MÜSTEMLEKE TİPİ KALKINMA -2
MÜSTEMLEKE TİPİ KALKINMA -2

MÜSTEMLEKE TİPİ KALKINMA -2     

                Geçen hafta, MÜSTEMLEKE TİPİ KALKINMA üzerinde durmuş ve bazı örnekler vererek, kamu nezdinde ve spekülatif haberler şeklinde tartışılan olaylardan bahsetmiştim. İşte o olaylardan bazılarını hafızamızı yenilemek adına bilgilerinize sunuyorum. 1- Eşref Bitlis Paşanın uçağının düşmesi ve bu düşüşün anlaşılır bir açıklamasının yapılamaması.  2- Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterinin düşmesi ve bu düşüşün hala açıklanamaması. 3- Suriye de düşen uçağımız hakkında Genel Kurmayımızın “uçağın enkazında herhangi bir hasara rastlanmamıştır” açıklamasının yapılması. 4-  Daha yakınlarda Malatya ve Konya’da 3 adet uçağımızın düşüp, 6 tane pilotumuzun şehit olması. 5- Son yıllarda düşen uçak sayımızın 13 olması ve bu uçakların ABD yardımı olduğu ve yine bu uçakların 1998-2003 yılları arasında İsrail de modernize edildiği gerçeği. 6-  ABD yapımı Skorski  tipi helikopterlerin son 26 yılda yaptığı kaza sonuncunda22 yüzlerce asker ve sivilimizin (sadece 2012 yılında ki 5 kazada 39 şehidimiz var) şehit olması, 7- Daha 1 ay önce düşen bir başka tip helikopter kazasında 13 üst düzey askerimizin şehit olması. 8 -Modernize edilmek üzere, 2002 yılında İsrailli İMİ firmasına ihale edilip, ödemelerinin de düzenli olarak yapıldığını basından öğrendiğimiz 170 adet tankımızın akıbetinin hala belirsizliğini koruması. 9 - Son iki yılda düşen 4 adet insansız hava aracının akıbeti. 10 - Aselsan’da, uçakların bilgisayar sistemlerinin çözümü ile radar sistemleri ve bu radar sistemlerinin irtibatlı olduğu ülkelerin tespiti üzerinde çalışan 3 değerli mühendisin akıbeti. Bütün bu ve benzeri olayları pilotaj hatası veya kötü hava şartları çerçevesinde izah etmek kendimizi aldatmaktan başka bir şey değildir kanaatindeyim.

                Bir kere daha tekraren söylüyorum ki bu ve benzeri acıları yaşamamak için elimizi çabuk tutmalıyız. Kaybedecek bir günümüz bile yoktur. Bir an önce Ağır sanayimizi de, harp sanayimizi de ileri ve milli teknolojimiz çerçevesinde ortaya koymamız mecburiyetiyle karşı karşıyız. Aksi halde, hiçbir değerimizi ve tesisimizi koruyup, kollama ve savunma noktasında da, yukarda arz ettiğim olayların tekrarında da, benzer acıları tekrar yaşamanın vebaline ortak olunacağı gibi, Milli Savunma Bakanlığımızın adında ki MİLLİ kelimesi bile anlamsızlaşır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın 16.03.2015 tarihli Asalsan açılış programında yaptıkları konuşmalar, benim burada yazdıklarımı teyit ediyor olsa ’da, 15 yılı geride bıraktık, neden bu kadar geç kalındı diye sormadan edemiyorum. Zira benzer korku ve endişeler Altay Tankımız, Atak helikopterimiz ve droneler içinde geçerli. İşte bu sebeplerden dolayı yüksek teknolojiyi yakalamak olmalıdır birinci ve vazgeçilmez önceliğimiz. Bu konuda Merhum Erbakan Hocamızın “Hedef, füze yapmak değil, üzerimize gelen füzeyi geldiği yere geri gönderecek teknolojiye haiz füzeyi yapmaktır” sözü hala kulaklarında çınlıyor. Aksi halde olası bir çatışmada durumumuz,  Allah korusun 1967  Arap İsrail savaşında Arapların  durumundan farksız olur. Zira 1967 savaşlarında İsrail hava kuvvetleri, tankları ve füzeleri Mısır, Ürdün, Filistin, Suriye ve Lübnan’ın yol, köprü, havaalanı, demiryolu ve stratejik binalar ile yakıt ve mühimmat depolarını yerle bir edince, neye uğradıklarını bile anlayamadan topraklarının önemli bir kısmı işgal edildi ve bu işgal 48 yıldır devam ediyor. Bu durum Arapların savaş uçağı, helikopteri ve tankı olmadığı için başlarına gelmedi. Milli bir savunma politikaları olmadığı için bu hale düştüler. Aynı şeyi Irak, Suriye ve Libya içinde söyleyebiliriz. Yani, ne Mısırın ABD den aldığı, ne Suriye’nin  Rusya dan aldığı emanet konumundaki silahları, nede Libya ve Irak’ın petrolleri  hiçbir işe yaramadı. Ne acıdır ki geçmişten ve Hocamız Erbakan’dan hala ders almamış olan Suudi Arabistan'ın, ABD ye 100 milyar $ dan fazla silah siparişi vermesi çarpıcı birer örnek olarak karşımızda duruyor. Diğer bazı İslam ülkelerinin durumu da bundan farklı değil. İşte tam bu noktada, yine Merhum Erbakan Hocamızı D-8 oluşumu ile İslam birliği kurma çalışmalarından dolayı bir kere daha rahmetle anmanın tam yeri. Görünen o ki, İslam Birliği tam anlamıyla hayata geçmedikçe, İslam Dünyası 1967 deki Arap- İsrail savaşında, Irak ta, Libya da ve Suriye’de yaşanan felaketlerde olduğu gibi KÂĞITTAN KULELER riski içindedir. Zira ithal yoluyla elde edilen her türlü silahı, bu silahlar için teknolojisini kullandıklarımıza karşı kullanma şansımız olmaz. Hatta bu silahların lisansını elde etme imkânı olamayacağı için motorun, bilgisayar sistemlerinin ve program yapımcısının izni olmadan bir başka ülkeye de satama imkânımız olmaz. Satamayınca da seri imalata geçemeyiz. Zira bu saydığım araç-gereç için gerekli yatırım çok pahalıdır. Dış satış söz konusu olmayınca yapılamaz, yapılsa da sürdürülemez ve bütün çabalar prototip seviyesinde kalır. Haftaya 3. cü bölümle devam inşallah. Kalın sağlıcakla. 14.07.2017                                 

                                                                                                          Nizameddin Aydın

 

                                                                                                          eski Tokat Bld. Başk.