CAMİ - İMAM - MÜEZZİN - CAMAAT
CAMİ - İMAM - MÜEZZİN - CAMAAT

Selamun aleyküm.Uzun sayılacak bir zamandır devam eden cami-imam-müezzin-cemaat üzerindeki izlenimlerimi dile getirmeye çalıştım bu yazımda. Umarım, güzelliklerini, feyzini ve bereketini beraberce yaşadığımız bu Mübarek Ramazan ayında hayırlı ve faydalı olur. Ayrıca peşinen belirtmeliyim ki bu yazım, asla bir tenkit ve hata arama gayretiyle yazılmamış olup, iyi bir cemaat adamı olma gayretim dolayısıyla dikkatimi çeken bazı hususları siz değerli okuyucu kardeşlerimizle paylaşmak ve konuyla ilgili kardeşlerimizin de dikkatini çekmek amaçlıdır. Bu amaçla camilerimizin durumu, bazı imam ve müezzinlerimiz ile bazı cemaatimizde gördüğüm uygulama ve davranış biçimleri hakkında dikkatimi çeken hususlara değinmeye çalışacağım.

CAMİLERİMİZ;     

                Öncelikle, çoğumuzun bir araya geldiğinde birbirine anlattığı şu camilerimizde adeta yarışa dönüşmüş olan süsleme ile, cemaate devam edenlerin oranı üzerinde biraz durmak istiyorum. Erbabı bilir ki camilerin süslenmesiyle ilgili onlarca HADİS-İ ŞERİF ve bir o kadarda görüş ve düşünce sahibi alim-ulema ve imam vardır. Ama ben bu detaya girmeden sadece, Sevgili Peygamberimizin “CAMİLERİN SÜSÜ CEMAATTİR” şeklindeki Hadis-i Şerifini nakletmekle yetineceğim. Bu açıdan baktığımızda camilerimiz çok fakir, bakımsız ve adeta öksüzdür.  Maalesef camilerimizin bu öksüzlük ve yalnızlığı özellikle akşam, yatsı ve sabah namazlarında daha da artmakta olduğu ortadadır. Diyebilirim ki ülkemizde bu namazlara devam edenlerin sayısı buluğ çağına gelmemiş erkekleri saymazsak %5 civarında. Bir o kadarda evinde kılanlar olduğunu varsayarsak % 10 demektir. En iyimser rakam olarak toplamda %15 diyebiliriz. Büyük ihtimalle bu rakam kadınlarımızda bir-kaç puan daha fazladır. Cemaatle kılınan namazın fazileti 27 misli daha fazla olmasına rağmen bu oran gittikçede düşmektedir. Öte yandan camilerimizin sayısı ve süslemesi de her gün biraz daha artmaktadır. Demek ki, cami sayısını artırmak ve camilerimizi süslemek çare değil. Gelinen bu durum Müslümanlar için tam bir felaket işareti olduğu gibi, yanlış giden bir şeylerinde habercisi olsa gerek. Hâlbuki bu ülkede “MÜSLÜMANIM ELHAMDÜLİLLAH” diyenlerin oranını hepimiz %99 olarak tanımlıyoruz. Ben bunun nedenleri üzerinde durmaktan çok, ilgili ve yetkilileri düşündürmek ve hatırlatmak istedim. Ancak Merhum Erbakan Hocamızın konuyla ilgili şu meşhur iki sözünü çok önemli bulduğum için nakledeceğim. Hocamız “İSLAM ŞUUR DİNİDİR “ der ve ilave ederdi. İSLAM ANLATILMAK İÇİN DEĞİL, YAŞANMAK İÇİN VARDIR. Konuyla ilgili beni hayli düşündüren bir sözde şudur. ASLOLAN ALLAHA İNANMAKTAN ÇOK, ALLAHIN HÜKMÜNE FİİLEN TABİ OLMAKTIR. Galiba MÜSLÜMANIM ELHAMDÜLİLLAH diyenlerimizin asıl problemi ve Müslümanları bekleyen en büyük felaket bu konudaki eksikliğimiz olsa gerek. Mevcut Diyanet İşleri Başkanımız bu eksikliğin farkında olarak hayli gayretli görünüyor. Allah yardımcısı olsun.

                Bu yazımı yazmaya karar verdiğim günlerde, camilerimizde yoğun bir sandalye, tabura ve bankta oturarak namaz kılma alışkanlığı oluşmuştu. Bunun yanlışlığından ve istismarından bahsedecektim. Ama çok şükür ilgililer buna mani oldular. Sebep olanlara tekrar teşekkür ediyorum. Buna rağmen bazı camilerimizde hala en arka tarafa konan banklarda tek başına namaz kılanlara rastlanıyor.

İMAMLARIMIZ;

                Cami büyük olsun, küçük olsun imamlarımızın pek çoğunun hoparlör kullandığı hepimizin malumudur. Hemen her vakitte cemaati fazla olan merkezi büyük camilerimiz de bunu anlamak mümkün. Ancak hemen her vakitte bir-iki safı geçmeyen, hatta sabah namazlarında bir saf bile olmayan bir camide, sade ve terbiyelenmiş bir sesin sahibi bir İmam’ın daha tesirli olduğu herkesçe biliniyorken, ısrarla mikrofon kullanılmasını anlamakta zorlanıyorum.  Sanırsın bütün cemaat sağır. Ayrıca mikrofondan çıkan sesin işitme cihazı kullanan ve işitme zorluğu çekenler üzerinde ki olumsuz etkisini de dikkate almak gerekir diye düşünüyorum. Zira hem işitme cihazı takanlar, hem de işitme zorluğu çekenler sade ve doğal sesi daha iyi anlayabiliyorlar. Bir gün sabah namazı için gittiğim bir camide İmam Efendi mikrofon kullanarak Kur’an okuyordu ve sesi de hoparlörle cami dışına vermişti. Namaz çıkışında İmam Efendiye bunun doğru ve gerekli olmadığını söylediğimde "bu saatte yatılır mi.... kalksınlar..." demişti

                Malum, hemen her cami imamı çoğu zaman namaza başlarken "safları doldurun, boşluk bırakmayın" diyor. Ancak, ne hikmetse bu ikaz adeta "safları sıklaştırmak için değil de, ben dedim yapmadılar" demek için gibi oluyor. Zira bu ikaz tamda müezzin efendinin mikrofonla ve yüksek sesle okuduğu kameti bitireceği sırada yapılıyor ve İmam Efendi de bu arada ALLAHUEKBER deyip namaza durmuş oluyor. Bu durumda cemaatin çoğu ya imam efendinin ne dediğini anlamıyor, ya da anlasa bile imama uymakta geç kalmamak için o da hemen ALLAHUEKBER deyip namaza duruyor. Cemaatin, imamın ikazını yerine getirmek için 25-30 saniye vakit verilse ve İmam Efendi cemaate dönüp “saflar duldu mu?” dercesine bir nazar etse daha etkili olacağı kanaatindeyim.

                Camilerimize gelen cemaatimizin önemli sayılacak miktardaki kısmı kıraat yönünden de, kıraatsiz okuyabilmek yönünden de zayıf olabiliyor veya namaza yeni bir heves ve aşkla başlamış olabiliyor. Bu bakımdan sabah namazları dışındaki namazlarda ELEMTERA'dan itibaren başlayan sureleri okumalarında fayda umuyorum. İşte Ramazan ayı içindeyiz ve teravih namazları bunun için bulunmaz fırsat. Yukarda bahsettiğim sebepler dolayısıyla tam zamanı. Bu Ramazandan itibaren, her ramazan da olduğu gibi en kısa ayetler ve sureler yerine, Ved duha süresinden başlayıp Nas suresine kadar okunabilir. Zaten bahsettiğim ayetlerde 20 adet olduğu malumunuzdur. Alak ve Beyyine süreleri bölünerek okunduğunda bu surelerle vitir namazı da tamamlanabilir. Böyle olduğunda hiç olmazsa bir ay boyunca birçok kardeşimiz olası yanlışlarını düzeltecek ve en azından kulak alışkanlığı kazanacaktır diye düşünüyorum.

                Çoğu kere şahit olduğum gibi, cami görevlilerimiz eksiklikleri ve yanlışlıkları düzeltmek için hayli gayret gösteriyorlar. Ama hala ikaz veya hatırlatmak gereken hususlar olduğu hepimizin malumudur. Bu durumu hiçbir zaman sıfırlayamasak ta, her imam, vaiz ve müezzin “et tekraru ahsen velevkane 180” kabilinden ve bıkmadan usanmadan, namaz, cami ve abdestin adaplarından bahsetmeye devam etmelidir. Zira bu konuda o kadar çok noksanlıklar ve namaza yeni başlayanlar var ki şaşırmamak mümkün değil.

                Dikkatimi çeken bir başka hususu da yine burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Yıllardır farklı yaşlardaki sakalsız- bıyıksız İmamlar beni rahatsız ederdi.  Mevcut Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez Bey’in sakal bırakması birçok İmam veya Müezzinimize mesaj olur umudu taşımıştım. Ama maalesef fark edilecek bir fark olmadı. Namazda kravatlı, sokaklarda kot pantolonlu ve meşin gocuklu imamlar görmek mümkün. Hatta bir sabah namazı öncesinde, İmam Efendinin sakalsız, bıyıksız, tekkesiz ve yarım kol gömlekle Kur’an okuduğuna şahit oldum. İşin fetva ve takva kısmı benim saham değil ama İMAM ismi ile uyumlu olmadığı ortada. Bu arada aklıma gelmişken sormak isterim ilgili ve yetkililere. Diğer din mensuplarına ait görevlileri sokakta dolaşırken görünce, “en azından İmamlarımızın namaz kıyafetleri ile dışarıda dolaşabilmeleri konusunda bir çalışma başlatılamaz mı?” diye düşünüyorum. 02.06.2017

 

Nizameddin Aydın / TOKAT