STATÜKONUN AZİZLİĞİNE NAİL OLAN EĞİTİM
STATÜKONUN AZİZLİĞİNE NAİL OLAN EĞİTİM

 İçtimai hayat kitabının her bir nüshasıdır eğitim. Eğitimin yapay felaketlerin erozyonuna uğraması ne istisnai bir vaka sonucu ne de doğal bir felaketin neticesidir. Eğitimin gaspı, özellikle ideolojik fikir akımlarının vuku bulmasıyla sistematik olarak olmuştur. Bu evre ile beraber tabiatına aykırı olarak hayat bulan eğitim bazı zümrelerin ya da politik geleneklerin hayatı olmuş ve bazı zümrelerinde hayattaki nihayeti olmuştur. Dünyada ki eğitim sisteminin tabiatına uygun olarak hizmet ettirilmemesi, dünya ekosisteminde ki mükemmel döngünün en önemli çarklarından mahrum bırakılmasıdır. Bu çarkın hasar alması ya da bozulması dünyanın sahip olduğu devinimsel yapısına vurulmuş ilelebet bir pranga realitesidir. Prangaya vurulmuş bir sistem ise sağlıklı ürün verme güçsüzlüğünü her zaman istikbaline taşıyacaktır. Bunun neticesi şüphesiz sakat ve eksik bir gelecektir. Bu hali vaveyla kuluçkasını tamamlayamayan bir tavuğun civcivlerine işaret eder. Zira bu bir hakikattir. Kuluçkasını tamamlayamayan bir tavuk ardından ya sakat bir civciv bırakır ya da ölmüş.

                Eğitim realitesinin hayat ile buluşabilmesi için pragmatist anlayışın iflas etmesi kafi değildir. Aksine yok olması daha evladır. Eğitim üzerindeki hegemonik anlayış tamamıyla statükonun yaşamına bir hizmet, eğitime bir hezimettir. Yalnız yanlış anlaşılan husus şu yöndedir. Güya statüko varlığının yaşam devamı, muasırdan dönüp asla avdet olacaktır, anlayışıdır. Böylelikle hayatın sahip olduğu bütün dezenformasyonlar birer silah gibi ve tıpkı kimyasal madde gibi kullanılmaktadır. Bu dezenformasyonlar ve algı operasyonları tamamıyla reel eğitime sıkılmış birer mermi, aynı zamanda bir toplum istikbalinin ölüm şahitliği ve bir istikbal hezimetinin açık çek nezdindedir.

         Devletler, bazı dini anlayışlar ve bazı toplumlar; eğitimi rehin alarak statükonun level atlamasına ve peşkeşlik çekmek adına rehin tuttukları eğitimi farklı formatlara getirip hizmet ettiriyorlar, acıdır ki bu tür devletler, toplumlar ve dini anlayışlar her asırda fethedilmeye mahkum kalıyorlar. Zira statükoyu besleyen hastalık tıpkı kendisi gibi bir illet doğuruyor. İşte doğan her bir illet bir öncekinin sonu oluyor. Bu durum eğer bir devlette, bir sosyal grupta ise ya da dinsel bir gruptaysa istikrarsızlığın temel sebebi çözülmelerin ve yok olmanın kendisi oluyor. Bu yapıların en etkili silahı şüphesiz rehine alınan eğitimdir. Eğitimi çeşitli formatlara büründürüp kendilerine hizmet ettirmeye çalışan ve kendisini var etmeye çalışan yapılar ne yazık ki yukarıda da belirttiğim gibi içinde bulundukları devleti her zaman fethettirmeye götürüyorlar. Bu vaziyet, bazen bir köyü, bir beldeyi, bir ilçeyi, bir ili ve bir ülkeyi hatta ve hatta dünyanın sahip olduğu bu birbirlerinin içerisindeki bütün fertlerin hasta olarak bir yaşam sürmesine sebebiyet vermiş, veriyor ve verecektir. Zikrettiğim bu birbirlerin sahipleri ve sahibeleri ne yazık ki doğada yaşayan ve yavrusunu yiyen bir kaç hayvandan biri olan kediler gibi vahşileşebiliyorlar. Yalnız kedi dahi bu caniliği yaparken emin olun o anlayışa sahip olanlardan daha merhametlidirler. Zira kediler yavru doğurduklarında eğer yavruları sakat ise ve yaşamaları mümkün değilse bunu yaparlar. Ama eşrefi mahlukat olmaya aday olan insan-ı fani bu anlayışa da sahip değil acımasızlığın kitabındaki fihristlerin ta kendileri oluyorlar.

                Biraz da büyük girizgahın aslına gelelim. Peki bu statüko neferleri, insan demeye bin şahit isteyen yaratıklar eğitimi nasıl rehin alıyorlar ve nasıl yürütüyorlar nasıl statükoya hizmet ediyorlar? Eğitim modellerini yapanlar şüphesiz insandır. Bu modellerden biri de, Paulo Freire’nin oluşturmuş olduğu “Bankacı Eğitim” modelidir. Bu model acıdır ki günümüzde demokrasinin egemen olduğu ve olmadığı çoğu ülkede kullanılmaktadır. Bu modelde eğitim, tasarruf yatırımına, öğrencileri yatırım nesnelerine, öğretmeleri ise, yatırımcılara benzetmektedir. Bu eğitim modelinde, öğretmenin görevi sadece bilgi veren bir kaynak şeklindedir. Öğrenci pasif durumdadır, kendisine verilen bilgileri alır ve ezberler. O bilgiyi araştırmaz, yorumlamaz ve eleştirmez. Bu sistemde öğretmen öğrenciye ne kadar çok bilgi aktarırsa o öğretmen o kadar iyi öğretmendir, öğrenci ise bilgi aktarımına ne kadar fazla izin verirse o öğrencide o kadar iyi öğrencidir. Şimdi böyle bir sistemin ürünleri araştırma, eleştiri yapma, yorum yapma şansına sahip olmadığı gibi fikir üretememe hastalığına, atalete ve öğrenilmiş suskunluğa sahip oluyor ve bu sistemle gebe hale geliyor. Bankacı Eğitim modelinin tohumundan doğan her bir mahsul koşulsuz ve kefilsiz öğretilerine bağlıdır, bu bağlılık tamamen bu eğitim modelini kullanan otoritelerin hanesine artı değer katar ve aynı zamanda onun devamına hizmet eder. Ama bu modelde yetişenler öğrenilmiş bir pısırıklığa hakim olur ve o pısırıklığına ne kadar sadık olursa hayatında o kadar lezzet alır.

                Bu modelin artı ve eksi halleri vardır. Artısı tamamıyla modele aittir ve modelin otoritesini büyütür ve yaşatır, eksi tarafı ise çok fecidir, modelin uygulanmaya çalıştığı bütün nüfusun tek tip olmasına, eleştiri ve fikir üretme yetisinden mahrum bırakmasıdır. Eleştiri yapamayan ve fikir üretemeyen koca bir devletin ya da yapının ilerlemesine ve renklenmesine engel teşkil edecektir. Buda o devletin ya da toplumun sonunu olacaktır, bu hazin sonu oluşturan yegane sebep elbette statükonun patron ve patroniçeleridir. Bu eğitim modelinin bir diğer rahatsızlığı içe kapanık bir toplum üretir. Kapanık bireyler kendilerini ifade etme yetisine sahip olmadıkları için ve onları dinleyecek kibarlıkta bir alan bulamadıkları için sahip oldukları rahatsızlıkları ilerler ve depresif nöbetlere sebep olur. Bunun panzehiri ise modern dünyanın hızla yönelmeye çalıştığı “yapılandırmacı eğitim” modelinde saklıdır. Yapılandırmacı eğitim modeli; vericiden alıcıya doğrudan bir eğitim transferi değildir. Bu model de alıcı ve verici arasında bilgi aktarımı oluşurken alıcının sahip olduğu bilgi vericiye bir eleştiri ve yorumlama süzgecinden geçerek transfer olunur. Eleştiri ve yorumlama yetisine sahip olan bir çocuk konuşma, yorumlama ve en önemlisi eleştiri kabiliyetine sahip olur. Bu kabiliyete sahip olan alıcı bu sıfatlarla fikir üretme, eleştiri yaparak kedisini ifade etme, ürün üretme gibi önemli başarıları elde edebilir. Eleştiri kabiliyeti ve ürün üretme yetisine sahip olma şüphesiz bir başarıdır.

 

İBRAHİM ÖĞRETMEN (YÜKSEK LİSANS ÖĞRENCİSİ)