Amerika Dünyanın Haydutu Mu?
Amerika Dünyanın Haydutu Mu?

Amerika Dünyanın Haydutu Mu?


Jimmy Carter ve sonrasındaki ABD başkanlarının dönemlerinde ABD ve dünya siyasetini az çok izledim ve insanlık için hiç de faydalı bir şey yapmadıkları, hatta insanlığın sorunlarının asıl müsebbibi olduklarına şahit oldum. 
Şöyle bir geriye doğru gideyim ve eski başkanları nasıldı diye bir araştırma yapayım dedim. Google amcaya sordum, George Washington’dan Donald Trump’a kadar meymenetsiz suratları karşıma çıkardı. -İsterseniz siz de bakabilirsiniz-. Adamların suratından ikiyüzlülük, merhametsizlik, samimiyetsizik akıyor. Bir Osmanlı padişahlarının yüzüne bakıyorsun bir de onlara. Ve geçmişinle gurur duyuyorsun. Aklına “dininin kıymetini bil!” sözü geliveriyor ve şükrediyor-sun. 
Dünya’nın Anadolu medeniyetinin küllerinden yeniden doğmasını bekliyor ve insanlığın kurtuluşunun tek ilacıdır.
Bu adamları o makamlara getiren, bu piyonları dünyanın başına musallat eden zihniyet aynı zihniyet olmalı. Amerika’nın içindeki derin, gizli Amerika. Yahudilerin, para baronlarının yönettiği Amerika. Hangi başkan olursa olsun, değişen hiçbir şey olmuyor. Beyazı da aynı, siyahı da aynı, sarışını da aynı, bunların. Çirkeflikte haddi aşanın yerine biraz daha ılımlısını getirerek maç arası mola veriyorlar, ikinci yarıda daha kötü bir hocayla maça başlıyorlar. Zaten Amerikan yönetim modelinde Cumhuriyetçi ve Demokrat kanat arasındaki farkı birinin şahin vari, diğerinin güvercin politika izlemeleriyle ayırt ederiz. Bir şahinin arkasından bir güvercini getirerek hem kendi milletini hem de diğer milletleri oyalıyorlar. Bu düşünceyle George W. Bush’un pisliklerini Barack Obama ile temizlemeyi planladılar. Ama o daha ..ne çıktı. Çünkü düşmanın namerdi çok daha tehlikelidir. Şimdi de sözde bir şahini başa getirdiler. Millet, bu deliyi nereden buldular diye soruyor ama bu da derin devletin bir planıdır. Başkanlar vitrindeki manken, devleti yönetenler ise kuzu postuna bürünen kurtlardır. 
Rahmetli bir dershaneci “ben dershaneyi ve öğrencileri öyle idare ederim ki sınıfa fasulye çuvalı da koysam öğretmen olarak yuttururum” demişti”. Amerikan devletinin de bu düşünce-den hiçbir farkı yoktur.
Amerikan tarihi incelendiğinde; Osmanlı’nın yıkılışından, Vietnam savaşından, Kamboçya’dan, Japonya’ya atılan atom bombalarından, İsrail’in zulümlerine arka çıkmaktan, doğu bloğuna karşı kurdurduğu NATO ile insanlığın jandarmalığını yapmasından, kendi kulelerini vurarak Sünni İslamı yok etmek için meşru bahane üretmesi ve İran’ı da yanına alarak Afganistan ile Irak’ı işgali, başta bizde olmak üzere ihtilalle iktidar değişiklikleri yapmak, istediği ülkelerde iç savaşlar çıkarmak ve son olarak da Suriye’nin teröristlerin üssü haline getirilmesi görülür. Adaleti, insan haklarını, demokrasiyi, doğal zenginlikleri katleden bir ülke. Terörün bir numaralı müsebbibi. Fetö’yle ülkemizi parçalamak isteyen ülke. Dünyanın görünen şeytanı! Çünkü Amerika’nın insanlığa ve İslam dünyasına olan zararı, şeytanın zararından daha az değildir. Dolayısıyla bu ülkeden hayırlı bir iş beklemek akla ziyandır. Amerika; tilkiyle plan yapan, kurtla avlanan, sonra da oturup koyunla ağıt yakan bir ülke.
Şimdi kendi kurduğu bir terör örgütünü kurduğu bir başka terör örgütüyle güya yok etmek için burnumuzun dibindeki terör örgütüne 900 tır dolusu askeri malzeme veriyor. Kendisi üsler kuruyor ve onlara lojistik destek sağlıyor. Kimseyi kandırmaya gerek yok. DAEŞ’in üç günlük işi var. O halde o kadar silahın orada işi ne? O kadar silah bir devleti bile yok etmeye yeter. O halde maksat bağcıyı dövmekten başka bir şey olmasa gerek. Kuzu yenecek! “Suyu aşağıdan bulandırma” yalanı denecek ve o silahlar kullanılacak. Hedefledikleri devlete saldırmak için “terörü destekliyor” yalanıyla dünyayı kandıracaklar. Tıpkı Irak’ta yaptıkları gibi. 
İt itliğini bir gün yapacak. O halde kuduz aşımızı şimdiden yaptırmak zorundayız! Bütün ayrı gayrılıklarımızı, tembelliklerimizi, kardeş kavgasını bir kenara bırakmak zorundayız. İçinde bulunduğumuz gemi alttan deliniyor. Kurtuluşumuz gemiden kaçmak değil, gemiyi onarmak ve sahile çıkarmaktır. Her bir tayfanın elinden gelen mutlaka bir şeyler vardır. Elimizden gelen ne varsa yapmak, güçlerimizi bir araya getirmek zorundayız. Bunun için düşmanı tanımak ve işin vahametini anlamayla işe başlamak gerek. Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır. Bütün dünyalıklarımız, ayrılıklarımız, makamlarımız teferruat olmak zorundadır.

Velhasıl, ABD'de ister siyahî ister beyaz Başkan olsun, fark etmez, sonuçta ABD’ye yön veren küresel baronlar ve derin ABD'dir. Dolayısıyla derin güçler varlıklarını sürdürdükçe hem ABD’nin hem de dünya ülkelerinin yüzü gülmeyecek gibi. Tıpkı 50 yıldır gülmediği gibi.
Kendiniz ve çocuklarınız bunun farkında olmalı. Düşmanı tanımak ve tanıtmak zorundayız. Yoksa paralar bağımsız olmayan ülkede yenemez, en iyi diplomalar hürriyeti elinden alınmış vatanda bir işe yaramaz. Çocuklarımıza önce vatan sonra diploma bırakmalıyız. 
Allah bağlanan basiretimizi çözebilmeyi nasip etsin.

 

İsmet YALÇINKAYA