Lisan-ı hâlden anlamak lazım!
Lisan-ı hâlden anlamak lazım!

Lisan-ı hâlden anlamak lazım!

 

Herkesin kendi alanında şehrine katabileceği bir takım güzellikleri mutlaka vardır. Öncelik fedakârlıktan ve riyasız olmaktan geçer. Biz bu duyguları kazandığımız takdirde bir şeyleri değiştirmiş oluruz.

Kimin ne söylediği değil sizin ne yaptığınız önemlidir.

Doğruyu yaptığınız sürece hâsıl olan her netice hayırdır.

Akılları gözlerinde olan avama ders veren fiildir, lisan-ı hal. İnsan vitrinde değil özünde insan olmalıdır. Yani insan davasına sevdalanmalı dik durmalı ve elinden gelenin en iyisini şehrine katmalıdır. Tüm bunları yaparken bir menfaat gözetmeden yürümelidir şehrin sokaklarında.

Mesela bir şairin kalemini kullanması onun lisanı halidir toplum karşısındaki duyarlılığını şirine yansıtması. Bir çiftçinin Kazova'da domates yetiştirmesi hâl lisanıdır. Bir okulun mahallesiyle sarılması, bir yöneticinin insanlarla kucaklaşması hâl lisanıdır. Bir Muhtarın mahallesine sahip çıkması ve insanların dertlerine çare araması hâl lisanıdır. Birçok örnek verebiliriz. Bu toplumda yaşayan insanlar şehrin güzelleşmesini, huzuru ve muhabbeti temin etme noktasında şehrimize katacağı lisan-ı hâl güzelliktir.

Eskilerin vahdeti vücut dedikleri düşüncelerim var. Dileklerim, söylemlerim ve benim şehrim. Say ki ben şiirdim ve bu kentin kalbine doğdum. Kalbim ki akmayı sever yeter ki her koldan sarmayı bilsin. Ah benim şehrim sen iste yeter, yalnız senin mevsiminde yalnız senin için açan akzambak olmak isterim.

Tohumlarını damarlarımıza kadar akıttığımız bu şehrin sokaklarında ciğerlerimize kadar çektiğimiz nefesin vefa borcunu ödemek zor olmasa gerek. O vakit lisanı hâlden anlamak gerek.

Niyeti başka, içindekiler başka, fakat hareketleri başka olan riyakârlar, bedeniyle ruhu uyumsuz olan insanlar anlamazlar hâl lisanından. İnsan kalbini ruhunu doyurmazsa belki iyi bir dünya adamı olabilir fakat lisan-ı hâl ile uyum sağlamamış olur.

İnsan yaşadığı şehrin hamalıdır aslında, derdiyle dertlenir her ne güzellik varsa bize yük değildir. Biz güzellikler kattıkça kalbimiz ve ruhumuz kavileşir ve bir asrın karşısında dik durmaya başlarız.

Topçam’a kar yağınca Yeşilırmak’ın kirpiklerinin ıslandığını hissedemeyenler anlayamazlar lisan-ı hâlden. Kendisine insandan başka yabancı olan bir canlı yok gibi. İşte tam bu noktada karanlığın ötesini görebilen gözler gerek bize.

Bütün kâinattan Dergâh-ı İlâhiye ye giden bir duadır lisan-ı hâl. Bizler insanımıza ve şehrimize değerler katmaya devam edeceğiz. Yaşadığımız anların tesirine göre ne katabilirsek uğraştan geri kalmayacağız. Hakkı ve hakikati yazmaktan geri durmak; güçlülere boyun eğmek ve güçsüzleri aldatmak demektir.

Lisan-ı hâl ile...
Rasim YILMAZ