BU YANLIŞTAN DÖNÜLMELİ
BU YANLIŞTAN DÖNÜLMELİ

Turhal’da Demokrat Parti (DP) ve Şeker İş Sendikası tarafından ‘Şeker Çalıştayı’ düzenlendi. Bir düğün salonunda düzenlenen çalıştaya Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Turhal İlçe Başkanı Galip Doğan, Şeker İş Sendikası Turhal Şube Başkanı Nurullah Alpat ve İYİ Parti Turhal İlçe Başkanı Osman Taylan Ciril ve Turhallılar katıldı.

Çalıştayın açılış konuşması Turhal Şube Başkanı Nurullah Alpat tarafından yapıldı. Alpat, Turhal Şeker Fabrikası’nın özelleştirilmesinin “Tokat’ın acı, kötü bir davası” olduğunu söyledi.

YAZIK EDECEKLER

Şeker İş Sendikası Turhal Şube Başkanı Nurullah Alpat, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin kapatılması demek olduğunu belirtti. Şeker fabrikasının kapatılması ile Tokat’a yazık edileceğini kaydeden Alpat, “Ben konuşmayacağım. Zamanı gelince konuşacağım. İnşallah hükümeti yanlış eleştiren o bürokratlar gerçeği anlatacaklar bir gün. Bu yanlıştan dönecekler. Biz buna inanıyoruz. Hep eleştiriyorlar beni şeker vatan mı? diye. Evet şeker vatan. Ben söylediğim o sloganı hep söyleyeceğim şeker vatandır vatan satılmaz. Biz her zaman söylüyoruz bu mevzu-dava işçinin davası değil. Devlet bir şekilde işçiyi istihdam edecek. Bizler de nefis sahibiyiz kendimizi de düşüneceğiz ama bu dava inanın Tokat’ın acı, kötü bir davası. Turhal’ın acı bir davası kötü bir davası. Şeker fabrikasız Turhal’ı düşünemiyorum. Tokat’ı düşünemiyorum. Ne olursun Cumhurbaşkanım biz size yalvarıyoruz bu yanlıştan dönün” dedi.

TÜRKİYE’DE BİLİNÇLİ BİR POLİTİKAYLA TÜRK TARIMI TASFİYE EDİLMEKTE

Şeker fabrikalarının bu ülkenin güvenlik ve egemenlik meselesi olduğunu belirten Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, uzun süredir vatandaşın vekâlet verdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, milletin gerçek gündeminin değerlendirilmediğini söyledi.

DP Genel Başkanı Gültekin Uysal,  çok uzun bir süredir Türkiye’de bilinçli bir politikayla Türk tarımının tasfiye edildiğini, bunun tütünle beraber başladığını kaydetti. Anadolu’da özellikle Avrupa Birliği’nin telkinleriyle Türkiye’de gayri milli hâsıla içerisinde önemli bir paya sahip tarım sektörünü, çalışanlarıyla, ürettiği katma değerle, insan sağlığını, geleceğini tehdit edecek noktadaki bir hüviyetle beraber tasfiye edilmek adına bir takım telkinler yapıldığını belirtti.

DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın konuşmasının satır başlıkları şöyle oldu:

“Bize dediler ki tarımla iştigal eden nüfusunuz çok fazla, süratle tarımdan bu nüfusu tasfiye edin. Birileri diyebilir ama bunun kararını bu ülkeyi yönetenler kendi öncelikleriyle vermeliydi. Ama hepimizin hafızasında olduğu gibi İMF’nin temsilcileri, Avrupa Birliği’nin temsilcileri gündüz vakti Türkiye’de Avrupa Birliği’ne giriyoruz diyerek bu ülkenin başta egemenlik hakkının müzakere edildiği, en nihayetinde bugün şeker meselesi de bu ülkenin güvenlik meselesi, bu ülkenin egemenlik meselesidir. Şeker vatandır satılmaz. Bunu eninde sonunda gözlerini kapatanlar da, kulaklarını tıkayanlar da Turhal’dan haykırışlarınızı, Anadolu’nun pek çok yerinden haykırışlarınızı eninde sonunda duyacaktır.

YOKSULLUĞA MAHKUM EDİLMİŞ İNSANLAR ‘KADROLU SEÇMEN’ HALİNE GETİRİLDİ

Bugün bile Türkiye’nin büyümesine Türk tarımı önemli bir katkı yapmaktadır. Ama şöyle bir 15 yıllık sürece baktığımızda Türkiye’de köylerden, kasabalardan, kırsal alandan, ilçelerinden, illerinden bu uygulanan politikalarla beraber insanımız çiftçilikte, hayvancılıkta uğraşan, tarımla iştigal eden vatandaşlarımız alın terinin karşılığını alamaz hale getirildi ve büyükşehirlere çok planlı, sistematik bir politik tercihler silsilesinin neticesi olarak büyükşehirlere, metropollere göç etmek mecburiyetinde bırakıldı. Peki, büyükşehirlere göç edildi de ne oldu? Çok bilinçli politikayla özellikle bir takım dini örgütlenmeler ve belediyeler eliyle bu sistemin rehin aldığı iradesini, siyasal sadakatini satın almak adına yoksulluğa mahkum edilmiş insanlar büyükşehirlerde sosyal yardım adı altındaki bu yardımlarla beraber deyim yerindeyse ‘kadrolu seçmen’ haline getirildi, rehin alındı.

“SAYIN CUMHURBAŞKANINI BÜROKRATLAR YANLIŞ BİLGİLENDİRİYOR”

Bugün bu şeker fabrikaları meselesi sadece Şeker İş Sendikası’nın ve şeker çalışanlarının mı meselesi? Üzülerek ifade etmem gerekir. Bir kaç gün evvel Hak İş Sendikası’nın eski genel başkanı, Çorum Milletvekili, Meclis İdari Amiri Salim Uslu beyin kendisinden Allah razı olsun. Bir mesul ses bir yanıyla timsahın gözyaşları diyelim, günah çıkartmak diyelim ama her şeye rağmen çıktı dedi ki; ‘Sayın Cumhurbaşkanını bürokratlar yanlış bilgilendiriyor. Bu yanlıştan dönülmeli’ dedi. Benim gönlüm ister ki Pankobirliğin Genel Başkanı Karaman Milletvekili aynı zamanda da Tarım Komisyonu Başkanı Recep Konuk da çıksın bir şeyler söylesin. Duyanınız var mı? Yok. Esas problemimiz şurada milletin bunca itirazı olmasına rağmen vatan bucağının her bir köşesinden bu itirazların yükselmesine rağmen temsilciniz olan milletvekilleri de bir hak arama merkezi olarak sendikalarımız da çiftçinin örgütlü yapıları, kooperatifleri, birlikleri, Pankobirlik de dahil olmak üzere Ziraat Odaları birlikleri, Türkiye Odalar Borsalar Birliği de başkanları da maalesef sanki Türkiye’de değil başka ülkede yaşıyorlar ne seslerini duyuyoruz ne soluklarını duyuyoruz.”

ALLAH’TAN KORKMAYANLAR BİR BAŞKASINDAN KORKUYOR

En kuvvetli olduğu dönemlerde rahmetle yâd edelim Cumhurbaşkanımız Demirel’i eleştirmişlerdir. Ama bugün Allah’tan korkmayanlar bir başkasından korkuyor. Günaha da girmek istemem. Bunu söylerken de tek derdimiz bulduğumuz her kürsüde ağzımıza gelen her iktidara söylemekteyiz. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilme hüviyetimizle hep bu ölçüyle bu kürsülerden seslenmeye gayret ettim. %10 nişasta bazlı şeker kotasını en son baktılar ki millette büyük bir infial var şeker çalışanlarından büyük bir itiraz var böyle bir ‘enseye bir parmak bal çalalım’ tabirinden de olsa %5’e indiler. Bu bile her şeye rağmen bir kazanımdır Allah razı olsun. Şu soruyu da sormak lazım; şeker kurumu kuruldu beraberinde Bakanlar Kurulu’na her yıl % 50 oranında kotayı artırma yetkisi verildi. 1-2 yıl %25-35 kota kullanıldı ondan sonraki yıllar her yıl azami düzeyde bu kotanın artırılması için Bakanlar Kurulu karar aldı. Almadı mı? Alarak geldik. Bir tane müsteşar yardımcısı dostumuz vardı Tarım Bakanlığı’nda şimdi yurtdışından o anlatmıştı, beni dedi gecenin üçünde kaldırdılar o bahsi geçen şirketin adına eski ABD Dışişleri Bakanı Türkiye’ye gelmiş o şirketin hukukunu korumak için ilgili Ekonomi Bakanı Japonya’daydı. Oradan bize talimat verdi gereğini yaptık dediler. İşte buradan geliyoruz. Biraz önce çerçevesini çizmeye çalıştığım tarımın tasfiyesi hususunda sadece şeker pancarı değil Türkiye gibi 80 milyonu aşan nüfusu olan sadece eğitim çağında ilk ve orta dereceli okullarda 19 milyona yakın öğrencisi-genci olan, 30 milyonun üzerinde turist ağırlayan bir ülkeyiz.

ÜLKEYİ YÖNETENLERİMİZ GEREĞİNİ YAPMIYOR

Bugün Türkiye çok bilinçli bir politikayla, milli güvenliğimizin bir parçası gıda güvenliği haline gelmiş ki bu meselenin en temelinde şeker pancarı, şeker meselesi, nişasta bazlı şeker var. Her geçen gün sosyal güvenlik açıklarının bir kara delik olarak büyümesinin en önemli sebeplerinden birisi medula sistemine kayıtlı sosyal güvenlik sisteminde her geçen yıl katlanarak obezite, diyabet diye teknik tabirle ifade edilen halk arasında şeker hastalığı değil mi? Yüz binlerce çok bilinçsiz genetiği değiştirilmiş buğdaydan başlayarak nişasta bazlı şekerin kullanımıyla beraber çok katmerli bir şekilde sadece bugün için değil bugünden bir takım imkanları ve kaynakları kullandığımız yarın ki nesillerimizin üzerine bir büyük yük olarak gelecek. İnsanımızın neslini tehdit eden, sağlığını tehdit eden gıda güvenliği hususunda maalesef ülkeyi yönetenlerimiz gereğini yapmıyor.

BU ÜLKE HEPİMİZİN

Özelleştirme Yüksek Kurulu bir karar aldı dedi ki ben sadece zarar edenleri değil bütçe açığım büyüyor kâr edenleri de satacağım kardeşim. Türkiye’nin bir terör belası var bu özelleştirmelerde yapılan en büyük hatalardan birisi terörün zemin bulduğu bölgelerden başlayarak Türkiye’de gelir adaletsizliğinden söz ediyoruz değil mi? Kalkınmışlık farkından bahsediyoruz bölgeler arası. Bir yandan bunlardan bahsedeceğiz bir yandan da uyguladığımız politikayla bu gelir adaletsizliğinin daha da derinleşmesi için, daha da katmerleşmesi için bir politikanın sahibi olacaksınız. Bunu kabul edebilme imkânımız yok. Bu ülke hepimizin. Ben inanıyorum ki o Büyük Millet Meclisi’nde vicdanlarıyla oy kullansalar Ak Parti gurubunun tamamı bu meseleyi içine sindiremez. Ama gelin görün ki demokrasi açığı dolayısıyla milletvekilleri seçim bölgeleri Tokat değil, Turhal değil, Amasya değil, Sivas değil, Türkiye’nin illeri değil genel başkanlarının odası. Onlara nasıl yaranırız peşindeler. Gelip burada vatandaşın yakasından tutabileceği, ön seçimin şart olduğu tercihli sistemi koy bakalım bu Tokat’ı temsil edenler başta olmak üzere, bu fabrikaların olduğu vilayetler başta olmak üzere o milletvekilleri yarın döndüğünde memleketimize benim yakamdan asılırlar diye düşünenler vicdanına sığmayan bu kararlara evet diye bilir mi?”