BUGÜN MÜLTECİ KALEMİM
BUGÜN MÜLTECİ KALEMİM

Afganistan, Parvan dağlarında kıştan kalma bir günü ağırlarken kara bulutlar şehrin tepesine çökmüş üç çocuklu bir aile yanlarına aldıkları bir valiz, bir kaç parça kıyafet, belki haftalar belki de aylar sürecek varoluş yolculuğuna çıkıyorlardı. Bu, Afganistan’a son bakış son veda idi.

Süreyya, otuz beş yaşında yiğit bir Afgan kadını sözlerine büyük bir sebatla başlıyor: Babam Afganistan ordusunda Binbaşı, eşim askerdi. Maddi imkânlarımız çok iyi olmasına rağmen hayat şartlarımız ve dışarıdan ülkemizi gelip işgal eden yabancılardan dolayı yaşanmaz hâle geldi. Gözlerimi açtığım günden bu yana hep savaş var. Her gün ölümle koyun koyuna yatıp, bomba sesleriyle uyanmaktan bazen kendimi dahi tanıyamaz oluyordum.

Utangaç, çekik gözlü buğday tenli dokuz, on iki ve on beş yaşlarında 3 kızıyla henüz daha idrak edilememiş çileli bir yolculuk. İlk olarak göbek bağları kesilmişti annelerinden ayrıldıklarında. Ve şimdi vatanından kopuyorlardı.

Vatanından ayrı düşmenin nasıl bir sızı olduğunu bilemez insan ve gözünü karartır. Zordur bu ayrılığın tanımı. Kimileri denize yürür, kimileri mavi sularda kıyıya vurur. Kimileri ormanda kaybeder yolunu, kimilerinin de bir mafyanın elinde son bulur yolculuğu.

Daha iyi bir hayat içindi belli ki bu yolculuk. Terör örgütlerinin zulmünden kaçıp kurtulmaktı tüm dertleri. Savaşacakları kimse yoktu ki, olsaydı onlarda ölecekti vatan için. Belki herkes kendi canının derdinde, belki çocuklarının, kim ister ki vatanından kopup başka devletlerde sığıntı gibi yaşamayı?

Gözyaşlarıyla son bakış ve dokunuşların ardından Afganistan da başlayan acılarla dolu bu yolculuk, Pakistan’ da dokuz ay devam eder. Çilelidir, dertlidir gurbet yolları. Kendi kabuğundan çıkamayan dışarıda kalanın halini bilmez

Çalışmaları sorunlu, dilleri ayrı ve başka bir kültürün içerisinde yaşamak kolay olmasa gerek. Mülteci hayatı yaşamanın getirdiği zorluklar anlatmakla bitiremeyiz sanırım. Kopan hayatlar, ayrılan bağlar, dağılan yuvalar, kaybolan çocuklar sadece bunlardan birkaç başlık diyebiliriz. Hızla tükenen birikimleri ve çalıştıkları halde karşılığını alamadan yaşam mücadelesi vermek hayatın getirdiği meşakkatli göç zor olsa gerek.

Pakistan’da zorlu bir süreç ile dokuz ay kaldıktan sonra tekrar bir yolculuk başlar ve rota İran’a çevrilir. İki yıl İran’da hayat mücadelesi devam eder. Daha sonra kaçak yollarla bu durumu dâhi sektör hale getiren, insan satan tüccarlar vasıtası ile Türkiye’ye giriş yaparlar.

Şu an Türkiye’de hayat mücadelesi vermeye devam eden Süreyya, eşi ve kızları zor şartlar yaşasalar da dillerinden düşmeyen sığındıkları liman bir Türkiye var… Buraya kadar aslında her şey olması gerektiği gibi bir mültecinin başına ne geldiyse ne haller ve ne şartlar yaşadılarsa bu zorunluluk durumudur diyor ve Allah onlara da sahip çıksın diyorum.

Süreyya’yı farklı kılan nedir diye soruyorsunuz.

Afgan bir aile Avrupa’ya gitmek üzere pasaportlarını çıkarırlar. Kadın yedi aylık hamiledir. Pasaportlar hazır ve yola çıkmak için birkaç günleri vardır. Yedi aylıkken evinde doğum yapan bu kadın bir bebekle ortada kalmış, onlar için çıktıkları yolculuk başlamadan bitmiştir.

Tüm amaçları insanca yaşayabilmek ve geçinebileceği bir ücret, rahat bir ev, çocukları için okul ve ailesinin hoş karşılanacağı bir toplum hayalinin peşinde koşmak. Bu aile tanıdıkları onca kişiden yardım istedikleri halde hiçbir kimse aile için bir şey yapmamışken, Süreyya üç kızına bir de erkek evlat ekleyerek çocuklarına bakacaklarını söyler. Tüm bunlar halledilir bebeğin anne babası Avrupa’ya gider. Kendisi mülteciyken mülteci doğan canlar, anne babasından ayrılan yavrucaklar, bu hayatın en acımasız darbelerini yiyen talihsiz insanlar.

Daha iyi bir hayat sürme ihtimali ve hayalleri süsleyen konuşmalar, son derece aşikâr tehlikelere rağmen insanların yeniden varoluş mücadelesi. Üç kızına güçlükle bakan anne el kadar sabiyi de yanına almış ve kendi çocuklarından ayırmamaktadır. Bebek şuan sağlığı yerinde Süreyya’nın yanında hayatını sürdürmektedir.

Şimdi soruyorum kendi kendime, kopacak daha kaç bağ kaldı çocuk…

Avrupa’da hayallerin gerçekleştiğini gösteren güvenilir veriler bulunmamaktadır. Benim vatanımın her karış toprağı ve merhamet kokan elleri ilelebet payidar olsun.