BİR UMUT BİR ÇİÇEK
BİR UMUT BİR ÇİÇEK

BİR UMUT BİR ÇİÇEK

                Hayata hiç buradan baktınız mı? Ben okula her gidişimde öğretmenimin bakışları arasında yerimi bulabilir miyim diye düşünür dururdum. Bu gün bana nasıl bakacaksın öğretmenim, beni kendi dünyamda kimlerle buluşturacaksın öğretmenim… diye uzayıp giden ardı ardınca sorular.

                Her gün iliklerime kadar işleyen öğretmen sevgisi… Evde, sokakta, tatilde, her yerde gözümün önünden gitmeyen nurlu bir silüet. Ne yana baksam karşımda güzellikler abidesi.  Arkasından takip ettiğim yolun üzerinde bir çift ayak izi, beni geleceğin hayat ummanında merdivenlerden tırmandıran keskin bir gül kokusuna dönüşmüş… Yüreklerdeki ağrıyı dindiren ilaç gibi etrafa şifa saçarak ufka- o ufuklar ki masmavi gönlümle grileşmiş düşüncelerimin kesiştiği yer- doğru ilerleyen bir sandal… 

                Bir okul bahçesi yine mekan. Köşede öğrencileri izleyen bir öğretmen. Hayır aslında onları izlemiyor. Bahçede koşan çocuklarla beraber koşuyor, yere düşen bir öğrenci gibi yere düşüyor, ağlıyor, ip atlayanlarla beraber sevinçten zıplıyor yerinde. Arada sırada aralarına katılıp hepsinin oynadıkları oyunları aynı anda oynuyor sanki. Her seferinde uzaktan bir el gülücük sallıyor neşe ile.

                Zil sesi bölüyor düşlerimi, bir gülümseme ile sınıfa ‘Hoş geldin’ diyor öğretmenim. Her ders ayrı bir dünya kuruyor bende öğretmenimin anlattığı gizem dolu sözcükleri dökülürken dudaklarından. Sanki yerinden fırlayan öğrencinin zafer kazanmış kahraman bir komutan edasıyla ‘Ben de buradayım öğretmenim, bana da gülümse’ deyişi gözümden gitmiyor film şeridi gibi. Bir anda irkiliyor öğretmenim, yerinden doğruluyor. Kuytu köşede iniltili bir ses var, sınıfın en sessiz çığlığı olan bir öğrenci kendini kapatmış oturduğu masaya bütün öğrencilerin alaycı bakışlarına aldırmadan. Öğretmen birden bitkinleşiyor, köşede üzgün bir çocuk görünce halden hale giriyor. Bütün sınıf alanı kendi yurdu edasıyla savunmaya geçmiş bir asker misali savunmaya geçiyor. Şairin o ünlü sözü geliyor aklına:

                “Kenar-ı Diclede bir kurt kapsa koyunu,

                Gelir de adl-i ilâhi Ömer'den sorar onu!”

 

                Ders mers kalmıyor aklında, gidiyor bütün bildikleri. Taze fidanın o hali gitmiyor gözünün önünden. Derin düşüncelere dalıyor ansızın, kendi çocukluğu geliyor aklına, okula giderken çektiği çileler yumağı aklında kartopu gibi çoğalıyor, çığ gibi büyüyor. Kendine gelip çocuğun başını okşuyor, önünde eğilip yüzüne bir tebessüm konduruyor. O an çocuk hayata dönmüş bir cansız bedeni andırıyor, başını kaldırıp karşılık veriyor gülücükleriyle.

 

Sen gelince sınıfa güzel yüzünle,

Çok sevinirim bilmezsin öğretmenim.

Beni etkileyen varlığın, özünle,

İçimde aşkın,  ölmezsin öğretmenim.

               

                Ben böyle görüyorum öğretmenimi. Bir umut yeşertmek için kendini mumun ışığına feda eden kelebek misali… Bir çiçek büyütmek için toprak olan tohum gibi…ben seni böyle seviyorum öğretmenim.

 

Mehmet Emin KOÇ