NEREYE BU GİDİŞ? -6- SON-
NEREYE BU GİDİŞ? -6- SON-

Konuyla ilgili yazımın ilk bölümünde, kadınlar üzerinde yoğunlaşan kişi, kurum ve kuruluşların kirli çabalarından ve bunların hile ve tuzaklarından, ikinci yazımda kadın-erkek arasındaki doğal farklılıklar ile “ailenin reisi erkektir” yasasında yapılan değişikliklerden, üçüncü ve dördüncü bölümde kadının çalışma hayatı ile kadın cinayetleri ve kadına şiddeti tetikleyen sebepler üzerinde durmaya çalıştım. Beşinci bölümde de kadın istismarcılığının Avrupa’yı ne hale getirdiğinden ve çocuk bakımının anne ile bizzat yapılması gereğinden bahsettim. Bu son bölümde ise özellikle kadınlar üzerinden yürütülen kirli ve sinsi propaganda sonunda gelinen noktaya dair bazı tespitlerimi paylaşacağım.

            Yazının bütününde vurgulamak istediğim ana tema, gerek ülkemizde, gerekse dünyada kadınlar üzerinden oynanan kirli oyunlar üzerinde durarak, bu oyunların insanlığı nasıl etkilediğini ve bu etkilenmenin ne sonuçlar doğurduğunu, kadın istismarcılığının hangi noktalara vardığını, aile fertlerinin nasıl bu kadar birbirlerine yabancılaştığını ortaya koymaya çalışmaktı. Bunu yaparken, düşüncelerimi tam bir iyi niyet içinde ortaya koyma gayretinde oldum. Yine aynı iyi niyetle, dünya üzerinde yürütülen yanlış ve acımasız yöntemlerle ülkemizde oluşan bir başka menfi değişime dikkat çekmek istiyorum.  Bilindiği üzere “dünyamız artık küçük bir köy haline geldi, Aşağı mahallede bir yalan söylesen, yukarı mahalleye gelince kendi yalanına inanırsın” şeklinde bir söz var ya. İletişim imkânlarının hızla arttığı dünyamız da küçük bir köy durumuna geldi. En uzak bir ülkedeki güzellik ve çirkinlik çok geçmeden her ülkeyi sarabiliyor. Bu anlamda aslında içinde yaşadığımız zaman dilimi tam da güzellikleri ve doğruları yayma zamanı. Ama heyhaaat. İletişim imkânları genellikle art niyetliler elinde olunca, güzellikler ve doğrular yerine çirkinlikler ve yanlışlıklar yarışıyor ve yaygınlaşıyor. Bu yaygınlaşma her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de daha çok giyim-kuşamda kendini gösteriyor. Önceliği ve önemi dolayısıyla bu hususu biraz irdelemek istiyorum. Son yıllarda öyle giyim tarzları ortaya çıktı ki, kadın çıplak mı giyinik mi fark edilemez oldu. Öyle ki, vücudunun en mahrem kısımlarını dahi adeta sergileyen, bütün vücut hatlarını fark edilir hale getiren kısa, ince, daracık, göz alıcı, dikkat çekici renk ve desenlerden oluşan giysiler revaç buldu. Sanki Allah Resulünün “kıyamete yakın giyinmiş çıplak kadınlar zuhur edecek” şeklinde ifade ettiği durumu yaşıyoruz. Hele bu giyim tarzları içinde biri var ki akıllara ziyan. Bir genç kıza silah zoruyla dahi giydiremeyeceğimiz şu iş elbisesinden de beter olan yırtık pantolon modası. Son zamanlarda bu da yetmedi yamalı pantolon modası başladı. Şu kulaklara, buruna, dudağa ve kaşlara takılan hızma ve piercig gibi takılar ise tam bir ibretlik durum. Bu arada zikretmek istediğim bir durum da yine kadınların rağbet ettiği, ayakkabıların burnuna veya topuğuna çakılan nalçaların çıkardığı ses. Bunda ne var ki diyen mütedeyyin kardeşlerime Peygamberimizin şu sözüne kulak vermelerini istiyorum. Allah Resulü şöyle buyuruyor. “Yürürken ayaklarıyla ses çıkaran kadınlara lanet olsun” Bu ses ayak bileklerine takılan halhal için de geçerlidir. Sahi, bir kadına Peygamberimizin lanetini dahi üstlenmeyi göze aldıran, nalçaların çıkardığı tok, tok sesi ile halhallerin çıkardığı şıngırtı sesinin anlamı nedir ki? Bunu düşündüğümde dikkat çekmek, bana bakın, beni fark edin veya ben buradayım anlamından başka bir izah bulamıyorum. Eskiden bu tip ayakkabıları halk deyimiyle “kopuk” dediğimiz erkekler giyerlerdi. Şimdilerde erkeklerde yok denecek kadar azalan bu durumun kadınlarda artmış olmasına doğrusu bir isim bulamıyorum. Aklıma bazı isimler gelse de söyleyemiyorum. Ama şunu rahatlıkla söyleyeyim ki moda denilen illetin insanları ne hallere soktuğu, çoğu zaman düşünmesine ve seçmesine bile imkân bırakmadığını ibretle görüyoruz. Mesela bir kimse yolda gördüğü bir arkadaşına “arkadaş şu burnundaki veya dudağındaki garip şey nedir ki diye soracak veya hayrola pantolonun yırtılmış galiba desek, karşıdaki “böyle giyinmek sevaptır” demenin rahatlığı içinde “moda arkadaş moda” diyebiliyor. Yani bir şey modaysa helaldir, doğrudur, güzeldir ve ne yapsan yeridir! Yani bir başka deyişle moda, bütün değerlerin üzerinde bir tercih ve kabul görüyor adeta. Bu anlamsız modalardan biri de yine mütedeyyin aile kadınlarının başörtülerini, fark edilmemek, dikkat çekmemek için değil de, fark edilmek ve dikkatleri üzerine çekerek daha cazip görünme için kullanıyor durumuna düşmeleridir. Bunu yaparken Peygamberimizin (a.s) “Başlarını çeşitli süslerle deve hörgücü gibi kabartan kadınlara lanet olsun” hadisi şerifini de unutur oldular. Hatta yurt çapında topuz baş kursları veriliyor berberlerce. Aman yarabbi, insanların moda uğruna, düşünme, seçme, beğenme yetilerini ve inanç değerlerini devre dışı bırakması ne büyük talihsizlik ve ne büyük sorumsuzluktur. Mütedeyyin aile kadınlarımızı da etkileyen yanlışlıklar bitmiyor ki. Şu koku meselesi. Evinde gündelikçi kadın kıyafetinde dolaşan kadın, sokağa çıkarken en göz alıcı ve en dikkat çekici bir şekilde giyinmekle yetinmeyip, en çarpıcı ve en etkili kokuyu da sürüp çıkmasının izahı modernlik mi, çağdaşlık mı, özgürlük mü? Yoksa dikkat çekmek, fark edilmek, etkilemek ve kadınca bir tatmin olma arzusu mudur? Bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, bir zamanlar Paris’te oturan insanlar, tuvalet kültürü olmadığı için sokaklarındaki pis kokuyu fark etmemek maksadıyla farklı kokular sürünürlerdi. Bir şey daha biliyorum. O da Peygamberimizin konuyla ilgili uyarısı. Allah Resulü şöyle buyuruyor: “Her göz, yabancı bir kadına bakarak göz zinası işlemiştir. Bir kadının, (sokakta) güzel kokular sürerek erkeklerin kendisini fark ederek bakmasına sebep olması da göz zinası gibidir” Peki, Müslüman bir kadın neden normal bir giyim değil de, yukarda saydığım özellikleri üzerinde bulunduran bir giyim-kuşam tarzı tercih eder?  Bu durumu akılla ve izanla izah etmek mümkün görünmüyor. Ama şunu biliyoruz ki, algı yönetimi son yıllarda çok fazla kullanılan ve yanlışları doğru, doğruları yanlış, güzeli çirkin, çirkini güzel, faydalıyı zararlı, zararlıyı faydalı, yalanı gerçek, gerçeği yalan gibi göstermede yaşamımızı derinden etkileyen bir yöntemdir. Yukarıda da belirttiğim gibi ben şahsen kadınlarımızdaki bu tarz giyimin tercih nedenleri arasında psikolojik bozukluğun, gösteriş budalası olmanın, algı yönetiminin etkisiyle adeta şuur altı davranışın, imani noktadaki zafiyetin, farklı ve ayrıcalıklı görünme çabasının, aşağılık duygusundan kurtulma dürtüsünün ve kendi egosunu tatmin etme ihtiyacının yanında, erkekler tarafından fark edilmek, beğenilmek, hatta onları etkilemek duygusunun da etkili olabileceğini düşünüyorum. Yazımın önceki bölümlerinde de belirttim. Burada bir kere daha belirteyim ki, kadın olsun, erkek olsun, yukarda bahsettiğim dikkat çeken, karşı cinsi tahrik eden, müstehcen ve Peygamberimizin deyimiyle giyinik çıplaklar sayılabilecek sıra dışı giyim-kuşam içinde olanları asla ahlaksızlıkla,  edepsizlikle ve iffetsizlikle itham etmek niyet ve gayretinde değilim ve olamam. Benimkisi, günlük yaşam telaşı içinde ve çoğu zaman farkına bile varmadan yapılan yanlışlıkları hatırlatmak, dostça uyarmak ve düşündürmektir. Son olarak bir tespitimi daha paylaşmak istiyorum.  Evlerde veya sokakta yine mütedeyyin bir aile kadınının, daha 3-5 veya 8-10 yaşındaki yavrusuna gelenek, görenek ve inancımıza aykırı şekilde giydirmesi veya ona genç kız kıyafeti giydirip “ay ne tatlı oldun, yesinler seni” demesini doğru bulmuyorum.  Böyle annelerin daha sonraki yıllarda o yavrusunu gelenek, görenek ve inanışının gerektirdiği bir giyim-kuşama razı etmekte zorlanacağını düşünüyorum. (Not: Gerektiğinde, TCK nun tahrikle ilgili 225 maddesi neden uygulanmaz ki?)

            Kim derdi ki bu gidişin sonu bu noktaya kadar gelecek. Kim derdi ki, kadim medeniyet değerlerimizin yerini, batının ve batılın hiç bir kutsalı ve kırmızıçizgisi olmayan anlayışı hâkim olacak. Mevla’m daha beterinden korusun bütün insanlığı. Mevla’m öncelikle Müslüman’ım diyen kardeşlerimize feraset versin. Yazımı, birinci bölümde de belirttiğim “asil duruşunu sürdüren kardeşlerim bu yazının muhatabı değildir” sözümü tekrarlayarak bitirmek istiyorum. Allah’a emanet olunuz ve sağlıcakla kalınız.

01.12.2017

Nizameddin Aydın