DERDİMİZ-DAVAMIZ-DEVAMIZ
DERDİMİZ-DAVAMIZ-DEVAMIZ

Kardeşlerim!

Yılın son aylarını, mevsiminin son günlerini yaşıyoruz.

Bugün hava çok güzel, lakin kışın arifesindeyiz.

Meteoroloji uzmanları yarından sonra güzel havaların yerini soğuk havalara, yağmura kara bırakacağını söylüyorlar.

Olsun, kışlıklarımızı hazırladık, yiyeceğimiz, giyeceğimiz, odunumuz, kömürümüz, çıramız tamam.

Aslında her şeyimiz tamam.

Evlerimiz, arabalarımız, işimiz, aşımız her şeyimiz var. Hem de fazlasıyla..

“Her şeyimiz var ama tadımız tuzumuz yok.

Yok yok ama derdimiz tasamız haddinden çok”…

Keşke dertlerimiz bunlar olsaydı.

O HALDE ASIL DERT NEDİR?

Bugün üç dört odalı evlerimiz var ama içerileri boş. Çocuklarımız başka başka evlerde.

Çok tanıdıklarımız var, hele şu sosyal medyada yüzlerce, binlerce arkadaşımız var. Var ama bir düşmeye gör, ortada hiç kimse yok.

Eşimize, dostumuza, komşumuza ayıracak bir vaktimiz yok.

Nicelik konusunda üstümüze yok ama nitelikten çok mahrumuz.

Bilgiliyiz ama muhakeme cahiliyiz.

Dışarıdan bakıldığında çok şeyimiz var ama içimizde tam takırız…

Sevginin, şefkatin, dayanışmanın yerini sevgisizlik, kabalık ve zulüm almış durumda."

Topraktan, tabiattan, yani doğallıktan uzaklaştık. Uzaklaştıkça da acımasızlaştık.

Beton binalarımız bizi kendisi gibi sert, evlerimizdeki konfor kör, son model arabalarımız bizi topal, mevkiimiz makamımız bizi sağır yaptı.

Ahlak, adalet, anlayış ve merhamet kalmadı dünyamızda.

Sabır, şükür, ümit ve vefa uğramaz oldu semtlerimize.

Benlik, bencillik sardı içimizi ve dışımızı.

Güzelliği / inceliği kaybettiğimiz günden beri birbirimizi tehdit ve tekfir eder olduk.

Sahi biz ne zaman birbirimize böyle düşman olduk?

Heyhaaat!

Dünyamız barut fıçısı gibi…

Bu barut fıçısını biz doldurduk.

Hayret!...

İçimizdeki bu kadar enaniyeti, fenalığı, kini, intikam duygusunu, hasedi ve ihtirası ne ara, nasıl biriktirdik, içimize nasıl, nasıl sığdırdık?..

Söyler misiniz kardeşlerim! Ne yapmalıyız?

 

Yeni bir dünya kurmak için nereden, nasıl başlamalıyız?