KAPİTALİZMİN DİN CİNAYETİ
KAPİTALİZMİN DİN CİNAYETİ

Modern dünya düzenin terbiyecisi olan kapitalist sistem, yaşından  ödün vermeden bilakis gün be gün gençleşen ve dinamizmi zirve yaparak, sahip olduğu kazanç hırsıyla beyinlerde haşhas etkisi yaratmıştır. Bu sistemin kalibresi kabul edilmelidir ki dünya toplumlarının yüzde doksanın üzerindedir. Bu düzen devamı, kesintisiz oluş müsebbibi şüphesiz beyinleri rehin alan fazla sermaye hırsıdır. Bu hırs ilelebet devam edebileceği gibi yarın da ölebilme riskine de sahip. Fazla sermaye edinme hırsı beyinlerde kendiliğinden oluşmamıştır. Bir düzenin bir aklın ürünüdür ve büyük bir bulaşıcı hastalıktır. Bu fazla sermayeye sahip olma hastalığın oluşma sebepleri muhakkaktır. Tıpkı eskiden Güney Amerika’da kölelere uygulanan mankurtlaşma denilen işkence metodunun hastaları gibi. Bu işkence metodolojisi son derece sistematik ve aynı formatta sahip hastalıklı bireyler doğuruyordu. Kölelerin kafalarına ıslak hayvan derisi geçiriliyor ve güneşin altında tutuluyordu. Deri kurudukça küçülüyor ve kafatasına basınç uyguluyordu. Basınç artıkça beyinde küçük kanamalar oluşuyor. Beyin kabuğu bu durum neticesinde hasar gördüğü için bireyin hafızası siliniyordu. Ve böylece geçmişleri unutturulan bu insanlar, köleleştirilip insanları öldürebilecek hale getiriliyorlardı.

 

                Ne yazık ki kapitalist düzenin dünyası, fazla sermaye hırsıyla ve aşkıyla toplumları mankurtlaştırmış ve gözlerine dolar, euro, sterlin gibi miller çekmiştir. Gözleri kör eden millerin sancıları kulakları da sağır etmiştir. Böylece toplumun sermayedarları ne kedilerinin içinde bulundukları girdabı görüyorlar ne de duyabiliyorlar. Sermaye hırsıyla mankurtlaşan sermayedarlar geçmişlerini unutmuş ve etraflarında yiyebilecekleri yutabilecekleri her şeyi acımasızca tahribata uğratıp yerle bir etme kabiliyetindeler. Kapitalizmin oluşturmuş olduğu, sermayeye teslim olan ruh; sosyal, siyasal, ekonomik ve en önemlisi toplumları manevi olarak diri tutup ve toplumların çoğunlukçu yapısını kabul gören ve beraber yaşama fırsatı doğuran “din” realitesini de hırsının gölgesine almıştır. Mankurtlaşan sermayedarlar, yeryüzündeki bütün nebatatı, insanatı ve hayvanatı adeta vücuda zaruri olan besin maddeleri gibi kullanmaktadır. Hayvanata ve doğaya olan tahribat tıpkı bir erkeğin ihtiras (aşırı güçlü istek) halindeki iğrençliği gibidir. İnsanlığa yapılan tahribat ise tıpkı cahiliye devrindeki kız çocuklarını diri diri gömme caniliğinin tarif bilmezliğidir. Kapitalist anlayışın yeşerip büyümesi uygun bir atmosferin neticesidir. Bunun hayat bulması için kendisine has bir coğrafyaya, uygun bir iklime ve o iklimin sahip olduğu uygun bir toprağa ihtiyaç duyar. Biz burada şunu diyebiliriz ki demek bu özel sistem belli yerlerde yeşerip var olabilir. Bu yerler özellikle Allah katından gelen dinlerin olduğu topraklar değildir. Zira Allah katından gelen dinler tamamıyla kesin çizgilerle belirlenmiştir. Bu çizgiler günümüzde halk arasında kullanılan kırmızı sonra pembe sonra ise görünmez olan çizgilerden değildir. Bunlar tek renklidir ve renkleri ebedidir. Binaenaleyh teşbihte hata olmasın. Yalnız kapitalist sistemin doğduğu ve yeşerdiği atmosfer daha önce hak dinlere hizmet eden atmosferlerin ta kendisidir. Bu çelişki nasıl meydana gelir hem hak dinin olduğu atmosfer hem de kapitalizmin çirkince filizlenmesi. Bu filiz bu atmosferde nasıl yeşerir. Ya hak din, halkı tarafından öldürüldü ya da kapitalist sistem hak din atmosferini suni yolarla bozdu ve orada filizlendi. Özellikle yukarıda belirtmiştim bu sistem kendisine has bir iklimde yaşar ama ilginçtir ve öyle kuvvetli bir meyvedir ki her iklimde yeşeriyor. Hıristiyan dininin kiliselerde rahipler tarafından rehin alınması, daha sonra Ortodoks ve Katolik olarak mezheplere ayrılmasıyla haksız sermaye yollarının kapıları sonuna kadar açıldı ve bu kapılar kapitalist meyvesinin yeşermesinin ilk yağmur damlası hükmündedir. Daha sonraki evrelerde Katoliklerin, dini baskıcı bir argüman olarak kullanmasıyla reaksiyon olarak Protestanlık doğdu. Bu doğum ise kapitalizmin ilk güneşiydi. Protestanlıkta laiklik ortaya çıktı ve böylece kimse kimseye karışmayacak, her din kendi içinde özgür olacak. Laikliğin ortaya çıkmasıyla, toplumun çoğunluğu ne istiyorsa onun kültürel standartları olacak ve toplumun diğer geri kalanında yaşamına saygı gösterilecekti. Böylece Kapitalizmin abı hayatı da verilmiş oldu. Bu evreden sonra dinin oluşturmuş olduğu atmosfer dindarlar tarafından bozuldu ve Kapitalizmin hayat bulacağı bir atmosfer haline getirildi, din devre dışı bırakıldı hükümsüz kaldı. Böylece  toplumun çoğunluğunun hukuku ve kanunları geçerliliği olacaktır. Bu durum modern dünyanın, özellikle çoğu İslam ve İslamiyet'in olmadığı devletlerde hakimdir. Din ise, devlet yönetimlerinde hükmü olmayan ve aynı zamanda kanun hükmüne de sahip değildir. Yukarıda da değindiğim gibi kapitalizmin panzehiri hak olan dindir, din toplumun çoğunluğunun kanununu yapmaz onun hükmünü koymaz. Din sosyal yaşam biçimiyle, ekonomik kanunuyla ve yargısıyla devirler tarafından, hükümler tarafından fethedilmez. Bilakis eğer fethedilirse kapitalist düzen hayat bulur. Dinin bulunduğu atmosferin yıkılması akabinde kapitalizmin acımasız ve ruhsuz mankurtlaşmış çocuklarının iktidarları modern dünyadaki gibi istikrarlı olur. Kapitalizme panzehir olabilecek kanunlara sahip olan din, devletlerin hegemonyasında sembolik olmaktan çıkarsa, ışığıyla dünyaya bir kurtuluş yolu sunar, yalnız dinin iktidarlar tarafından hükümsüz hale getirişi muktedirlerin ışığı, dünyanın karanlığının devamından öte olamayacaktır.