TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ?
TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ?

NİZAMETTİN AYDIN’DAN TARIM VE HAYVANCILIK YAZISI 

Gazetemizde köşe yazıları ile mühim konular üzerine araştırmaları olan İnş. Müh. Nizamettin Aydın, bu kez Tarım ve Hayvancılık üzerine yaptığı araştırmalarını okurlarına sunuyor.

 

            “Son aylarda gündemden düşmeyen, son birkaç yıldır da saman ithalatı, angus canlı hayvan ithalatı, karkas et ithalatı, lop et ithalatı, hatta sınır ötesinde sera ve hara için toprak kiralanması şeklinde adeta gündemin başına oturan TARIM ve HAYVANCILIĞIMIZI irdelemek istiyorum.” Diyerek yazısına başlayan Nizamettin Aydın 10 bölümde konuya dair fikirlerini okurlarıyla paylaşacak. Haftada bir Cuma günü çıkacak çalışmanın ilk bölümünü bugün gazetemizde okuyabileceksiniz.

TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ?

BİRİNCİ BÖLÜM

                Son aylarda gündemden düşmeyen, son birkaç yıldır da saman ithalatı, angus canlı hayvan ithalatı, karkas et ithalatı, lop et ithalatı, hatta sınır ötesinde sera ve hara için toprak kiralanması şeklinde adeta gündemin başına oturan TARIM ve HAYVANCILIĞIMIZI irdelemek istiyorum.

                Konu hakkındaki hassasiyetim 2007 seçimlerinde öne çıktı dersem yanlış olmaz. Zira daha önceki seçimlerde de fark etmiştim ama 2007 seçimleri ve onu izleyen 2011, 2015 seçimleri derken referandumda tam bir şok yaşamıştım dersem abartmış olmam. Hatta referandumdan sonra artık köylere, hatta beldelere gidip gitmemeyi tartıştık arkadaşlarla. Niye mi? Çünkü her yer adeta savaş veya büyük bir felaket sebebiyle terk edilmiş gibiydi. Beldelerde bile kahvehaneler neredeyse bomboş, köylerde ise çoğu evlerin kapı ve pencereleri demir kepenklerle kapatılmıştı. Hani "in-cin top oynuyor" diye bir tabir var ya, aynen öyle idi. Bazı köylerde kedi-köpeğe rastlamak bile nadirattandı. Bırakın beş-on insan bulup konuşmayı, Erbaa, Reşadiye, Başçiftlik ve Almus İlçelerimizin yaylalarında dahi görebildiğimiz hayvanın tamamı 400-500 başlık koyun sürüsünü geçmiyordu. Artova, Zile, Yeşilyurt, Sulusaray ile Merkeze bağlı köy ve beldelerimizin durumu bile çok farklı değildi. Diyebilirim ki, Referandum gezilerinde beni en çok Reşadiye, Almus ve Başçiftlik teki yaylaların bomboş hali ile Merkez İlçeye 15 km uzaklıktaki Çelikli Beldesinin savaştan çıkmış hali etkilemişti. Bildiğim ve duyduğum kadarıyla komşu illerimiz olan Sivas, Yozgat ve Amasya dada durum İlimize benziyormuş.

                Daha bir-iki ay kadar önce adını C olarak anacağım Başçiftlikli, çalışkan, akıllı, tecrübeli, hatırlı ve güngörmüş bir tanıdığımla bu durumu konuştuk.  C özetle şunları anlattı: “Sizin de söylediğiniz gibi maalesef yaylalarımız ve tarlalarımız uzun zamandır bomboş. Elin gâvuru çölün üzerine 15-20 cm toprak taşıyıp sebze-meyve yetiştirirken, denizi doldurup tarım arazisi elde ederken, bataklıkları kurutup sulu tarım yaparken, bizler bu yemyeşil yayları ıssız ve sahipsiz topraklar haline getirdik. Bu yaptığımız ayıbın da ötesinde günahtır günah. Biz asırlardır bu topraklarda hem karnımızı doyurduk hem de adeta vatan bekçiliği yaptık buralarda.  Şimdilerde insansız ve ıssız kalan bu güzel yurt parçasını vatandan saymak bile anlamsızlaşıyor artık. Benim çocukluğunda Başçiftlik'te en az, her biri 1000 baş olmak üzere 8-10 koyun sürüsü ile 2000 civarında sığır, 500-600 civarında da manda vardı. Şimdilerde ise toplam 700-800 civarında koyun, 8-10 manda ve 40-50 tane sığır kaldı. Korkum o ki, bu gidişle önümüzdeki 3-5 yıl içinde bunlarda yok olur. Şahsen ben artık 150 dönümden fazla olan arazimizin yolunu bile unuttum." Bu korkunç gerçeği dinlerken çok derin düşüncelere daldım ve bir müddet adamcağıza ne söyleyeceğime veya ne soracağıma karar veremedim. Kısa bir sessizlikten sonra ise “peki, neden böyle oldu” dediğimde, beklediğim ve her yerde duyduğum şu bilinen sözü tekrarladı. “3-5 ihtiyarın dışında adam kalmadı buralarda, adam. Adam olmayınca tarım da olmuyor, hayvan da olmuyor. Artık buralarda kalanlara kimse kız bile vermiyor, verse bile büyük şehirlerden birisine göçmeyi şart koşuyor." Evet, gerçekten de eskilerin dediği gibi asıl yokluk adam yokluğu idi. Başçiftlik’in, Reşadiye’nin, Almus’ un, Erbaa’nın, Artova, Yeşilyurt ve Sulusaray’ın havası güzelmiş, yaylası genişmiş, otu bolmuş ve insanı çalışkanmış, bütün bunlar kimsenin umurunda değil ve bütün bunlar artık hiçbir işe yaramıyor.

 

                Ben bunları düşünürken C şöyle devam etti. “Gençler askerliğini yapar yapmaz - aldım çantamı elime, çıktım gurbetin yoluna- türküsünü söyleyerek başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerin yolunu tutuyor. Üstelikte geride bıraktığı yaşlı anne-babasının buralarda yapayalnız ne yapacağını düşünmeden gidiyorlar. Gençliğimizde buralardan uzak diyarlara biri gidince anne babası karşı çıkar ve 'oğlum bizi kimlere bırakıyorsun. Biz buralarda bu yaşta, sen oralarda o yaşta ne yaparız, ne yer ne içeriz, sen ne yer ne içersin' derdi. Şimdilerde ise 'git oğul git, git de karnın tok, üstün pek olsun. Bizi düşünme, zaten bir ayağımız çukurda. Sen işini gücünü bulunca bize de üç-beş kuruş gönderirsin' diyorlar. Hâlbuki eskiden gidenlere köyünden kentinde sürekli salça, peynir ve aşlık bulgur gönderilirdi. Şimdi onu da yapamıyorlar. Zira her türlü üretim adeta sıfırlandı buralarda“ dedi. Kafamda bin bir soru oluşsa da sadece “neden böyle olduğu hakkında bir fikriniz var mı” diye sorabildim. Bu sorumu C şöyle cevapladı. “Biraz önce de söylediğim gibi, buralarda artık adam kalmadı adaam. Çünkü her gelen yıl, geçen yılı arattı. Çünkü ne hayvancılık ne de tarım artık karın doyurmuyor, emeğimizi kurtarmıyordu. Gübrenin, mazotun ve yemin peşinden yetişemedik. Son zamanlarda alınan tedbirler ve verilen güvencelerde artık işe yaramıyor. Çünkü çok geç kalındı. Çünkü olan oldu, giden gitti, gidenlerinde geri gelmeye ne niyetleri var ne çabaları.” Bunları duyunca 10 gün kadar önce gazetelerde çıkan “15 yıl önce kırsal kesimdeki nüfusumuz % 26 iken, 2017 itibariyle % 10'a düştü”  şeklindeki günlük haberler aklıma geldi. Bunun anlamı, 15 yılda kırsal çoğu kırsal kesimden olan kaçanların sayısı 12 milyonu buldu demektir. Yani, yılda yaklaşık bir milyon insanımız doğduğu, ama doyamadığı toprakları bırakıp, büyük şehirlerin büyülü havasına kapılıp odacı, kapıcı, çaycı, inşaat veya fabrika işçisi olmuştur. Daha da acısı kaçanların % 90'nın genç nüfus olmasıdır. Bu 12 milyon nüfusun büyüklüğünü daha iyi anlamak için, Milli gelirleri bizim 4-5 katımız olan Belçika, İsveç, İsviçre, Norveç ve Danimarka’nın nüfuslarının 12 milyonun altında olduğunu, bu sektörde dünyaya örnek olmuş olan Hollanda’nın nüfusunun da 17 milyon olduğunu bilmek yeter de artar bile. Ayrıca, doğduğu topraklardan kaçmak durumunda kalanların 12 milyonu bulmuş olması, Ülkemizin çok büyük bir bölümünde de durumun İlimizdekine benzer olduğunu anlatıyordu. C'yi dinleyince şimdi daha iyi anlıyorum, son 10-15 yılda İlimizin nüfusunun yaklaşık 800 binden 600 bine, belde sayımızın 72'den 25, milletvekili sayımızın 7'den 5'e neden düştüğünü. Haftaya Cuma günü ikinci bölümle devam inşallah. Kalın sağlıcakla. 26.01.2018