TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ? ALTINCI BÖLÜM
TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ? ALTINCI BÖLÜM

TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ?

ALTINCI BÖLÜM

                Önceki bölümlerde de belirttiğim gibi bu bölümden itibaren TARIM ve HAYVACILIĞIMIZI canlandırmak ve olması gereken yere getirmek için neler yapabiliriz noktasındaki kendi düşünce ve tespitlerim ile farklı görüşleri de siz değerli okuyucularımla paylaşacağım.

1 - İlk 2 bölümde uzunca izaha çalıştığım "iç göçün durdurulması ve hatta geri döndürülüp insanımızın doğduğu topraklarda doymasının yolları aranıp bulunmalı. Buna mecbur ve mahkûmuz. Bu sağlanmadıkça alınacak diğer tedbirlerin hep havada kalacağına inandığımı peşinen belirtmek inanıyorum.

                Büyük şehirlere göç etmiş olan insanlarımızla görüşüp onlara ”buralarda hayat sizin için daha mı kolay? Neden köyünüzü ve kentinizi terk ettiniz” dediğimde “olur mu başkanım, buralarda hayat daha zor. Yolda harcadığımız zamanı da dikkate aldığımızda her gün en az 12 saat mesai yapıyoruz. Ben köyümde bu kadar çalışsaydım köyümün yarısı benim olurdu” diyor. Öyleyse sizi göçe zorlayan sebepler nedir ki diye sorduğumda ise, sanki sözleşmişler gibi şu üç konuyu dile getiriyorlar.

                a – Sigortamız yok, emekliliğimiz yok.

                b – Kışın çamurundan, yazın tozundan bıktık usandık. (Unutmayalım ki Avrupa ülkelerinde çalışanların ortak anlatımı “oralarda kırsal kesimle şehirlerin pek farkı yok. Yollar asfalt, parkı var, suyu var, doğalgazı var. En önemlisi okulu var, fabrikası var, çarşısı var, vs…” şeklindedir.)

                c – Geçinemiyoruz. TARIM ve HAYVANCILIK emeğimizi kurtarmıyor.

                Dördüncü bir ortak şikâyeti de, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan göç edenler dile getiriyor. Onların ortak derdi de yıllardır var olan terör ve buna bağlı olarak yaylaların yasak kapsamında oluşu. Sırf bu yüzden son 2-3 yılda göçenlerin sayısı 2,5 milyondan fazladır. Kanaatimce, göçü geri döndürmenin veya geç kalınmış bile olsa, durdurmanın sırrı göçenlerin verdiği bu cevaplarda saklı. Yani, kırsal kesimdeki insanımızı buralarda tutmak ve tarımda istihdam edebilmek için kırsal kesimi çamur ve tozdan kurtarıp yaşanabilir mekânlar haline getirmek şart. Terörün sebep olduğu korku ve tedirginliği yok etmek şart. En önemlisi de bu insanların sigorta ve emeklilik sorununa bir yol bulmak şart. Bunun için TARIM ve HAYVANCILIKTA istihdam edilenlerin tarım sigortası pirim ödeme gün sayısını düşürmek veya pirim ödemelerinin en az % 50 sini devletin karşılaması gibi üretici lehine köklü iyileştirmeler yapılmak gerekli görünüyor. Bunları yapabilsek bile, bu insanların TARIM ve HAYVANCILIKLA ilgili bildiklerini unutmuş olmalarından da endişe duyuyorum. Yani ekin nasıl biçilir, bağ-bahçe-tarla nasıl sürülür ve ekilir, hayvan nasıl bakılır veya süt nasıl sağılır, yoğurt ve peynir nasıl yapılır. Ama başka çare yok ve bu insanlara ihtiyacımız var. Zararın neresinden dönülürse kardır diyerek bunun yolunu bulmak zorundayız. Bu yaklaşımla gidenleri geri getiremesek bile kalanları tutabiliriz.

                2 - Dördüncü bölüm H maddesinde belirttiğim “tarım arazilerimin  %65 i 0-5 hektardır” ifadesini dikkate alarak, Bursa İlimiz ve Erbaa- Niksar İlçemizin bir kısmında yıllar önce yapılan arazi toplulaştırma çalışmalarına ilaveten, Özellikle GAP Bölgesinde ve Konya ovasında da devam ediliyor olmasını memnuniyetle karşılıyorum. Bu yeni uygulamada, daha önce çok büyük problemlere sebebiyet veren ve uygulamayı zora sokan “muvaffakiyet şartının” kaldırılıp reysen yapılıyor olması da iyi bir gelişme olarak görünüyor. Belediye Başkanlığım sırasında Tokat İlinde başlattığım 18. Madde uygulamasına çok benzeyen bu durum, 5 hektardan küçük parsel oluşumuna mani olacağı için, bir taraftan tarımdaki verim artarken, maliyet düşecek, zaman, imkân ve emek israfı da büyük ölçüde önlenecektir. Ancak üzülerek belirteyim ki 2015 yılı itibariyle toplulaştırma yapılan arazi miktarımız 100 bin hektarı geçmemiştir. Bu rakam 38 milyon hektar tarım arazimiz yanında hayli önemsiz görünüyor. Mevcuttaki parsellerin büyük çoğunluğunun 0-5 hektar oluşu ve bu küçük parsel sahiplerinin büyük çoğunluğunun da traktör sahibi olduğunu, 60-70 hanelik köyün arazisinin tamamının 3-5 traktörle hem sürülüp, hem ekilip biçileceğini düşündüğümüzde israfın büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır. Tabi ki mesele çıplak traktörle de bitmiyor. Neredeyse traktörün yarı fiyatı kadar, belki daha da fazla alet takımı var. Hal böyle olunca, traktörün ve alet edevatın borcunu ödeyemeyen çiftçiler “bu iş emeğimi kurtarmıyor ”deyip üretim dışında kalıyor. Bu sebeple arazi toplulaştırma çalışmalarının daha yoğun şekilde devam etmesiyle hem verim artacak, hem de zaman ve imkân israfı önlenmiş olacaktır. Konuyla ilgili olarak, Amasya Suluova’da küçük parsel oluşumuna ve lüzumsuz traktör israfına mani olacak çalışmalar yapıldığı duyumlarını aldım. Konuyu detaylıca inceleyemedim ama duyumlarım doğru ise fevkalade örnek bir çalışma olmuştur. İlgililere duyurular.

                3- Ülkemizde, son yıllarda ihmal edilmiş olan hayvan sayımız en kısa zamanda ve güven verici biçimde yapılmalı ve Kurban Bayramında kesilen hayvan sayısı da ciddi şekilde tespit edilip kayıttan düşülmelidir. Zira kanun gereği her 10 yılda bir tarım sayımı yapılması gerekirken 6 yıl geçmişken bu yapılmadı. Dolayısıyla da gerek Çiftçi Kayıt Sistemi verileri gerekse, TÜRKVET kayıt sistemi güvenilir değildir. Belki bu yüzden de konuyla ilgili raporlar birbirine göre hayli farklılıklar gösteriyor.

                4- Buzağı ölümleri ile aşılama konusunda daha titiz olunup, özellikle erken kuzu ve dana kesimine mani olacak etkili tedbirler ve yeni düzenlemeler yapılmalı. Yapılmakla kalmayıp çok sıkı takip edilmelidir. Zira ülkemizin en büyük zaaflarından biri de, alınan kararların doğru uygulanıp uygulanmadığı ve istismarın olup olmadığını yeterince kontrol etmemedir. Bu yazıyı hazırlarken Sayın Bakanımız Fakibaba’nın 2018 yılını buzağı yılı ilan etmesini memnuniyetle karşılıyorum. Haftaya Cuma günü yedinci bölümle devam inşallah. Kalın sağlıcakla. Nizamettin AYDIN