BİR MESELE VAR
BİR MESELE VAR

BİR MESELE VAR

Bizler ne zaman ki bedenimizi saran kıyafetlerin pahasını ölçer olduk, ufalanmaya başladı bir şeyler. Ne zaman ki paha biçilmez kendi elimizle kurduğumuz dünyalara hayran olduk, böyle böyle başladı her şey. Biz bir acayip olduk. Bir yudum suya bir lokma ekmeğe lüks gözüyle bakabilenler hâlâ yaşamaktayken derdimiz ne böyle bizim? Ödeyeceğimiz borçlar senin de vicdanında bir yerleri yoklamıyor mu bazı akşamlar. Biz ne zaman böyle olduk? Toprak yollara çiçekler eken küçük çocuklar nerede saklanıyor bilir misin? Korkuları kimden, nereden kaçıyorlar?

Korkarım ki adı cehalet, ağır bir hastalık adından daha beter bu hissiyat.

Peki, sen; Hiç sordun mu kendine, aralanacak onca kapı, iyileştirilecek onca cahillik varken senin, benim derdim ne? Derdimiz ne ki sallanmakta olan bir deniz feneri misali parlayıp sönmekteyiz?

İyileştirilecek hastalar son sözlerini fısıldarken sağır oluşumuz niye?

Biliyorum. Bahanelerin, bahanelerim var.

Hem zaten daha çok zaman var. Yarın çıkacağız bu yola hem aman canım bize ne onlar dururken.

Onlar? Hep birbiri ardına sığınan insanlardan kaç kişi kaldı "onlar" dediklerimizi sağlayacak?

Uykuya düşemeyiz. Cehalet kapısı korkunç gıcırtılar yayarken kâbus görebiliriz ancak.

Bir sokakta ansızın bulunmuş bir kadın bedeni olur bu kâbus, bilmediğimiz bir caddeden geçerken korkuyla bakan çocukların gözü olur belki.

Ya da bu hastalık bu cehalet denen illet çoktan sarmış olur dört bir yanı bizim bunların hiç birisini duymaya zamanımız kalmaz. Ve korkarım ki bizler daha önümüzde yarın var diye cesaretlendirirsek kendimizi; kıyısında köşesinde kutup yıldızların saklı olduğu aydınlık yolu aralamaya vakit yetmeyecek.

Uyuma arkadaşım. Aralanacak yenidünyalar varken uyumak yakışmaz.

Çünkü yaşamadan bilinmez ışıksız yollarda kaç gece konaklayacağımız.

Uyan arkadaşım cehalet denen bu illetten kurtulmadan uyuyamayız...

3 yaşındaki minik bedenlerin başına gelenlerden, yolun henüz başındaki hayatlara bu yüklenen külfet niye?

Utanmalıyız, hastalıklı insanlardan utanmalıyız.  Vicdan duygusunun varlığını daha hangi çığlık sesine uyandığımızda duyacağız? Çığlık seslerinin bu denli iğrenç şeylerden değil de, oyun parklarında arkadaşlarıyla koşup oynarken çıkardığı sesler olmasını eminim ki hepimiz istiyoruz. Böyle bir neslin yetişmesi dileğiyle...

Minik bedenlere özür ve sevgiyle...

 

Damla Şahin

İMKB Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi

Okullu Okulsuz Okuyoruz Yazıyoruz Projesi "Okur Yazarlık Atölyesi"