ORAK ZAMANI
ORAK ZAMANI

Tek tarla için, orak takımlarının hepsini çıkarmamıştı Bilal Dayı.

Bir tarlayı biçip yığına sokunca, işin yeni başladığını gördü.

Orak zamanı gelmişti.

Buğday ambarı olarak kullanılan çubuk sepetlerin üstünden indirdi orak takımlarını.

                Hayadın bir kenarına koydu. Yığın çatalını, tapul ( deste) çatalını, tırmığı, tırpanları bir arada topladı. Tırpanları  çekiçledi. Tırmığın oynayan dişlerini yaptı. Tırpanları bilemek için kullanılan bileği taşı ve masatları, kösüre kabına koydu.

                İş kendiliğinden planlanmıştı. Bilal dayı ve oğlu Cahit,  tırpanla biçecek, Sami de tapul edecekti. Yani deste yapacaktı.

                Tarlaya gitmek için araçları yoktu.  Yürüyerek gideceklerdi. Takımları omuzlarında taşıyacaklardı.  O kadar takımı taşımak kolay değildi. Taşınması en zor olan bir de su testisi vardı. Hepsini alıp gittiler.

                Tarlaya varınca kullanacakları takımları aldılar. Kullanmayacakları ile su testisini bir ağacın gölgesine koydular.

                Cahit’le babası biçmeye başladılar.  Desteci, tapul çatalı ile hazır bekliyordu.  Onlar başa çıkana kadar Sami de üç desteyi yapmış oldu. Babası:

                - Desteleri kip yap Sami. İçine yağmur suyu girmemeli.  Deste kip olursa yığına da su girmez. Dedi desteye ayağı ile dokundu.  Beğendi.

                -Aferin Sami. İşte böyle yap hepsini.

                Akşam eve yorgun dönmüşlerdi. Erken yattılar. Horozlar öterken kalktı desteleri toplamaya gittiler.  Hepsini topladılar. Tarlanın tamamını Bilal Dayı tırmıkla dolandı. Çıkan calazı da deste yapıp yığına vurdular. Yığının üstüne taş koydular.  Desteleri rüzgâr atamaz artık.

                Orak çalışmaları boyunca tüm tarlalarda ekinlerin hepsi bu işlemden geçti. Çalışmalar günlerce sürdü.

                Artık tarlalarda yığınlar yükseliyordu. Biçilecek ekin kalmamıştı.  Bu sonuca   “Orak bitti.” Denir.

                Orak bitti. Birkaç gün dinlendiler.  Kağnıya sap takımını kurdular. Tekerleri, Boyunduruğu, zelveleri kontrol ettiler.  Gün ağarırken Cahitle babası ilk biçtikri tarlaya sap getirmeye gittiler.

Sap kağnısını yığına yakın eğlediler. Zelve bağlarını çözüp öküzleri bıraktılar. Öküzler, bir desteden yemeye başladılar. Cahit uzaklaştıracaktı. Babası engelledi. “ Yesinler. “ Dedi.

                Cahit yığına tırmandı. Üstündeki taşları aldı. En üstteki desteden anadut dolusu sapı aldı. Garaçuvanın içine attı.

                Bilal Dayı, kağnının üstüne çıktı. Cahit’in verdiği desteleri kucağına alıyor, uygun yerlere yerleştiriyordu. Koyduğu her desteyi üstüne çıkıp çiğniyordu.  Bilal Dayı, yeter dedi. Kalana bir sefer daha geliriz.

                Cahit, urganın ortasını kağnının okuna doladı. İki ucunu babasına uzattı. Babası o uçları arkadan bıraktı.  Cahit o uçları mengenedeki dişlere bağladı. Hafif gerdirdi. Babası da indi.  Biri çeliği yarım çevirince ikinci delik çıkıyor, diğer çelik oraya takılıp tam çevriliyordu. Urgan çok sıkıştı. Urganın fazlasını çeliğin altına koydular. Sapla çelik arasında sıkıştı. Kağnıya yüklenen sapın yüzünü tırmıkla taradılar. Döküleni kalan yığının üstüne attılar.

                Kağnı yerinden hareket etti. Sesi köyde duyuldu. Cahit’in oğlu koşarak onları karşıladı. Dedesi onu sap kağnısına çıkardı. Urgandan sıkı tutmasını söyledi.  Kağnıya binen torunu da çok sevinmiş oldu.

Osman Kablan