OKUMAK-DÜŞÜNMEK VE AKLI KULLANMAK
OKUMAK-DÜŞÜNMEK VE AKLI KULLANMAK

 

Prof.Dr.Ertuğrul YAMAN

(eyaman60@hotmail.com)

 

Günümüz Dünyası gittikçe derecesine arttıran bir huzursuzluk girdabına doğru yol almaktadır. Çatışma, çekişme ve tefrika oranları İslam ülkelerinde çok daha yüksektir. Bu süreç doğal olarak Türkiye’de de kendini göstermektedir. Yaşanan bütün bu olumsuzlukların sebepleri neler olabilir. Bizce, birçok sebeple birlikte bu olumsuzlukların temelinde okuma, düşünme ve aklı kullanma konusundaki ihmaller yatmaktadır. Oysaki okuma, düşünme ve aklı kullanma, hem İlahi bir emir ve ferman hem de huzur bulmanın yollarıdır.

Yüce dinimiz İslâm, en son ve en mükemmel dindir.  Bu din, Allah (C.C.) tarafından tüm insanlığa bir hidayet, huzur ve kurtuluş reçetesi olarak gönderilmiştir. Dünyayı isteyen için de ahireti arzu eden için de tek yol İslâm’dır. Fani dünya ve baki âlem adına ne ararsanız hepsi Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur. İki cihanın güneşi, güzel ahlâkın timsali Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v.) ise, yine yüce Mevlamızca tüm insanlık âlemine en güzel yol gösterici ve önder olarak gönderilmiştir.  İslâm, hepimiz için en büyük şeref ve yegane huzur yoldur. Nitekim, İslâm’ın tavsiyelerine uyup emir ve yasaklarından uzak duranlar iki cihan saadetini yakalamışlardır. Tam da bu noktada İslâm Dünyası’nda günümüzde yaşanan bunca sorun ve sıkıntı nasıl açıklanabilir gibi bir soru gelebilir. Bu sorunun cevabı da yine İslâm’ın özünde saklıdır. İslâm Dünyası’ndaki bunca karmaşa ve tefrikanın temel sebebi İslâm’ın özünden kopuştur. Şekle ve ritüellere dayalı bir din anlayışı Müslümanları gerçeklerden koparmakta, gayrimüslimlerin kucağına itmektedir.

Genelde İslâm Dünyası’nda yaşanan çatışma ve çekişmeler Türkiye’de zemin bulmuştur. Yaşanan güncel sorun, çatışma ve çekişmelerin birçoğu güya din kaynaklıdır. Bizce asıl sorun, dinden değil, dini yeterince anlamayan, okumayan, düşünmeyen Müslümanlardan kaynaklanmaktadır. Ne yazık ki okumaktan vazgeçip kolay yoldan sadece sorarak öğrenmeyi ve aklımızı kiraya vermeyi alışkanlık hâline getirdik. Evet, okumayı bırakalı medya dindarlığına mahkûm olduk; düşünmeyi bırakalı ise sahte şeyh ve hocaların insafına kaldık. Bu kolaycı ve ucuzcu Müslümanlık bizi felakete sürüklemektedir. Sorunun kaynağı belli olduğuna göre, çareyi de yine orada aramak gerekir. Çözüm; yeniden okumaya dönmek; düşünmek ve aklı kullanmaktır.

Dinimizin İlk Emri: Oku!

İnsan, doğası gereği öğrenme ve anlama merakı içindedir. Öğrenmek, özü itibariyle kendi kendine gerçekleşen bir eylemdir. Ancak, ortam ve şartlar oluşturulmazsa, kendi kendine öğrenme yetersiz kalabilir. Bu bakımdan öğrenme ve anlama ihtiyacını karşılayacak bir eğitici/öğretici ve bir yapı gerekir.  Bu bağlamda, Yaratıcımız, zaman zaman insanlara elçiler göndererek emir ve yasaklarını bildirmiş; bir yönüyle onlara öğrenme ve anlama yollarını açmıştır. Kur’an-ı Kerim’in ilk emri olan ‘İkra’ (Oku!) “Rabbinin adıyla oku” hitabında okumaya ve öğrenmeye açık bir çağrı vardır. Her Müslüman Kur’an-ı Kerim’i okumak, anlamak ve hayatına aktarmak zorundadır. Nitekim, dinimizi okumadan anlamak; anlamadan yaşamak mümkün değildir!

Okumak ve öğrenmek, dini anlama ve yaşamanın iki önemli eylemi olmak yanında hayatı anlama ve anlamlandırmanın da gereğidir. Okumayan ve öğrenmeyen insan, meyvesiz kuru bir ağaca benzer. Toprak suya nasıl hasretse, insanın kalbi ve beyni de okumaya ve okuma sonucu elde edilen bilgilere o derece muhtaçtır. Okuma, kalbin ve beynin de doğal gereksinimleridir. Kalpteki duyguların inceliği, zerafeti ve nezaketi ancak okumakla mümkün olabilirken beynin etkin kullanımı için de okumak şarttır. Okuma alışkanlığını kazanmış olan bireyin duyguları nazikleşir; zekâsı gelişir.  

Okumak! Anlamak! Yaşamak!

Kitap okumanın birçok yararı vardır. Her şeyden önce, okumak, insanın en doğal ihtiyaçlarından birisidir. Nitekim, bu ihtiyaç yeterince karşılanmazsa, insani duygular olumsuza ve yanlışa kayabilmektedir. Okumanın yararlarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

√ Okumak; bilgi, görgü ve deneyim kazandırır.

√ Okumak; geniş bir ufuk ve sağlıklı bir bakış açısı bahşeder.

√ Okumak; bizi başka dünyalara taşır. Her kitap, yeni dünyadır, keşfedilmeyi bekler.

√ Okumak; düşünen, üreten, eleştiren ve duyarlı bireyler yetiştirmenin tek yoludur.

√Okumak; hor görmeyi değil, hoş görmeyi öğretir.

√Okumak; insanı önyargı ve saplantılardan kurtarır.

√ Okumak; algılama, kavrama ve anlama melekelerini yükseltir.

√ Okumak, insana özgüven kazandırır.

√ Okumak, insanı zararlı insanlardan ve alışkanlıklardan korur.

√ Okumak, insana karar verme, planlama, problem çözme becerileri kazandırır.

 √ Okumak; zekâyı açar,  yeni fikirler üretmeye zemin hazırlar.

√ Okumak, empati yapma, iradeyi kullanma ve olgun davranma kabiliyeti kazandırır.

√ Okumak; İnsanı hak ve hakikate götürür.

√ Okumak; millet, vatan, bayrak, devlet duygularını güçlendirir.

√ Okumak; insanları fikir köleliğinden kurtarır. Başkalarının esaretinden korur.

√ Okumak; yanlış ve sapkın düşünce ve telkinlere karşı kalkan olur. 

√ Okumak; toplu yaşamanın ve toplumsal huzurun güvencesidir.

Okuma alışkanlığı, aslında her derdin devasıdır. Kitap okumanın gerekçeleri  ve sağlayacağı faydaları anlatmak için ciltler dolusu eserler yazmak gerekir. Kalkınmış ve gelişmiş ülkeler incelendiğinde, bu başarının temelinde okuma eyleminin yattığı görülür. Nitekim, James Hawel: “Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kâğıttır.” diyor. Doğrudur, çünkü; kitap okumak geçmişteki uzun ve yorucu tecrübeleri bir anda bize kazandırabilir. Ömrünü harcayıp bir buluş yapan veya deneyimlerini yazan bir insanın kitabını okumak aynı zamanda onun bilgi ve deneyimine de ulaşmak demektir. Benjamin Franklin, ne kadar güzel söylemiş: “Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bu gafletten doğacak felaketler azalmaz.”

Eğitimli bireylerden oluşan bir toplumda işler daha kolay ilerleyecektir. Öte yandan; okuma kültürü, bilgi teknolojisi için bir anahtar olacaktır. Günümüzde toplumlar, ancak derin araştırma ve eğitimlerle gelişme, kalkınma ve ilerleme sağlayabilmektedirler. Gelecekte bilgi ve teknolojiyi elde edemeyen toplumlar, yok oluşa doğru sürüklenecektir.

Ne zaman ki dolu zamanlarda, yolculuklarda, evlerde, iş yerlerinde ve pikniklerde… kitap okumaya başlar, sohbetlerin konusu okunan kitaplar olursa, işte o zaman ülkemizde huzur ve güven hâkim olur. Asayiş sorunları en aza iner, hep birlikte rahat, güven ve refah içinde yaşamaya başlarız. Böylelikle bizi rahatsız eden en başta sağlık sorunları olmak üzere, birçok sorun kendiliğinden ortadan kalkmış olur. Okumaktan mana, Yüce Mevlamızın verdiği aklı doğru ve güzel kullanmaktır!..

Düşünmek! Aklı Kullanmak!    

İnsan, akıl sahibi olduğu için, düşünebilen ve muhakeme edebilen bir varlıktır.  Bu özellikleriyle insan, diğer canlılardan ayrılır ve onlar üzerinde üstünlük sağlar.  Bu üstünlüğün elbette bir de bedeli var. Rabbimiz bize aklı, beyni ve düşünme özelliğini vermiş; doğru ve yanlışı; faydalı ve zararlıyı; güzel ve çirkini göstermiştir. Tercihi de yine insanlara bırakmıştır.  İnsan, isterse kendine bağışlanan aklı sayesinde doğru veya uygun olanı bulur ve yaşar. Aklını ve beynini kullanmayan ise yanlış yollara sapar. Bütün bunların sonucunda da ebedi âleme giderken bir sınava tâbi tutulur.

İslâm, akıl ve mantık üzerine kurulu bir dindir. Nitekim, akıl baliğ olmayanlar ve akıldan yoksun olanlar, dinen sorumlu değillerdir. Akıl ve beynin insana verilmesi elbette sebepsiz değildir. Bu nimetler insanlara kullanmaları için bahşedilmiştir. Aklını ve beynini doğru kullanabilen bir insan her iki dünyada hakikat ve huzuru yakalayabilir. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de en fazla vurgulanan emir ve tavsiyelerden birisi düşünmek ve aklı kullanmaktır. Zümer Suresi 27. ayette: “Gerçekten biz, insanlara akıllarını başlarına alsınlar diye her türlü temsiller getirdik.” buyrulmaktadır. Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde “Düşünmez misiniz? Akletmez misiniz? Düşünenler için ibretler vardır…” şeklinde uyarılar vardır. Düşünmek, sorgulamak, akıl yürütmek dinimizin özünü oluşturur. Eğer bunlar yapılmazsa; akıllar tutulur veya başkalarına kiraya verilir.

Beyni Kullanmak!

İnsan beyni, bütün vücudu idare ve kontrol eden muazzam bir organdır. Beyin bilgi deposudur. Aynı zamanda kalple bağdaştırılan duyguların merkezi de beyindir. Duygular, motivasyonlar, umutlar, korkular, heyecanlar… Hayata dair bütün duygu ve düşünceler, beyinde biçimlendirilir. Beynin sunduğu bu imkânlar değerlendirdikçe zekâ da gelişmiş olur.

Yürüyebilmek, konuşabilmek, ağlayıp gülebilmek bile başlı başına birer mutluluk kaynağıdır. Hayvanlarla, insanlarla, çiçeklerle bağlantı kurup iletişim sağladıkça beyin daha da işlevsel hâle gelir. Hayata dair her eylem beynin etkin kullanımına katkı sağlar. İnsan, olay, durum, mekân ve nesnelere dair düşünceler üretmek beyni geliştirir. Böylece daha analitik bir düşünme biçimine sahip olursunuz…

Sorgulayıcı ve eleştirel düşünmek dinimizin de emridir. Günlük dildeki anlamıyla eleştiri sözüne olumsuz bir anlamak yüklemek doğru değildir. Eleştiri doğruyu yanlıştan ayırabilmek demektir.   Eleştirel düşünce yapısına sahip kişilerin birtakım ortak özellikleri vardır. Eleştirel düşünebilenler planlı düşünme ve çalışma düzenine sahiptirler. Diğer taraftan, bu nitelikteki insanlar esnek oldukları için yeni fikir ve düşüncelere açıktırlar. Eleştirel düşünce yapısı için gerekli üçüncü kişisel özellik ise sebattır. Bir işe başlayıp onu sonuna kadar götürecek kararlılığa sahip olmak, eleştirel düşüncenin gelişimi ve tamamlanması için gereklidir. Bu nitelikteki insanlar değişime açıktır, herhangi bir görüşe, yaklaşıma veya modele şartsız olarak bağlanmazlar. Sorgulayıcı ve eleştirel düşünebilen bireyler, akıllarını kimseye kiraya vermezler.

                Sonuç ve Değerlendirme

Dinimizi anlamak ve yaşamak; iki dünyada huzur bulmak için yeniden ve ısrarla okumaya ve aklı kullanmaya ihtiyacımız var. Bir yandan Yüce Yaratıcı’ya gönülden bağlanış, O’nun yüceliği önünde ram olmak, yalnız O’na ümit bağlamak gerekirken öbür yandan da beynimizi etkin kullanmaya, akılla yaşamaya özen göstermek zorundayız. İki cihan saadeti için kaynak gerekiyorsa; Hz.Kur’an var. Önder gerekiyorsa: Hz. Muhammed (s.a.v.) yâr... Bu iki kaynağı rehber edinen bütün Allah (c.c.) dostlarına da gönlümüz açıktır.

Sonuç olarak ibadetlerimizi eksiksiz yapalım ama aynı zamanda bilgi, görgü ve gelişmeye de önem verelim. Dindarlığı yalnızca ibadet, zikir ve sevap çerçevesine sıkıştırmak İslâm’ın ruhuna uygun değildir. Dinimizi pasif kıvamdan aktif hayata aktarmak; dindarlığı hayatın her alanına taşımak ve dünya-ahiret dengesini doğru kurmak zorundayız Zira, Dinimizin temeli nakil kadar akıla da dayanır. Nakillere itibar edelim; ancak; aklı kullanarak bilim ve teknolojinin dümenine oturalım. Müslümanca yaşamak, huzuru yakalamak ve ebedi hayata kavuşmak için okumak, düşünmek, çalışmak ve üretmek gerekiyor. Aslında okumak, düşünmenin; düşünmek aklı kullanmanın sonucunda ortaya çıkar. Bu eylemler, birbirini besler ve bizi her iki dünyada huzur ve mutluluğa götürür.

Kaynakça

Bayram, Servet, Türkiye’de Kitap Okuma Alışkanlığı, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul: (2001).

Odabaş, Hüseyin, Ülkemizde okuma alışkanlığı ve eleştirel okuma, 41.Kütüphane Haftası Panel.  (2005).

Yaman, Ertuğrul,  Susma Sanatı, 5. Baskı, Akçağ Kitabevi,  Ankara, 2016.

Yaman, Ertuğrul; Arslan, Mustafa; Bayter, Mustafa, Gençlik Kılavuzu, Eysem Yay. Ankara, 2016.

Yılmaz, Bülent, Öğrencilerin Okuma ve Kütüphaneyi Kullanma Alışkanlıklarında Ebeveynlerin Duyarlılığı, Bilgi Dünyası, 5 (2), s.115-136. (2004).