TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ?  BEŞİNCİ BÖLÜM
TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ? BEŞİNCİ BÖLÜM

Özellikle üçüncü ve dördüncü bölümde sunmaya çalıştığım farklı kurum ve kuruluşların raporlarından şu anlaşılıyor. TARIM ve HAYVANCILIK sektöründe süratli ve kalıcı tedbirler alamaz isek, ülkemiz daha uzun yıllar dışarıdan saman, et, canlı hayvan, mercimek, kuru fasulye, nohut vs almaya, çiftçimizden esirgediğimiz paramızı ithalat yoluyla ellere verilmeye devam edeceğe benziyor. Bu durumu ortaya koyan rapor ve görüşlere değinmeye birlikte devam edelim.

                H- Bir başka ilginç veri ise, birbirinden farklı da olsa, Türkiye Ziraatçılar Odası 2010 raporu, Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansının Türkiye Tarım Sektörü 2010 Raporu ve Dünya Bankası 2000 yılı raporlarındaki rakamlardır. Bu raporlara göre ülkemizdeki ekilebilir toprağımız 2002-2012 yılları arasında 24 milyon hektardan 20,5 milyon hektara gerilemiştir. Yani 10 yılda yaklaşık 3,5 milyon hektar toprağımız ekilmediği için üretim dışı kalmıştır. Bu durumun farklı nedenleri olsa da asıl nedenin iç göç olduğu kanaatindeyim. Ekim dışı kalan bu miktarın Belçika’nın toplam yüzölçümünden büyük, Hollanda ve İsviçre’nin toplam yüzölçümüne yakın olduğu düşünülünce, ihmalin büyüklüğü daha net anlaşılacaktır. Başka bir deyişle, 10 yılda 3,5 milyon hektar toprağımız sahipsiz kalmıştır. Sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muzdan son 3 yılda batıya göç edenlerin sayısı 2,5 milyonu aşmıştır. 10-15 yıl ekilmeyen toprağın bütün değerlerini kaybedeceği, adeta taşlaşıp verimsiz hale geleceği gerçeğinden hareketle, bu toprakların adeta soyu tükeniyor diyebiliriz. Dünyada ve ülkemizde kelaynakların ve kaplumbağaların soyu tükenmesin diye yapılan fedakârlıkları, yaşam sırrı olan topraklarımıza göstermeyişimizi anlamak daha da güçleşmektedir. Bütün bunları dikkate alınca TARIM ve HAYVANCILIĞIMIZI bekleyen acı gerçek daha iyi fark ediliyor.

                I - Ülkemiz tarımını tehdit eden bir başka gerçek de yabancılara toprak satışıdır.  Zira yabancılara satılan arazi miktarında üst sınır 2,5 hektar iken 2012 yılında çıkartılan bir kanunla bu miktar 60 hektara çıkartılmış olup, var olan mütekabiliyet şartı da kaldırılmıştır. Mevcut iktidarın Makedonya ve Sudan’da toprak kiraladığını düşününce, insan bu ne lahana bu ne perhiz demeden edemiyor.

                Türkiye Ziraatçılar Derneği’nin 2013 yılı ocak ayında yaptığı açıklamaya göre bu yasanın çıkmasından sonra 6 ay içinde en verimli 6 milyon metrekare toprağımız yabancılara satılmıştır. Bu rakam son 80 yılda satılan toprak miktarından fazladır.

                İ - Ziraat Mühendisleri Odasının hazırladığı rapordaki bir tabloya göre 1998'de 1.84 kg buğdayla 1 lt mazot alınabiliyorken 2017'de 6 kg buğday gerekiyor. 2005'de arpanın kilosu 310 krş iken, 2016'da %225 artışla 722 krş olmuştur. Hâlbuki aynı dönemde mazotun fiyatı 1,7'den 4.25 çıkarak  %2.50 artmıştır. Dap, sülfat ve kompoze gübrede de durum çiftçi aleyhinedir. 

                J- Hayvancılıkta da durum pek farklı değildir. Türkiye Veterinerler Birliği Başkanının açıklamasına göre 1998-2016 yılları arasında koyun eti üretimi %50 azalmıştır. 2002 yılında büyükbaş hayvan sayımız 11.454.526 iken, 2015 yılında ancak 14 milyon olabilmiştir. Yani 13 yılda hayvan sayımız 2,5 milyon artarken nüfusumuz 20 milyondan fazla artmış olup kişi başına et tüketimi mevcut 32 kg/ kişi seviyesinin altında kalmıştır. Küçükbaş hayvanda da durum benzer şekildedir. Son yıllarda yapılan canlı hayvan ithalatımıza ilaveten yeni Bakanımızın talimatıyla Et ve Süt Kurumu, karkas et ve canlı hayvan ithalata devam edecektir. Hâlbuki daha 15-20 yıl önce bırakın canlı hayvan ithal etmeyi, ülkemizden hayvan kaçırılıyor diye sınırlarımızda tedbirler alınırdı. Ama son yıllarda hangi ülkeden ithalat yapalım hesapları içine girildi. İşin tuhaf taraflarından biri de hayvan sayısı bizden daha az olan Avrupa’daki birçok ülkenin bizden çok daha fazla hayvansal gıda üretip satıyor olmasıdır. En çarpıcı olanı da tarımsal ve hayvansal gıda ihracatında dünyada ilk bire giren Hollanda'daki toplam büyükbaş hayvan sayısının 4 milyon olmasıdır. Bu durum, hayvan ıslahı konusunda da alacağımız daha çok yol olduğunu gösteriyor. Nitekim Bakanlığın hazırladığı raporda sığırlarımızdaki kültür ırkı %50 bile değil. Elbette ki bu durum direkt süt üretimimizi de etkiliyor. Zira 2016 yılı toplam süt üretimimiz yaklaşık 19 milyon ton olup çok düşüktür. Bu sebeple de kişi başına yıllık süt tüketimimiz 24 litre iken, bu rakam İtalya’da 60, İngiltere’de 100, İsveç’te 111, Fransa‘da 68, Romanya’da 75 litredir.

                K-  2012 verilerine göre tarımsal üretimde ilk 26 ülkede 1 lt mazotun en pahalı olduğu devletin ülkemiz oluşu ve 2002 yılından bugüne mazot ve gübrenin fiyatı %400 den fazla artarken, buğday fiyatının %100 artmış olmasını düşünülünce ihmalin derinliği daha kolay anlaşılıyor. Haftaya Cuma günü altıncı bölümle devam inşallah. Kalın sağlıcakla.

Nizamettin AYDIN