MÜSTEMLEKE TİPİ KALKINMA -1
MÜSTEMLEKE TİPİ KALKINMA -1

MÜSTEMLEKE TİPİ KALKINMA -1

                Müstemleke tipi kalkınmayı,  Batılıların, işgal ettikleri, özellikle Afrika ülkeleri başta olmak üzere, uzak yakın birçok ülkede yüzyıllar boyu uyguladığı utanç verici zulmün ve haksız kazanç sağlamanın ve o ülkede yaptığı sözde yatırımları ifade eden bir kalkınma şekli diye tarif etmek mümkündür. Bu tip kalkınma, çoğu literatürde, sömürge tipi veya dominyon tipi kalkınma olarak da tanımlanmaktadır. Bu tip kalkınmanın temel özelliği, işgal edilen ülke halkının itirazlarını, muhtemel isyan ve başkaldırılarını önleme amaçlı olmasıdır ve asla o ülkenin milli çıkarları dikkate alınarak yapılmaz.  Yapılan veya yapılacak olan yol, su, elektrik, köprü, demiryolu, gösterişli ve yüksek katlı binalar gibi yatırımlardaki hedef ise “bakın size ne kadar önem veriyoruz” diyebilmek içindir. Bütün ikna, etkileme, iletişim kaynakları ve metotları ellerinde olduğu içinde çoğu zaman bunda muvaffak olurlar. Bu noktada şu hususu da özellikle belirtmeliyim ki, bu yatırımlar içinde asla ülkenin korunup kollanmasında veya müdafaasında gerekli olabilecek bir tesis veya yatırım yoktur. Onlar için, işgal ettikleri ülke insanının refahını ve rahatını sağlayarak hayatı kolaylaştırmak değil, işgal ettikleri ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynakları ile insan kaynaklarını, hem kendi şahsi çıkarlarına, hem de kendi ülkelerine taşıyarak hoyratça kullanmaktır önemli olan. Bu bakımdan, başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinin sahip olduğu zenginliğin temelinde, çalıp çırpılan ülke insanlarının utanç verici ahı, feryadı, gözyaşı ve kanı vardır diyebiliriz.

                Fiili sömürgecilik döneminin bitmiş olmasına rağmen, yukarda izaha çalıştığım sömürüye dayalı müstemleke tipi kalkınma modeli maalesef bitmemiş, günün şartları da dikkate alınarak şekil ve boyut değiştirmiş, adı da belki RANT ekonomisi diyebileceğimiz bir şekle bürünmüş, ama asıl maksat ve hevesinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Aksine etkileşim, ikna ve iletişim sahasında çok daha güçlü, daha yaygın ve daha da etkili şekilde devam etmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında ülkemizde son yıllarda yapılan yüksek maliyetli yol, köprü, havaalanı, demiryolu, tünel ve yüksek katlı lüks binaların durumu müstemleke tipi yatırımlara çok benzemektedir. Zira bu tip yatırımlar, Ağır Sanayi Tesisleri ve Milli Harp Sanayi ile beraber planlanmadığından,  koruma ve kollamadan, savunma imkânından uzak, tıpkı sömürge ülkelerdeki gibi her türlü saldırıya açık hedeflerdir. Üzülerek söylemeliyim ki daha önceki liderlerde aynı yolu izlemişlerdir. Merhum Menderes marşal yardımlarını kabul etme karşılığında Ağır Sanayi ve Milli Harp Sanayini programa almamış, Sayın Demirel aynı yolu takip etmiştir.  1973 yılında MSP den İzmir Milletvekili Adayı olduğu günlerde Ağır Sanayi ve Milli Harp Sanayii bir ülkenin olmazsa olmazı arasında sayan Merhum Özal da, 1980 ihtilalı sonunda iktidara taşınması karşılığında olsa gerek, Erbakan’ın sanayileşme konusundaki gayretlerini şu cümlelerle değerlendirmiştir. “Elimden gelse, 1970 li yılların ikinci yarısında Ağır Sanayi ve Milli Harp Sanayi ile milleti oyalayanları mahkemeye vermek isterdim” diyerek karşı çıkmıştı.

                Görüldüğü gibi uzun yıllar Ağır ve Milli Harp Sanayi bir türlü literatürümüze girmemiş veya girdirilmemiş,  adeta büyük bir gafletle, bilerek veya bilmeyerek müstemleke tipi kalkınma modeli sürdürülmüştür. Duam ve korkum odur ki bu ihmalimiz Milletimize pahalıya mal olmasın. Zira Allah göstermesin, herhangi bir ülkeyle girilecek bir çatışma durumunda düşman, Anadolu’nun bozkırlarını değil, öncelikle yapılmış veya yapılmakta olan kara ve demiryollarını, köprüleri, tünelleri, havaalanları ve stratejik binalar ile her türlü ikmal ve yardım kaynaklarını ve yollarını vurarak, hayatı felç edip, silahlı kuvvetlerimizi kıpırdayamayacak hale getirecektir. Bu durum ise İstanbul’u vuracak denilen 7-8 şiddetindeki olası bir depremden çok daha büyük felaketlere sebep olacaktır. Unutmayalım ki son yıllarda yoğun şekilde yapılan yol, köprü, tünel, havaalanı ve gösterişli bina yatırımları 5-10 yıl daha bekleyebilir, öncelik bu tesisleri ve vatan toprağının her karışını koruyup kollayacak teknolojik ve stratejik tesisleri ve araçları ortaya koymalı idik. Zira yukarda saydığımız beton ve asfalt ağırlıklı tesisler, ileri teknoloji ürünü olan savaş ve ağır sanayi tesislerini ve araçlarını koruyup kollayamaz ama ileri teknoloji ve ağır sanayi tesisleri o beton ve asfalt ağırlıklı tesisleri koruyabilirdi. Bunun en çarpıcı örneğini son zamanlarda Katar’ın başına gelenlerde görebiliriz.ABD'nin baskısıyla oluşan Katar karşıtlığının ortaya çıkardığı ambargo sonunda, dünyanın en zengin ülkesi olan Katar, hem savunma noktasında, hem de yiyecek dâhil günlük yaşantısını devam ettirmekte bile çok büyük sıkıntıya düşmüştür. Bu olanları ve olacakları bilmek için ne kâhin olmaya, nede uzman olmaya gerek yok sanırım.  Peki, bu ve benzeri durumlarda, ülkemizin en kritik ve stratejik tesislerini müdafaa edecek, koruyup kollayacak, düşmana korku, dosta güven verecek, milli savaş uçağımız,  milli tankımız,  uzun menzilli milli ve akıllı füzelerimiz, milli helikopterimiz ve milli uydumuz var mı?  Son 14 yıldır sürekli yapıldı, yapılıyor, yapılacak şeklindeki ilan ve tanıtımlar içimizi ısıtsa da ne kadar geç kalmış olduğumuz gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Son yıllarda ucundan kenarından imaline başladığımız yüksek ve ileri teknolojik tesislerimizin ve araçlarımızın motoru, elektronik sistemleri, bilgisayar programları, radar sistemi Milli mi sorusu sürekli beynimizi meşgul etmektedir. Daha 2017 yılı içinde en yetkili ağızlar, bu saydığımız savunma ve savaş araçlarındaki bağımlılığımızın % 40’ a indirildiğini bir övünç vesilesi olarak söyleyebiliyor. Peki, nedir bu %40'lık bağımlılık diye baktığımızda bu araçların beyni ve kalbi mesabesinde olan ve yukarda saydığımız motor aksamı, radar sistemi, bilgisayar ve elektronik programlar olduğunu görüyoruz. Bu konulardaki bağımlılığımız %5 e bile inse, ne kadar geç kaldığımız gerçeğini örtmez. Zira Milli Ağır Sanayi, Milli Harp Sanayi ve teknolojik ilerleme bir tankın, uçağın, helikopterin ve füzenin gövdesini, kanatlarını veya paletlerini imal etmek olmadığı akli selim sahibi herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Yukarda bahsettiğim hususlar henüz kendi Milli imalatımız olmadan o uçak da, o tank da, o füze ve o helikopter de bizim değil, motorunu, elektronik sistemlerini ve bilgisayar programını yapanındır. Zira elin oğlu motorun içine mikron mesabesinde bir cips yerleştirip, senin elindeki tankı, topu, helikopteri ve uçağı istediği gibi kullanabilme imkânına sahip olabiliyor. Yani isterse imha edebiliyor, isterse yanlış yönlendirebiliyor. Bu hususları bilmek için de uzman olmaya gerek yok. Bunlar birazcık okuyan herkesin bildiği ve her seferinde spekülatif haberler çerçevesinde tartıştığı gerçekler. Haftaya 2. bölümle devam inşallah. Kalın sağlıcakla. 7.07. 2017

Nizameddin Aydın

Eski Tokat Bld. Başk