar, kan akıtmamışlar, aksine her Mekkelinin her türlü güvenliğini ve emniyetini garanti altına almışlardır.

 2- İstanbul’un Fethi; İstanbul’un fethindeki davranışta, Mekke’nin fethinden farksızdır. Münferitte olsa talana ve yağmaya meydan verilmemesi için İstanbul’un teslim alınması beklenilmiş, adeta fetih 53 gün geciktirilmiştir. Fetih gerçekleşince de ne kıyım, ne intikam, ne talan, ne yağma yaşanmış, aksine on binlerce asker ve sivil affedilerek, herkesin can, mal ve din emniyetinin sağlanacağı ferman buyrulmuştur.

3-Kudüs’ün Fethi; Haçlıların Kudüs’ü işgalleri sırasında oluk, oluk kan aktığını söyleyen tarihçiler, Kudüs’ün Halife Hz. Ömer tarafından kansız olarak teslim aldığını yazmaktadırlar. Hem de bin yıllar geçse de unutulmayacak bir teslim alış. Bir Hıristiyan rahip ve bilim adamına, yıllar sonra “ey kılıçtan daha zalim olan merhamet” dedirtecek bir fetih.

4- Kanuni Belgrat seferindedir. Ordu, üzüm bağları arasından geçmektedir. Birden, bir-kaç askerin bu bağları talan ettiği haberi ulaşır Padişaha. Derhal müdahale eder ve kendi gözleriyle görür ki, her asker yediği üzümlerin bedelini teveklerin dalına asmıştır. Buna rağmen izinsiz malın haram olduğunu söyleyen Padişah o askerleri ordudan atmıştır. “Yüce Padişahım, asker üzümün bedelini ödemiş ya, onu neden ordudan attınız” şeklindeki bir itiraza da: “Ödediği için ordudan attım, yoksa şurada onun boynunu vururdum” der.

5- Osmanlı ordusu yine Belgrat seferindedir. Asker yorulmuş ve susamıştır. Mola verildiğinde 3-5 asker yakınlardaki bir kilisenin önünde bulunan çeşmeden su içmekte ve mataralarına su doldurmaktadır. Bunu gören Rahip, ordunun harekâtı hakkında bilgi almaları için en güzel rahibelerine en güzel elbiselerini giydirerek askerlerin yanına gönderir. Rahibelerin geldiğini gören askerler geri çekilip arkalarını dönüp rahibeler gidinceye kadar öylece beklerler. Bunu gören Rahip “karıda-kızda, mal-mülkte gözü olmayan bu orduyu yenmek imkânsızdır” der hatıralarında. 

6-Balkanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da halen ayakta kalabilmiş çok az sayıdaki tarihi yapı ile milyonlarca gayrimüslimin varlığını sürdürüyor olmasının tek izahı vardır. O da, Osmanlının buraları imhaya değil, ihyaya gelmiş olmasıdır. Osmanlı fethettiği topraklarda Asimilasyon, talan ve sömürü politikası uygulamamış, halkı köle değil, her türlü sorumluluğunu üstlendiği tebaa saymıştır. Fetihten yaklaşık 10 yıl sonra, Müslüman olmayan bir mimarin, (bu Mimar bilahare Müslüman olup, Atik Sinan ismini almıştır) Fatih Sultan Mehmet hakkında açtığı davada, Kadı’nın Fatihi suçlu bulması bu inanışın bir sonucudur. Zira Bakara suresi 256 cı ayet’te Allah “dinde zorlama yoktur” buyuruyor. Ayrıca Zümer Suresi 32 ci ayet’te de Allah “kim haksız yere birini öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir“ buyuruyor. İşte bu inancın gereği olarak, Tarihçi Dr. Şinasi Altundağ’ın verdiği bilgiye göre, Edirne’ye gitmekte olan bir Rum’u, Küçükçekmece yakınlarında haksız yere öldürdüğü tespit edilen 11 Yeniçeri askerinin idamına karar verilebilmiştir. Hâlbuki Tevrat’ı KABALAYA çeviren Yahudiler, Yahudi olmayanı öldürme hakları olduğuna inanmaktadırlar.

7- 1918’li yıllarda ülkemizi yakıp yıkmaya gelip, 250.000’den fazla insanımızı şehit edenlerden yaralı birini, Mehmetçiğin sırtına alıp taşıması, İslam medeniyetinin yüceliğini ve insana verilen önemi anlatması bakımından bulunmaz bir örnektir.

8-  Avrupa, tarihinin en acımasız en kanlı ve en uzun “DİN SAVAŞLARINI” yaşarken, Osmanlı idaresindeki Balkan halkı dilinde, dinin de serbest bırakılmış, can ve mal emniyeti sağlanmış, hatta devlet idaresinde özellikle TIMAR kadrosuna alınmıştır. İşte bu yüzden olsa gerek Boşnaklar, Arnavutlar, Lazlar, Gürcüler ve bir kısım Yahudiler dahi Müslüman olmayı seçmişlerdir. Osmanlının bu hoş görüsünü Martin Luther şöyle dile getirir: “Türkler herkesi inancında serbest bırakmıştır. Papa bunu yapmazdı”

9- Endonezya 1500’lü yıllarda İngilizler tarafından işgal edilip, zulüm ve talan başlayınca, Endonezya‘dan bir heyet Osmanlıya gelip yardım ister. Padişah kendilerini dinledikten sonra ”durum anlaşılmıştır, gidebilirsiniz” der. Heyet, kendileriyle ilgilenilmediğini düşünerek ülkelerine döner. Ama onlar gider gitmez, Padişah: ”Derhal oraya gidebilecek bir donanma hazırlansın” talimatını verir. Altı ayda hazırlanan donanma yola çıkıp Endonezya’ya varır. Bunu haber alan İngilizler karşı koymayı düşünmeden Endonezya’yı terk ederler. Osmanlı donanması halkın güvenliğini sağlar sağlamaz “Allaha ısmarladık, hoşça kalın” der ve dönerler.

      Osmanlı donanmasının gelişi sırasında meydana gelen küçük çaplı çatışmalarda 20-25 kadar Osmanlı askeri şehit düşer ve Endonezya’da halen o askerlerin yattığı Osmanlı Mezarlığı bulunmaktadır. Yukarda, batı medeniyetinden verdiğim örneklerle, İslam medeniyetinden verdiğim örnekler karşılaştırıldığında, iki medeniyet arasındaki çarpıcı fark daha iyi anlaşılacaktır. 2015 yılında Macaristan Cumhurbaşkanı Pol Şimit bu gerçeği şöyle dile getirmişti bir konuşmasında: (Ülkemiz iyi ki, 150 yıl Osmanlı idaresinde kalmış. Bu kadar yıl başka bir milletin idaresi altında kalsaydık ne dilimiz kalırdı, ne dinimiz. Asimile olup yok olurduk)  

10- İslam Medeniyetinin esaslarına göre savaşa katılmayan kadınları, çocukları, yaşlıları, hastaları ve hatta ilim adamlarını öldürmek günahtır ve yasaktır.

11- Son olarak, İkinci Murat ve Fatih Sultan Mehmet Han zamanında 22 yıl Türkler arasında esir yaşadıktan sonra Almanya’ya dönen Georg Van Mühlenbach’ın hatıralarından bir paragrafı sizlerle paylaşmak istiyorum.  “100 bin atın bulunduğu ordugâhta bir tek atın bile kişnediği duyulmazdı. Türk askeri itaatkâr, kanaatkâr ve uyanıktı. Ordu her geçtiği yerde alış-verişini peşin yapar, geceledikleri hanın parasını öderlerdi. Ordugâha askerden şikâyetçi olan görülmezdi. Hâlbuki ki biz Hıristiyanlarda, şarap yüzünden yukarda saydıklarımın tersine sık rastlanılırdı.”

     Bu vesileyle, İslam medeniyetinin bir mensubu olmaktan dolayı Yüce Mevla’ya sonsuz şükürler ederken, bir ömür boyu bizlere, İslam medeniyetinin güzelliklerini ve batı medeniyetinin çirkinliklerini anlatan Milli Görüş Lideri Merhum Pr. Dr. Necmeddin Erbakan Hocamıza da sonsuz teşekkürlerimi arz ediyorum. Allah ondan razı olusun, mekânı cennet olsun.

 

Bu günlük bu kadar. Yarın, Batı medeniyetinden örnekler verip, kokuşmuş bati medeniyeti ile beraber olmak uğruna yaptığımız icraatlardan bahsetmeye çalışacağım. Yarın devam inşallah. Kalın sağlıcakla. 30.03.2017