BUGÜN PANCAR, YÂRİN İŞGEFE
BUGÜN PANCAR, YÂRİN İŞGEFE

BUGÜN PANCAR, YÂRİN İŞGEFE

                Köyde kadınların da lakabı vardı. Lakapları ikinci ad olarak kabullenmişlerdi. Kimse ikinci adlarından rahatsız olmazdı.

                Çil Fadime, kendine yeni bir önlük dikmişti. Önlüğünü önüne taktı. Bir de bıçak aldı.  Sivri ucu olmayan bir çakıya  “pancar bıçağı” adını vermişti. İnekleri sığıra sürdü. Evine dönmeden Nezaket’e uğradı. Beraber pancar (madımak)  toplamaya gittiler.

                İki gün yağmur yağmıştı. Yağmurun yıkadığı madımak yaprakları parlamış, uçları topraktan kalkmış, kökleri üstüne oturmuşlardı.  Sonra güneşte kurumuşlardı. Köyün harmanları yazın harman yeriydi. Şimdi pancar yeri olmuştu.

                Önlüklerin alt ucunu yukarı kaldırdılar. Torba şekli vererek, bağların altına taktılar. Bıçaklarını çıkarıp yere oturdular. Yaşlarına göre en rahat olacak şekilde bağdaş kurdular. Madımak çoktu. Yerlerinden kalkmadan önlükleri dolardı. Bıçakla toprak seviyesinden kesilen madımaklar avuçlarını doldurunca önlüğe koyup devam ediyorlardı. Hem topluyor, hem konuşuyorlardı. Hem konuşuyor hem madımak topluyorlardı.

                Harmanlar köye çok yakındı. Evinden çıkan Böğ etli Dürdane yanlarına uğramadan içeri giremedi. Yere bakarak yanlarına yürüyordu:

                -Anam yağmurdan sonra madımaklar da çok eyce olmuş.

                Yanlarına oturdu. Konuşmalara katıldı. Bıçak olmadığı için uçlarından koparıp avcunu doldurdu.  Gara Fadime’nin önlüğüne koydu. Bir avuçta Nezaket’e verdi. Dürdane:

                -Rahat rahat pancar topluyonuz  da, işgefe  (yufka) yaptınız mı:?

                -Yook dediler ikisi birden.

                -Bugün cumartesi. Çarşambaya ramazan. Ne zaman yapılacak işgefeler?

                -Üçümüz beraber yârin yapalım mı? Dedi Nezaket.Geldik artık . bugün pancar,  yârin işgefe olsun.

                -Orada karar verdiler.

                -Dürdane gitti.

                -Arkasından konuştu Çil Fadime:

                -Evde boş oturuyor.  Şu pancarın güzelliğine bak gelip o da toplasa olmaz mı?

                -Nedecen gı,  Sana ne? Arkasından gonuşma. dedi Nezaket.

                Ertesi gün sabah, üçü bir araya geldiler.  İşgefe (yufka) yapmak için gerekli her şeyi getirmişlerdi. Setenin yanındaki örtmede önce temizlik yaptılar.

                Tozunu süpürdüler. Suladılar. Çaput kilim serdiler. Üstüne de hamur dastarını serdiler.

                En büyükleri olan Çil Fadime hamur teknesinin başına geçti. Torbadaki unu tasla alıp ince eleğe koydu. Eledi. Dürdane hamur yoğurmaya başladı. Hamurun ayarlamasını Çil Fadime yapıyor, o yoğuruyordu.  Ayarlama işi bitti.  Un, su tuz u ayarlamayı  hepsi bilmiyordu. Çil Fadime,  Dürdaneye:

                -Yoruldum. Deme. Çok yoğuracan İçinde pütürler olmayacak.  Dinlendiği zaman yağ gibi olmalı bu hamur.

                Dürdane, genç ve güçlüydü. Hamur çok olduğundan  az sonra yoruldu.

                -Fadiğ aba yetmez mi?  dedi.Çil fadimeye.

                -Ne gı yoruldun mu? Yoğur yoğur. Kulak memesi gıvamında olacak.

                O hamuru yoğururken diğer ikisi boş durmuyordu.

                Ocağın taşlarını ayarladılar. Sacın altını küllediler.   Odun,  getirdiler.

                Hamur dinlenmeye bırakıldı. Oklava, ahtaracak, hamur tahtaları hazırlandı.   Dürdane tekneden aldığı yumaklık hamurları onların tahtalarına atıyor, onlar da yumak yapıyorlardı. Hamur bitti. Yumaklar, dastarın üstüne dizildi.  Ocak yandı. Dürdane ocağın başına geçti. İkisi açtıkları hamurları uzatıyor, Dürdane sacın üstüne oklavayla seriyordu. Diğerini alana kadar öbür elindeki aktaracakla pişeni sacdan indiriyordu.

                Yumaklar azaldıkça işgefeler üst üste yükseliyordu. Son kalan hamurlardan çökelekli yapmak istediler. Bunu yapmak biraz daha uzun sürdü.

                İşgefe gibi açılan hamurların üstü yağlanıyor. Yarısına çökelik seriliyordu. Hamurun diğer yarısı yarım daire biçiminde katlanıp kenarları bastırılıyordu. Sacın üstünde bir yüzü, sacdan inince diğer yüzü yağlanıyordu.

                Okuyanlar belki inanmayacak ama son satırları yazarken güzel bir çökelekli kokusu aldım.

OSMAN KABLAN