TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ?  SEKİZİNCİ BÖLÜM
TARIM VE HAYVANCILIĞIMIZ? SEKİZİNCİ BÖLÜM

10- Ülkemiz tarım ürünleri çeşitliği bakımından 30 ülke içinde ilk sıralarda yer almaktadır. Özellikle fındık, çay, buğday, et, kayısı, üzüm, tütün, fıstık, pancar ve pamuk gibi ürünlerin fiyatı ile yapılacak her türlü desteğin türü ve miktarı uzun vadeli planlamalar yapıncaya kadar bir yıl önceden açıklanmalı. Devlet alımları ise peşin ve sürekli yapılarak üreticinin hesabını ve tercihini el yordamıyla veya dedikoduyla değil, bilerek yapması sağlanmalıdır. Mesela 2017 destekleri ağustos ayında açıklanmıştır. Nedeeen? Ayrıca bu ürünlerden dünya fındık üretiminin %70'ini üretiyorken ve Malatya kayısımız da AB'den coğrafi tescil almışken dünya piyasasını yönlendirebiliriz. Üzüm, fıstık ve çay için de benzer etkinlikler ortaya koyabiliriz. Böyle olunca hem üreticinin morali ve üretim yapma arzusu yüksek olacak, hem de tüccarın insafına terk edilmemiş olacaktır. Unutmayalım ki, Toprak Mahsulleri Ofisinin piyasadan çekildiği yıllar da fiyatlar düştü ve üreticimiz çok sıkıntılı günler geçirdi.

            11- Tarım arazilerinin veraset yoluyla parçalanmasını önleyecek tedbirler alınmalı. Her ne kadar 5 hektardan küçük arazilerin bölünmesini önleyen bir yasa varsa da, özellikle şehirlere yakın bölgelerde bu engel bir şekilde aşılıp, yazlık evler şekline dönüşmekte olduğu sık rastladığımız bir durumdur. Öncelikli problemlerimizden biri de tarım arazilerinin imara açılmasından doğan sıkıntılarımızdır. Bu husus yıllardır her vesileyle konuşulsa da, belediyelerin yeni yerleşim alanları oluştururken bu hassasiyet unutuluyor. Şu günlerde basına yansıyan Bursa’nın Gemlik ilçesindeki zeytinlik arazinin imara açıldığı haberi de bu endişemi kuvvetlendiriyor. Diğer taraftan İmar Yasasında belirtilen “Birinci sınıf tarım arazilerinde imar uygulaması yapılamaz” maddesini aşma gayretlerine hiçbir şekilde imkân verilmemeli ve belediyelere gelen müfettişler bu konuda da hassas olmalıdırlar.

            12-Ülkemizde TARIM ve HAYVANCILIKLA ilgili dekar başına verim, GSYH oranlarının sürekli düşüşte oluşu, girdi maliyetlerinin yüksekliği, ekim alanlarının küçüklüğü, salma suyla sulamanın devam etmesi, gübre kullanımında dikkatli olunmaması, sürdürülebilir bir devlet politikasının oluşturulmamış olması, 5-10 yıllık planlamalar yapılmaması gibi verilerin pek çoğu aleyhimizedir. Bu durum sektördeki üreticinin rakiplerimizle rekabet etme şansını yok etmektedir. Bu sebeple, en azından bahsettiğim zayıf taraflarımızı telefi edinceye kadar yapılacak destekler en az 2-3 misli artırılarak, üretimden bağımsız tarım desteği şeklinde verilmelidir. Bu tip desteklerin enflasyonist baskı unsuru olacağını iddia edenler varsa da bu iddiaların ya bilgisizlikten ya da kasten ortaya atıldığına inanıyorum. Zira bir konuda yapılan yatırım bir yıl içinde geri dönüyorsa ki TARIM ve HAYVANCILIK böyle bir sektördür enflasyonu yükseltmek yerine düşüşe bile sebep olabilir.

            13- Tarım makinelerinin modernleştirilmesi, salma suyla sulamadan vazgeçilmesi, toprak ıslahının daha ciddi ve yaygın hele getirilmesi, damla sulama (basınçlı sistem) sistemlerinin yaygınlaştırılması, aynı topraktan sürekli aynı ürünü almak yerine münavebeli ekim usulü yaygınlaştırılmalıdır. Zira salma su ile yapılan sulama şekli toprağın ömrünü kısaltıp, verimini düşürdüğü gibi su sarfiyatı da basınçlı suya göre % 150 daha fazladır. Aynı şekilde sürekli aynı ürün ekimi, hem verimi hem toprağın ömrünü olumsuz yönde etkilemektedir. Bir başka önemli husus da uygun çeşidin uygun bölge ve yetiştirme şartlarında yapılmasıdır. Bu hususlar belki çoğu çiftçimiz tarafından bilinen şeyler olsa bile, uygulamada olumsuz örnekler olduğundan hayli endişeliyim. Toprağın tapulu sahibi olan kişi, toprağı istediği gibi kullanamamalı. Zira hiç kimse toprağı yoktan var edip kullanma hakkı elde etmiş değildir. Toprak, her şeyden önce vatan parçası olup, mutlaka en verimli şekilde kullanılmak durumundadır. Bunun için 20 binden fazla Ziraat Mühendisini istihdam eden Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine çok büyük iş düşmektedir. Bu Müdürlüklerin bölgedeki Üniversitelerle işbirliği içinde çalışmaları da fevkalade önemli bir husustur.

            14- Her ne kadar et üretimimiz 2010-2017 yılları arasında artarak 1.173.342 tona çıkmışsa da artan talep karşısında etkili olamamış ve 2010-2017 döneminde ithal edilen canlı hayvan sayısı 2 milyonu geçmiştir. Bu rakama 2018'de ithal edileceği söylenen bir milyon düveyi de katar isek son 8 yılda ithal edilen canlı hayvan sayısı maalesef 3 milyonu buluyor. Aynı dönemde yapılan yaklaşık bir milyon tonluk karkas et ithalatı da dikkate alındığında bu günkü fiyatlarla 25 milyar lira gibi korkunç rakamlar çıkıyor önümüze. Hâlbuki bu açık yeni değil ve her yıl artarak ve de adeta bağıra bağıra geldi. Buna rağmen Tarım Bakanlığımızın hazırladığı yıllık raporlara baktığımızda bu raporlardaki amacın kendinden önceki dönemi geçme çabası olduğu seziliyor. Gerçekten de bu başarılmış. Bazı bakanlar kendinden önceki Bakan dönemindeki verileri kısmen de olsa geçmiş. Ama neye yaradı ki? İthalat önlendi mi? Önemli olan kendimizle yarışmak değil, önemli olan dünya ile ve taleple yarışmaktır. Keşke iş bu ithal belasıyla karşı karşıya gelmeden destekler ete dokunacak şekilde yapılmış olsaydı, üreticimiz aşkla, şevkle ve zevkle işine sarılacak ve eminim yıllık et üretimimiz 1.173.342 tondan 1,8 milyon tona çıkacak, ithalata ödediğimiz para da 10 milyar düşecekti. Neyse olan oldu… Yeni Bakanımız Sayın Fakibaba son yıllardaki ihmal sonucunda artarak devam eden ithalatın yanlışlığını anlamış olmalı ki 2018 yılı için yukarda bahsettiğim çarelerden bazılarını gündeme getirdi. Bu çerçevede 2018-2023 yıllarında stratejik plan uygulanacaktır. Umarım bu plan işe yarar da ülkemizde TARIM ve HAYVANCILIK olması gereken yere biran önce gelir. Sayın Bakanımızın ortaya koyduğu 7 maddelik iyileştirme herhangi bir müdahaleye uğramazsa 4-5 yılda meyvesini verir inşallah. Bu arada Bakanlar Kurulu Kararıyla 2018 yılında canlı hayvan, karkas et, yem hammaddeleri, buğday, mısır, arpa ve daha birçok ürün ithalatında gümrük vergileri düşürülmüş veya sıfırlanmıştır. Mecbur kalınan bu kararın da işe yaramayacağını düşünüyorum. Zira bunun anlamı daha ucuza et, canlı hayvan ve hububat ithal edilecek, içerdeki rekabet gücü zaten zayıf olan üreticimiz ortadan kalkacak demektir. Bu da önümüzdeki yıllarda daha çok ithalata sebep olacaktır. Bu demektir ki daha ucuza ithal edilecek ve içerdeki üreticinin zaten zayıf olan rekabet gücü tamamen ortadan kalkacak demektir. Bu kısır döngü sürdükçe çiftçimiz ve besicimiz kaybedecektir. Tabi ki ülkemiz de.

            Yazın boyunca farklı örnekler sebebiyle yazdığım düşüncemi bir kere daha tekrarlayacağım. Bu ve yukarıda yaptığım durum tespitleri bana en kestirme yolun desteği her konuda en az iki-üç katına çıkarmak olduğunu söylüyor. Haftaya Cuma günü dokuzuncu bölümle devam inşallah. Kalın sağlıcakla.

Nizamettin AYDIN