BEN SİZE…
BEN SİZE…

Mertliğin, cesaretin, efendiliğin ve centilmenliğin  destanı olan Çanakkale zaferi, bir milletin yeniden var olma mücadelesinin en büyük  eseridir. Halkımız, tarih boyunca vatan topraklarının korunması ile istiklalini en kutsal görev olarak kabul etmiş,bu uğurda sayısız şehitler vermiştir.

                18 Mart 1915… aradan tam 103 yıl geçmesine rağmen Çanakkale destanı hala hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Türk milleti bu yaşam ve bağımsızlık mücadelesinde vatanını ve onurunu korumak için iki  yüz elli bin şehit vermiştir. Yaşlısı,genci, kadını ve erkeği daha niceleri bu zaferin kahramanları… Gencecik canlar, hayatının baharında bizlere aydınlık bir gelecek bırakmak için toprağa düşmedi mi? Sömürgeye dayalı dünya düzeni kuranlar, Çanakkale'yi geçip ülkemizi  işgal etmek için neler yapmadılar ki.. Hukuk , adalet ve medeniyet savunucusu İngilizler ile Fransızlar, tıpkı bugün olduğu gibi kendilerinin yerine ölmeleri için Mehmet Akif'in 'kimi Hindu kimi yamyam kimi bilmem ne bela' diye adlandırdığı Avustralya'dan  Anzakları, Kanada'dan yerlileri, Hindistan'dan Gurkhaları , Senegal'den zencileri toplamışlardı. Avrupalılar çok iyi bildikleri öldürme sanatını bu insanlara da öğrettikten sonra, deniz üzerinde dağlar gibi duran heybetli gemilere doldurmuşlar  haritada yerini bile bilmedikleri Çanakkale'ye doğru yola çıkarmışlardı.

                Kanla beslenen, kinle kuduran; fakat medeni olmak iddiasından vazgeçmeyen, demokrasi havariliğini kimseye kaptırmayan  kardeşlik ve eşitlik söylemlerini sözde prensip edinen Avrupalı , dişine kan değmiş bir kurt oluvermişti.

                Büyük zaferler kazanmışlardı. Ta ki Çanakkale'ye kadar. Güce tapanlar, Çanakkale'de  ne denli sert bir kayaya çarptıklarını geç fark etmişlerdi. Onlar asırlarca dünyanın her yerindeki  anneleri  ağlatmışlar; fakat Gelibolu'da, Anafartalar'da, Conkbayırı'nda  ilk kez onların anneleri de evlat acısının ne demek olduğunu anlamışlardı Sömürgeciler;  Çanakkale'de, çelikleşmiş  iradesiyle  vatanını ölümüne savunan Mehmetçikle karşılaşınca, sahte demokrasi ve insan hakları savunucuları büyük bir şok yaşamışlardı. Nusret Mayın Gemisinin serdiği mayınların patlamasıyla  düşman gemileri batırılmış ve  moralleri iyice bozulmuştu. Seyit Çavuşların gülleleri, düşman gemilerinin böğrünü delince içlerini büyük bir korku ve panik sarmıştı.

                Buna rağmen Gelibolu'ya  defalarca saldırmışlar, fakat  bu sefer karşılarına büyük bir deha olan Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal  adında genç bir Türk subayı   çıkmıştır. Çanakkale savunmasının temelini atan Mustafa Kemal, o gün Arı burnu kuvvetleri komutanı olarak verdiği emirde "Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zamanda yerimizi başka kuvvetler alabilir." diyerek askerini cesaretlendirirken düşmana da hak ettiği dersi vermiştir.

                İsterseniz gelin bu savaşın ne kadar çetin geçtiğini  Gazi Mustafa Kemal'in ağzından  dinleyelim.  

                "10 Ağustos 1915. Conkbayırı'nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle binlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım.

                'Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela  ben ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız,' dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin ve sessiz adımlarla süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı'nda  çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağıya indirdim.

                Saat 04:30'da kıyametler kopmuştu İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephede, karanlıkta  gökleri yırtıyordu. Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım elimi göğsüme götürdüm kan akmıyordu.Olayı Yb. Servet Bey'den başka kimse görmemişti . Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik yaratabilirdi.

                Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran  ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman Von  Sanders  Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı.

                Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak  tamamen geri çekildi ve Çanakkale'nin  geçilemeyeceğini iyice anlamış oldular."

                Türk Milletinin destanlaşmış  Çanakkale ruhunun, sonsuza dek yaşaması dileğiyle.

                Aziz şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Ruhunuz şad olsun.

NURİ YILDIRIM/ 15 MART 2018