ESKİ ÇAĞ (M.Ö 7.YÜZYILI) İLE MODERN ÇAĞ (21.YÜZYILI) METAFORU
ESKİ ÇAĞ (M.Ö 7.YÜZYILI) İLE MODERN ÇAĞ (21.YÜZYILI) METAFORU

ESKİ ÇAĞ (M.Ö 7.YÜZYILI) İLE MODERN ÇAĞ (21.YÜZYILI)

METAFORU

                Tarih, acıdır ki güzellikleri, zaferleri ya da model alınacak etik gibi konularda (İçtimai hayatın gereklilikleri) tekerrür etmemek için bir inadın girdabına girmiştir. Alim olmanın neticesi ilim olduğu gibi, gündüzün neticesi gece olduğu gibi ve gençlikten sonra ihtiyarlığın olduğuna şüphe olmadığı gibi tarihin tekerrüründeki (hayasızlığın ve vicdan bilmezliğin) de elbette ki sebepleri ve bu sebeplerin müsebbipleri vardır. Bu müsebbipler ise değer bilmez vicdan yoksunu, riya sahibi ve enaniyet tacını giyen insan-ı fanidir. Evet saydığım sıfatların sahipleri bu sıfatlarına dört elle sarılmış ve ellerinde sahip oldukları makamlar hiç gitmesin diye adaleti bir zulüm değneği gibi kullanıyorlardı. Böylelikle şunu anlıyoruz ki tarihin edeple ve hakla tekerrür etmemenin sebepleri tarihi haksız bir şekilde zapturapt eden hırsların ve haksızlıkların komutanlarıdır. Ondan dolayı halkın köhne ve sistematik olarak kullandıkları, aynı şekilde gayesini bilmedikleri "Tarih tekerrürden ibarettir" sözünü söyleyip ve hiç bitmeyecek bir kabullenilmişlik limanına razı oldukları ve aslında bunun bir liman olmadığı, bir sığınak olmadığı, aksine bir öğrenilmiş çaresizliğin modern hapsi olduğunu bilmiyorlardı. Bu hapsin kilidi ise vicdan sahibi bir bireyin şevke gelip kilidi açmaya çalıştığında ona karşı söylenilen “tarih tekerrür eder” sözüdür ve onu durdurur. Peki madem tarih tekerrürden ibaret ise o zaman bu tekerrür dahi bir zulümdür ve aynı şekilde adaletsizliktir. Çünkü madem tarih tekerrür demektir, öyle ise o tarih sahip olduğu olumsuzluğu getirdiği gibi olumlu olanı da getirip tekrarlatmalıdır. Onun için burada da anlıyoruz toplumdaki tekerrür eden sözün yanlış olduğunu ve bunun müsebbipleri vardır. Bunları bilenler, bildiklerini yüksek bir şekilde adapla, edeple ve adil ölçülerle cesaretkarane dillendirebildiklerinde o zaman kabul edilmiş çaresizlik hapsinin kilidini kırmış olurlar. Buraya kadarı bir giriş yapmış olduk.

                M.Ö 13 yüzyılın ortalarında vuku bulan Ege göçleri (tunç çağın kapanmasına ve demir çağın başlamasını sebep olan olay) neticesinde Ege, Yunan, Anadolu, Suriye ve Mezopotamya dünyası bir hezeyan ve Karanlık Çağ yaşamıştı. Yaşadıkları bu buhrandan sonra MÖ 8'inci yüzyılın ortaları ve MÖ 7'inci yüzyılın sonuna kadar yaşamış oldukları bir yönetim sistemi vardı. Bu sistem, Aristokratik Oligarşi idi. Bu sistemde soylu olan her birey basileus (kral) olma hakkına sahipti. Bu sistem adaletsiz bir zeminde olduğu için halk tarafından itirazlara sebebiyet veriyordu. Bunun üzerine sistemi revize etmeye çalıştılar. Yeni sistemde ise her soylu kişi basileus (kral) olamıyordu. Yalnız bu sistemse adaletten pay sahibi olabilmek için zengin olmak gerekiyordu. Zengin olmakta yetmiyordu onun için çok zengin olmak zorundaydılar. Fakir halk ise gene fakir olmaya doğru gidiyordu zira zenginler güç sahibi oldukları için fakirlere alan açılmıyordu, aynı zamanda fakir oldukları için hak hukuk ve adaletten pay sahibi olamıyorlardı. Acıdır ki fakir halk yalnız zenginlerin himayesinde çalışabiliyorlardı ve zenginlerde kredi alabiliyorlardı. Aldıkları krediye karşılık kendilerini ipotek gösteriyorlardı. Borçlarını ödemedikleri anda köle durumuna düşüyorlardı. Ne yazık ki 21. yüzyılın modern köleleri gibi itiraz edemiyorlardı. Kafam karıştı tarih tekerrür mü yapmış. Yoksa 21. yüzyıl insanları ileriye ket mi vurmuşlar ya da M.Ö 8'inci yüzyıldakiler 21. yüzyıla entegre mi oldular, ne oldu acaba? Neyse demagojiyi bırak meramını anlat İbrahim.

                M.Ö 7'inci yüzyıl başlarında Ege dünyasındaki Yunan kentlerinde bu Aristokrat Oligarşinin yarattığı sancı alevleniyor ve Aristokrat Oligarşi sistemin içerisinde soylu olmayan zengin (parası olan) Aristokratlar dahi bu gidişatı kabul etmiyordu. Zenginlerdi ama artık para ile alınan adalette para tesir etmiyordu. Soylu olmayan aristokratlar içerisinde iyi hatip olan biri, sistemin haksızlıklarından bıkan halkın da desteğini alıp Aristokrat Oligarşi sisteme karşı isyan ediyorlar. Bunlar tarihte, tarihçiler tarafında bilinen ilk devrim olarak biliniyor. Buna tiran devrimi diyorlardı. Yalnız gülünçtür, tiranlar yönetimi ele geçirdiklerinde aynı zulme yakın bir zulüm yapmaya çalışıyorlardı. Nasıl Aristokrat Oligarşilerin neticesi itirazı bir Tiran ise, aynı şekilde devam eden haksızlıklara karşı bu defa daha bilinçli ve daha modern bir yönteme başvurmuşlardı. Bu yöntem , tıpkı atları yönetmek için ve kontrol etmek için ağızlarına vurulan gem misali gibi haksızca yöneten yöneticiler için bir frenleme mekanizması oldu.

                Bu kanunlar kentlerin entelektüel kişileri tarafından yapılıyordu. Onlara kanun-koyucular diyorlardı. Bunlardan biride Zaleukos idi. Aristo Zaleukos’un çoban olduğunu söylüyordu. Zaleukos Lokrisliler için mükemmel yasalar hazırlamış ve bunları Lokrislilere önermişti. Yasaları çok beğenen Lokrisliler, Zaleukos’a bu yasaları nereden bulduğunu sorduklarında, yasaları kendisinin yazdığını söyler ve böylece Lokrisliler tarafından özgür bırakılıp, yasa-koyucu olarak atanır. Buda tarihe bir bilgenin cahil bir yönetim tarafından atandığını not eder.

 

İbrahim Öğretmen( yüksek lisans öğrencisi)