NEREYE BU GİDİŞ? -4-
NEREYE BU GİDİŞ? -4-

S.A… Önceki 3 bölümde özellikle kadınların art niyetli kişi, kurum ve kuruluşlarca ne denli istismar edildiğini, bu istismarın toplumu nasıl derinden etkilediğini irdelemeye çalıştım. Bu gün de, aynı konuyla yakından ilgili olduğuna inandığım birkaç hususa değinmek istiyorum.

           Arz etmeye çalıştığım çarpıklığın bir başka açmazı da, söz konusu eşitlik ve özgürlük söylemlerinde erkekle kadının görev, sorumluluk, kabiliyet, güç, dayanıklılık, beceri ve fıtrat özelliklerinin göz ardı edilmesidir. Farklı özellikleri dikkate almadan yapılan bu çabalar hem erkekler, hem kadınlar açısından haksızlıktır, zulümdür, yalandır, aldanma ve aldatmadır. Aşağıda belirtmeye çalıştığım bilimsel gerçekler de bunu gösteriyor.

Erkeklerin vücutlarındaki kan miktarı % 20 daha fazladır. Vücut ısıları daha fazladır, omuzları daha geniş, kol ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri daha büyüktür. Günlük kalori ihtiyacı kadınlarınkinden 700 kalori daha fazladır. Akciğerleri kadınlarınkinden % 50 daha geniştir. Beyinleri kadınlarınkinden % 14 daha ağırdır. Kalbi daha büyük ve daha az çarpar. Diğer taraftan kadınlar daha şefkatli, hassas, narin, merhametli, strese ve ağrıya daha dayanıklıdır. Yağ dokuları erkeklere göre % 12 daha fazladır. Beynin sinir bağlantılarının farklı dizaynı sebebiyle algılamaları, yön ve yer tayinleri zayıfken, hafıza ve önsezi bakımından daha güçlüdürler. Koklama ve işitme duyuları da daha güçlüdür. Bu farklılıkları artırabiliriz. Benim asıl maksadım bu farklılıkları ortaya koymak değil elbette. Ben yukarda da söylediğim gibi insanımızı düşündürmek ve uygulamalardaki istismara, art niyete, çarpıklığa, çirkinliğe ve yanlışlığa dikkat çekmek istiyorum. Görüldüğü gibi iki cinsin de birbirlerine göre zayıf ve güçlü yönleri vardır. Ama bu durum birini diğerine göre daha üstün veya daha önemli yapmaz. Zira bu durum, kişinin üstlenmesi gereken öncelikli görevlerine uygun bir yaratılış özelliğidir. Bu yaratılıştan gelen farklılıkları dikkate almadan verilen görevler ve sorumluluklar gerçekçi olamaz. Hangi doktora sorsanız sorun, hangi psikologa sararsanız sorun, bu açık ve aleni farklılıkları hem ruhi açıdan, hem fiziki açıdan teyit edecektir. Ama gelin görün ki, yoğun şekilde işlenen kadına özgürlük, kadın- erkek eşitliği ve kadın hakları söylemleri yüzünden bu bilinen ve aleni olan farklılıklar konuşulamıyor da yazılamıyor da. Bu vurdumduymazlığı, kadına duydukları saygı ve sevgilerinden dolayı pozitif ayrımcılık yapıyorlar şeklinde kabul etmek saflık olur. Bir gerçeği saklamak veya örtmek, en hafif deyimiyle muhatabıyla alay etmektir. Birçok bakımdan farklı özellikleri olan iki şeye bunlar birbirinin aysısıdır ve eşittir demek ne kadar gerçekçidir. Mesela bir erkeğe çocuk bakıcılığı veya ev işleri görevini vermek ne kadar akılcıdır. Hangi erkek gece boyu ağlayan veya gün boyu altını kirleten yavrusuna, annenin bitmeyen bir sabır, şefkat ve sevgisiyle yaklaşmayı başarabilir. Aynı şekilde bir kadını da taşocağında çalıştırmak, ona tır şoförlüğü yaptırtmak veya yük taşıtmak en hafif deyimiyle zulüm değil midir? Bu örnekler aslında ne kadının acizliğini ve zayıflığını, ne de erkeğin mükemmel ve üstün oluşunun göstergesi değildir. Kadının daha narin, daha nazik, daha merhametli ve daha sevgi dolu olduğu herkesçe malum olan bir durumdur. Bu hal, kadın için ne mükemmelliktir ne de eksiklik. Asıl eksiklik kadını ve erkeği yaratılış gayesinin, zihinsel ve bedensel özelliğinin dışına itmeye çalışmaktır. Ona ruhi ve bedeni yapısı itibariyle uygun olmayan görev ve sorumluluk yüklemektir. Bu ise, tıpkı İçişleri Bakanına Suriye’deki gelişmeleri, Dışişleri Bakanına da emniyet teşkilatındaki tayinleri sormak gibi bir şeydir. Aksini iddia edenlere, yani kadın erkek arasındaki bütün bu ciddi ve önemli farklılıkları dikkate almaksızın, eşitliği hem ruhi, hem bedeni bakımdan kabul edenlere sormak isterim. Öyleyse en basitinden spor dallarında, mesela güreş, futbol, koşu, yüzme, voleybol, basketbol, halter ve benzeri müsabakalar neden karma yapılmıyor da, kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle oynuyor. Ayrıca hemen bütün spor dallarında erkeklere ait rekorlar kadınlara ait rekorlardan daha yüksektir. Bu arada aklıma geldi. Sanırım İngiltere’de her yıl yapılan bir yarışma var. Bu yarışmaya katılan erkekler, eşlerini sırtlarına alıp, çeşitli engellerden geçerek koşuyorlar. Hangimiz bunun tersini düşünebiliriz.  Aslında bunun cevabını kadın erkek eşitliğini ağızlarına sakız etmiş olanlar da çok iyi biliyorlar ama bindim bir alamete, gidiyorum kıyamete tekerlemesinde olduğu gibi, bu farklılığı fark etmeme, saklama, hatta inkâr etme kurnazlığını sürdürüyorlar. Neden mi? Bir avcı tuzağına avının hoşlandığı şeyleri neden koyuyorsa ondan. İşte bu yüzden diyorum ki, benzer tez ve anlayışların altında, iyi niyet, sevgi ve pozitif ayrımcılık değil, art niyet ve arzular olduğuna inanıyorum. Onlar için bütün mesele, kadının cazibesini, narinliğini, kadınlığını, çekiciliğini ve cinselliğini kullanarak tuzağına düşürmek, toplumu ifsat etmek ve sömürü düzenlerini devam ettirmektir. Zira bu zalimler, yukarıda da belirttiğim gibi bir milleti, bir toplumu öz değerlerine yabancı hale getirmek için işe kadınlardan başlamak gerektiğini çok iyi biliyorlar.

Aile yapısını bekleyen bir başka tehlike de son yıllarda yapılan hukuki düzenlemelerdir. Bunlardan birisi “ailenin reisi erkektir” düzenlemesinin değiştirilerek, güya müşterek yönetim diye bir yol seçilmiş olmasıdır. İlk bakışta gayet makul gibi görünen bu karar, ortak karar alma geleneğini geliştirmekten çok, ihtilafları artıracak, hatta aileyi başsız ve yönetimsiz kılacaktır. Halbu ki peygamberimiz s.a şöyle buyuruyor: “eğer iki kişi bir yolculuğa çıkarsanız, birinizi reis seçin.” Bu sözle elbette peygamberimiz karşılıklı konuşmayın ve istişare yapmayın demiyor. Elbette konuşulacak ve istişare edilecektir ama ortak bir noktada buluşulamadığında, son sözü birisi söylesin ve ona uyulsun demek istiyor. Peygamberimiz iki kişinin geçici bir yolculuğu için bile böyle bir uygulama öngörüyorsa, bir ömür yolculuğuna çıkılan yolculardan bu niye esirgeniyor? Olması gereken ve doğru olan peygamberimizin gösterdiği yoldur. Eğer siz ailede son sözü söyleyecek olanı belirlemezseniz, yeni ihtilaflara sebep olursunuz. Zira bazen acil kararlar vermek gerekir. Bu yapılamadığında yani son sözü söyleyecek birisi belirsizse bütün aile fertleri zarar görebilir. Bu durum günlük yaşantımız da bile karşımıza çıkabilir. Mesela erkek dese ki: “hanım, gel bu yaz tatilinde Kaçkar yaylasına gidelim”, hanım da: “hayır, bu yaz Antalya’ya gidelim” deyip diretse ne olacak? Veya kadın: “bey, gel bu sene beraber umreye gidelim” dese, erkekte: “hanım, umrenin sırası mı şimdi, gel seninle Mısır piramitlerini görmeye gidelim” dese. Bu konuşmalar uzayıp gitse ne olacak? Olacak olan kırgınlık, küskünlük ve stres. Yani hukuk deyimiyle şiddetli geçimsizliğe bir kapı açılacaktır. Hâlbuki herkes şu gerçeği bilir. Askerlik dâhil bütün kurumlarda görüşmeler, konuşmalar yapılır, konu enine boyuna istişare edilir ve sonunda kurum amiri kararını verir ve herkes de bu karara uyar. Hiç bir memur, amirinin direktiflerini şahsi ve nefsi bir mesele olarak algılamaz ve amirine “tamam efendim” veya “peki müdür bey” gibi cümlelerle karşılık verir. Hatta nadiren de olsa, amirinin sert ikazlarını ve fırçalarını bile anlayışla, sabırla ve olgunlukla karşılar. Aile de bir kurum olduğuna göre, müdürüne veya amirine “peki efendim” veya “tamam müdür bey” diyebilen bir memurenin, her hangi bir konuda son sözü kocasının söylemesini veya tercihini aynı şekilde algılaması çok mu zordur ki? Yine kurum ve kuruluşlarda çalışan bir bayanın mesai içinde dışarı çıkmak için amirine haber verirken, kaç kadın evden çıkarken kocasından izin alıyor veya en azından haber veriyor? Üstelik de peygamberimizin bu konuda  “Kocasından izinsiz veya habersiz evden çıkan kadınlar eve dönünceye veya tövbe edinceye kadar, Cenab-ı Allah ve gazap melekleri ona lanet eder” şeklinde H.Ş. varken. Benzer durumu bir onur, gurur, eşitlik veya kişilik meselesi yapıp, tartışmaya veya atışmaya kadar götürmek anlaşılmaz değil mi? Bu sebeple aile reisliği konusunda yapılan yasal değişikliği hem anlamsız, hem gereksiz buluyorum, hem de gerginliklere ve kırgınlıklara zemin hazırladığına inanıyorum.  Unutmayalım ki yeryüzünde, karar verme yetkisine sahip birinin olmadığı bir kurum ve kuruluş yoktur. Bu durum gayet doğal ve gerekli olan bir uygulamadır. Ama her nedense bu doğal ve gerekli durum aile kurumundan esirgeniyor ve adeta aile kurumuna eşbeşkanlık sistemi getiriliyor. Halbuki yasal bir düzenlemeye ve hukuki zorlamaya gerek kalmadan yüzyıllardır aileler kendi içinde bu meseleyi çözmüş olup, yeni düzenlemeler aileleri asla daha mutlu etmemiştir. Kanaatimce aile yapımız içinde % 5-10’u bile bulmayan istisnalar yüzünden genelleme yapıp, konuya hukuki boyut kazandırmak çare değildir, gerek de yoktur. İlgili ve yetkililer çok zor durumda kalıyorlarsa aile reisliği hususunda tercih esası getirilebilirler.

Haftaya Cuma günü 5. bölümle devam inşallah. Sağlıcakla kalın.

 

 

Nizameddin Aydın