NEREYE BU GİDİŞ? -3-
NEREYE BU GİDİŞ? -3-

Bir önceki yazımda, daha çok toplumların kadim değer yargıları ile gelenek-görenek ve kültürlerindeki değişime dikkat çekerek, bu değişim aktörlerinin, kadına özgürlük ve kadın hakları üzerinden yürüttükleri kirli ittifaklar üzerinde durmaya çalışmıştım. Bu bölümde aynı konunun özellikle ülkemiz üzerinden yürütülen etkileriyle devam etmeyi istiyorum.

            İlk iki bölümde izaha çalıştığım kirli ittifakların ülkemiz insanını da etki altına almaması düşünülemezdi elbette. Maalesef korkulan oldu ve dünyanın en pahalı topraklarında yaşayan ve Nine Hatunların, Sütçü İmamların, Seyit Çavuşların, Şerife Bacıların ve Kara Fatmaların torunları olan kadınlarımız da, bu istilanın, istismarın ve çürüyüp kokuşmanın kurbanı yapılmaya çalışılıyor. Kadın hakları, kadın-erkek eşitliği ve kadına özgürlük yalanlarıyla kadınları istismara devam edenler, kadınlarımızı tv reklamlarında, bar ve pavyonlarda, striptiz salonlarında ve daha da beteri, genelevlerinde hem reklam, hem vitrin süslemesi, hem de ticari menfaat sağlama amaçlı olarak kullanmaya devam ediyor.  İşe alının kadınların kabiliyet, beceri ve beyin gücü değil, fiziki görünümleri dikkate alınıyor. Modernlik, çağdaşlık, hoşgörü, moda ve özgürlük adına soyulan ve sömürülen kadınlarımız, sonunda cinsel objeye dönüştürülüp, sarhoş masalarına meze, art niyetlere malzeme haline getiriliyor. Bunlarla da yetinmeyip egoların ve nefislerin tatmin malzemesi olarak kullanılıyor. Benim burada yazdıklarım asla bir genelleme iddiası ve maksadı taşımıyor. Ben sadece gelmiş ve gelecek olan kirli ilişkiler ve tehlikeli gidişata işaret edip dikkat çekmek istiyorum.

            Bu korkunç durumu, Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Sayın Kemal Örneğin şu açıklaması net olarak ortaya koyuyor.

            “2003 yılında 30 bin olan vesikalı kadın sayısı 2013 yılında 250 bine yaklaştı. 100 bin kadarı da vesika almak için sıra bekliyor.”

            Bu açıklama tehlikenin bizim zannettiğimizden daha korkunç olduğunu gösteriyor.

            Son günlerde, belki de daha korkunç olan bir haber yer aldı basında. Bu habere göre, AB fuhuş kurbanı olmuş kadınlara vesika verilmemesi konusunda ısrar ediyormuş. Gerekçesi de “bir kadına böyle bir vesika vermek, o kadını, toplum içinde ayrıcalıklı hale getirir. Halbuki fahişelik her kadının hakkıdır ve bu onun kendi seçimidir. Böyle bir seçim onu ayrıcalıklı hale getirmemelidir.” şeklinde izah ediliyor. Umarım, AB hatırına bu rezalet de reva görülmez bu aziz millete.

            Bahse konu olan çirkinliği, çarpıklığı ve kurulan tuzakların acımasızlığını teyit eden bir açıklama da Eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den geldi. Sayın Bakan açıklamasında şöyle diyor.

            “Son 10 yılda zina suçu işleyenlerin sayısında % 220 artış oldu”.

            Aynı konuda Eski Bursa Emniyet Müdürü de basına şu açıklamayı yapmıştı:

            “Piknik ve ormanlık alanlarla, parklar ve metruk yerler fuhuş yatağı oldu” Kolluk kuvvetlerimiz bu durumu önlemede yetersiz kalıyor”.

            Özellikle büyük şehirlerin sokaklarında fahişelerin açıktan kartvizitlerini dağıttığı düşünülünce bu artış az bile sayılır.

            Maalesef gün geçtikçe daha korkunç şeyler oluyor. Bir tarafta bu ve benzer sapkınlıklar ve bu sapkınlıkları teşvike varan tutum ve davranışlar, diğer tarafta insanımızın gelenek-görenek ve inancı. Bu ikilem arasında kalanların psikolojisinin ne hale geleceğini varın siz düşünün. Nitekim son 5 yılda en hızlı artan hastalığın psikolojik bozukluk olduğunu ve bu rakamın ülkemizde 9 milyonu geçtiğini söylüyor doktorlar. Dikkat çekmeye çalıştığım bu çarpıcı sapkınlıklar ve ahlaksızlıklar ne sınır tanıyor ne ayrıcalık. Mesela sadece Asya ülkelerinde yaşları 15’i geçmeyen 2 milyon kadın fuhuş pazarında alınıp satılıyor. Hatta dünyada bu pazarı ülkelerinin kalkınması için bir turizm sektörü olarak kabul etmiş olan ülkeler var. ABD ve AB’de bu hal zaten özgürlük ve kişisel tercih olarak kabul görüyor. Bu anlayışın ürünü olarak da bu ülkelerde doğan çocukların %40’ının babası belli değil. Bu mu insan hakkı?  Bu mu kadınlara reva görülen özgürlük? Bu mu kadın erkek eşitliğiyle varılmak istenen nokta? İnsanlık bu kadar mı alçaldı? Neden bu gerçek görülmek istenmiyor? Neden ilgili ve sorumlular bu konuda körlüğü ve sağırlığı oynuyor? Köleliğin adı ne zamandan beri özgürlük oldu.

            İşin tuhaf ve acı taraflarından birisi de kadın hakları savunucularının sessizliği. Bu dernek ve vakıf sahipleri samimi ve iyi niyetli olduklarını söyleyip dursalar da, ülkemizin ve dünyanın geldiği bu acı gerçeğe hep beraber şahit değil miyiz? Şu televizyon reklamlarındaki, gazete sayfalarındaki kadınla uzaktan yakından alakası olmayan konularda bile kadının yarı çıplak kullanıldığını görmeyen, fark etmeyen var mı? 7 defa boşanmış, uyuşturucu kullanmaktan hüküm giymiş, 3 defa din değiştirmiş, bilmem kaç defa sevgili ve koca değiştirmiş sözde sanatçılara, aile ilişkileri ve mutlu evlilik konularında program yaptırıldığını bilmeyen mi var? Bu programlarda nikâhla alay edildiğini, nikâhın gereksizliğini, nikâh ve bakireliğin tutuculuk ve bağnazlık olduğunu, nikâhsız birlikteliklerin seviyeli arkadaşlık şeklinde takdim edildiğini, örtünün kadındaki güzelliği ve cazibeyi yok ettiğini, güzellik ve çekiciliklerini cömertçe (!) ortaya koyma cesaretini (!) ve hoşgörüsünü (!) gösteren kadın özgürdür denildiğini duymayan var mı? Geçenlerde en saygın haber kanalı diye takdim edilen bir tv kanalında ve “uzun evliliğin sırrı” isimli programda güya uzman bir kişi “kadınlar boşanmadan korkmamalıdır” diyebiliyor. Yine bu ve benzer programlar da kadınlara: “ Kendini eve kapatma, tak-takıştır havanı at, hayatını yaşa, kocan duymasın, saçların dans etsin, kadınlığını ve çekiciliğini saklama” şeklindeki öğütler verildiği bilinmiyor mu? Bir bira firmasının özellikle Üniversite çevresindeki bazı mahallelerde MUHABBET SOKAĞI oluşturma adıyla oraları BARLAR SOKAĞI haline getirme çabaları bilinmiyor mu? Bilinmiyorsa neden bilinmiyor? Konu buraya gelmişken RTÜK’ün zaman zaman verdiği cezalar, ilgililerin de konunun farkında olduğunu gösterse de, bu usulden yazılan cezaların işe yaramadığını hep beraber görüyoruz. Zira eski tas eski hamam misali adam cezayı ödüyor ve gene bildiğini okuyor. Bu konuda devam eden çalışmalar inşallah yasak savma kabilinden olmaz. Millet olarak daha etkili ve cesaretli tedbirler bekliyoruz. Zira bu aşağılık propagandaların hiçbiri havada kalmıyor, özellikle çocuklarımızın aileden aldıkları terbiye ve kültür birikimi tarumar ediliyor “Bir insana kırk gün deli dersen, deli olur” atasözünde belirtildiği gibi, bu kirli oyunun mütemadiyen aile fertlerini de etkilediğine ibretle ve üzülerek şahit oluyoruz. Kim veya kimler bu yozlaşmanın ve kaybedilen hayatların sorumlusu? Hani bir zamanlar “yöneticimiz uyuyor mu?” diye bir reklam vardı ya, Onu hatırlatan bir durumla karşı karşıyayız. Son 5-10 yıldır, kadınlar üzerinden oynanan ifsat oyunlarına erkekler de dâhil edildi. Zira tv’lerdeki dizilerin pek çoğunda erkek oyucuların neredeyse tamamı sakallı. Üstelikte en pis ve sevimsiz roller bu sakallılara veriliyor. Ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde erkeklerin sakallı olmasının ne anlama geldiği düşünülünce, bu akımın tesadüfi değil, bir proje olduğu çok net anlaşılacaktır. Nitekim, öngörüldüğü gibi bu akım kısa sürede etkisini gösterdi ve sokaklar sakallı gençlerle dolup taştı. Eskiden sakal Müslümanları ve Müslümanlığı hatırlatırdı. Şimdilerde moda mı, özenti mi, taklit mi yoksa sünnet mi ayırt etmek mümkün değil. Diğer taraftan nadir de olsa, namaza gelen erkeklerin bile giyimlerine dikkat etmediğini, daracık kot pantolonlarla namaz adabına riayet etmediğini görüyoruz. Herkes bilmeli ki, bütün bu olanlar tesadüfî değil, hepsi hesaplı ve planlı olarak yapılıyor. Sakın ha hiç kimse bu anlattıklarımı “bunlar abartılı söylemler ve küçük bir azınlığın durumu” diyerek hafife almasın. Çünkü hiç kimsenin bunca tuzağa düşmeme ve bunca yalana kanmama garantisi yok. Bu saydığımız olumsuzluklar ayrık otu gibi her tarafı her köşeyi her evi istila etmekte iken, kimse mevcut aile yapısına, geleneklerine, kültürüne ve inancına güvenmesin. Bu zehirli ot hiç beklenmedik bir zamanda her birimizin kapısını sarabilir. Haftaya Cuma günü 4. bölümle devam inşallah.

            Kalın sağlıcakla.

            Nizameddin Aydın