SİPAHİ
SİPAHİ

Şu Varat’ın taşına, bakmaz gözün yaşına
İki de kâfir yüzünden neler geldi başına
Haydi de Süleyman Ağam
Haydi de Süleyman Ağam..

Kapağını açtığınızda hemen başta - oraya neden konulduğu kitabı okuyunca netleşen - unutulmuş bir türkünün sözleri karşılıyor sizi ve ardından: “1648 yılı baharında bir öğle üzeri, Sadrazam Terekeci Ahmet Paşa’nın yolladığı kapıcıbaşı ile sekiz bostancı Sivas Kalesi’nin batı kapısından şehre giriş yaptı..”

diyerek başlıyor 280 sayfa boyunca kesintisiz devam edecek olan macera.

Kitaplar ve okuma tutkum aşikar. Yeni çıkan kitaplar kaç yaşına geldim hala heyecanlandırır beni.. Hele yeni çıkan bir kitabın kapağında şahsen tanıdığım birinin, bir arkadaşımın ismi var ise bu heyecanımın nasıl katlandığını tahmin edersiniz.

Yaşar Metin Aksoy hemşerim, Tokat’lı, halen de Tokat’ta yaşayan, Devlet Hastanesinde Kalp Damar Cerrahı olarak çalışmakta olan çok sevdiğim, çok takdir ettiğim, tanıdığım en nev-i şahsına münhasır kişilerden biri. İyi bir hekimdir orası ayrı ama - adını google’da arattığınızda da göreceğiniz gibi- kendisi şu anda geleneksel Türk yayları ve okçuluk konusunda ülkemizin en yetkin kişilerinden biri konumundadır. Bu konudaki katkısı unutulmaz, hakkı ödenmez. Kaybolmaya yüz tutmuş ama oysa kültürümüzde nadide bir yer tutan bir sanatı canlandırması ve uluslar arası boyutlara taşıması Türk Kültürüne yapılmış çok değerli bir katkı. Kendisi 2014 yılından itibaren Türk Atlı Savaş Sanatları üzerine de çalışmalar yapıp lisanslı okçu olarak ulusal ve uluslararası yarışmalara katılmaya devam ediyor.

Kitaba gelirsek. Okurken ve okuyunca gördüm ki böyle bir kitabı ondan başkasının bu kadar güzel yazabilmesi zor. Konu çok karışık değil. İstanbul yönetimine karşı isyan bayrağı açan bir Osmanlı Paşası ve onun karşısında mücadele eden başka paşalar, sipahiler, yeniçeriler, bolca savaş, oluk oluk akan kanlar, hileler, tuzaklar, bireysel çıkarını devlet çıkarının önünde tutanlar, onurlu bir hayat yaşamaktan başka derdi olmayanlar ve arada kıyısından geçilen sevdalar..

Celali isyanlarını tarih kitaplarından hatırlarız. Roman aslında bu isyanlardan birinin çevresinde dönüyor. Ana karakterimiz Süleyman adında bir sipahi beyi. Tımarlı sipahi denilenlerden. Olaylar daha çok onun ve adamlarının etrafında anlatılıyor. Çatışma ve savaş tasvirleri, anlatım dili harika. Osmanlı savaş sanatları, kullanılan aletler, gündelik yaşayıştan izler, silahlar, usul ve esaslar hakkında pek çok şey öğreniyorsunuz. Okurken bazen coşkuyla dolarken, bazen üzülüyor, bazen kızıyor, bazen de hüzünleniyorsunuz. Önünüze çıkacak yeni duyacağınız kelimeler için kitabın sonunda bir sözlük hazır.

Eğer tarihe meraklısınız ve tarihi romanlar okumayı seviyorsanız, 17. yy. Osmanlı dönemi savaşları hakkında bilmediğiniz şeyler öğrenmek istiyorsanız, okçuluk başta olmak üzere savaş silahları konusuna meraklıysanız, “Sipahi” tam size göre bir roman.. Benden tavsiye..