NEREYE BU GİDİŞ 1
NEREYE BU GİDİŞ 1

         Gördüklerimiz, duyduklarımız ve okuduklarımız ve bizzat yaşadıklarımız bize gösteriyor ki, bir yönüyle hayatımız yeni ve teknolojik buluşlarla kolaylaşıp güzelleşirken, diğer yönüyle de hızlı bir şekilde değişiyor, bozuluyor, çürüyor ve kokuşuyor. Ben burada daha çok diğer yönüyle ilgili kaygılarımı ve düşündüklerimi paylaşmak istiyorum.

        Bahsettiğim hızlı değişim ve bozulma sadece yaşadığımız beldelerle, illerle hatta ülkelerle sınırlı değil, din ve milliyet farkı gözetmeksizin insanlığın içinde bulunduğu topyekûn değişimden ve bozulmadan bahsediyorum. Adeta bütün değerler, adetler, gelenekler, örf ve kültürler ile inanışlar yok sayılıp, adeta her şey menfaat ve “güç” tür anlayışı hakım kılınmaya çalışılıyor dünyamızda. Hani“dünyanın çivisi koptu” deyişi vardır ya, işte öyle bir durumla karşı karşıyayız. Hâkim güçler veya moda deyimle üst akıl sahipleri bütün değerleri alt üst etti ve etmeye devam ediyor. Bu yeni anlayış ve inanışta hain, kahraman, hayır, şer, halel, haram, doğru, yanlış, mazlum, zalim, yalan, gerçek, asıl, sahte, iyi, kötü, dost, düşman, hak, haksızlık ve vatan sevgisi gibi yüzyıllardır insanlığın değer verdiği sözcükler yeniden tarif edilmeye ve değerlere yeni anlamlar yüklenmeye çalışılıyor. Yani tam bir kavram kargaşası. Bu durum emperyalistlerin türlü işgallerine, işkencelerine, katliamlarına ve zulümlerine daha bir iştahla devam etmelerini kolaylaştırıyor. Bu anlamda diyebiliriz ki, 20. ci yüzyılın emperyalist güçleri işgal metotlarını da değiştirdiler. Coğrafi işgaller yerini artık zihinlerin ve zihniyetlerin işgaline, basın yayın bombardımanlarıyla yapılan algı operasyonlarına bıraktı. Hatta taşeron örgütlerle vesayet savaşları dönemi başladı. Her yeri korkunç bir bilgi kirliliği sardı. İşin belki de en acı tarafı, şahsi çıkarları uğruna dünyayı yaşanmaz hale getirmekten zerrece çekinmeyen emperyalistlerin, hemen her ülkede kendilerine kolayca yerli işbirlikçiler bulabiliyor olmasıdır. Böyle olunca da yukarıda ifade etmeye çalıştığımız kavram kargaşası içinde tuzaklar daha kolay kuruluyor, avlamakta, aldatmak ta daha kolay hale geliyor. İkinci dünya savaşı galiplerinin ve özellikle ABD nin öncülüğünde kurulan bu tuzaklardan akla ilk gelenleri şöyle sıralayabiliriz. NATO,  AB, BOP, İMF, DÜNYA BANKASI,  DÜNYA TİCARET MERKEZİ, DERECELENDİRME KURULUŞLARI, STRATEŞİK ORTAKLIKLAR, BM, AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMELERİ, DEMOKRASI-ÇAĞDAŞLIK-HOŞGÖRÜ aldatmacası, ILIMLI İSLAM safsatası, MEZHEPSİZLİK, LAİKLİK, MASONLUK, MİSYONERLİK, TARİHSELLİK DİN anlayışı, DİNDE FEFORM, KADIN HAKLARI VE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ üzerine yazılanlar, çizilenler ve söylenenler. Bu arada şu hususa da değinmeden edemeyeceğim. Bunca acı tecrübeye rağmen uluslararası bir planın parçası olduğuna inandığım MEDENİYETLER PROJESİ VE DİNLERARASI DİYALOK saçmalığından kesin olarak vazgeçildiğine dair resmi ağızlardan bir açıklama duymadığımı da üzülerek belirtmek istiyorum.

       Kanaatimce bütün bunlar hep aynı merkezin ve benzer odakların işbirliği yaptığı farklı uygulamalar olup,  Siyonist kuruluşlarca finanse ve kontrol edilerek insanlığa enjekte edilmektedir. Bunca olumsuzluk, bilgi kirliliği, bozulma ve yozlaşmanın daha kolay yaygınlaşması ve kabul görmesinde elbette radyo, tv, bilgisayar, telefon ve internet gibi son 20-30 yılın teknolojik imkânları korkunç etkili olmaktadır. Zira genelde reyting ve algı yönetiminden başka bir amacı olmayan birçok emperyalist yayın kuruluşları, bilerek ve isteyerek, bu bozulmanın ve değişimin asıl aktörleri olan üst akıl sahiplerinin değirmenlerine su taşıyorlar. Su taşımakla da kalmayıp, bu bozulma ve kokuşmayı kendi lehlerine getiriye dönüştürme çabaları uğruna beraber yürütüyorlar.

    Bu saydığım tuzaklar konusunda işbirliği yapan odaklar, zaman zaman uygulama veya söylem şekli konusunda ihtilafa düşebiliyor veya farklı yöntemler belirleyebiliyorlar. Ama gördüğüm ve fark ettiğim o ki, kadına özgürlük, kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği konularının istismarında tam bir kirli ittifak içindeler. Bu hususu ellerindeki en büyük koz olarak görüyorlar. Önemi itibariyle, bu hususu ikinci bölümde biraz daha detaylı olarak irdelemek istiyorum. Haftaya ikinci bölümle devam inşallah. Kalın sağlıcakla. 27.10.2017

 

                                                                                                                  Nizameddin Aydın