SEÇİME GİDERKEN…
SEÇİME GİDERKEN…

Bilindiği gibi, Kasım 2019’da yapılması gereken Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ani ve baskın bir kararla öne alınıp, 24 Haziran 2018’de yapılması kararlaştırıldı. Hâlbuki Ak Parti yetkililerinin başta Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın iktidara geldikleri günden bu yana seçimlerin zamanında yapılacağı yönünde onlarca sözü vardı. Peki, ne oldu da Hükümet bu sözlerini unutup baskın seçim kararı aldı? Ak Partili arkadaşlar, dış mihrakların kışkırtmaları, trollerin işbirliği, gayri Milli odakların oyunları, Feto’nun ihaneti, muhalefetin iftiraları ve Ak Parti kadrolarındaki metal yorgunluğu gibi mazeretler öne sürseler de asıl sebebin, Adalet sistemindeki tıkanıklıklar, sosyal yapının çürümüşlüğü, yolsuzluk ve yandaşlık iddialarının yaygınlaşması, gelir dağılımındaki adaletsizliğin sürekli büyümesi, dış ilişkilerdeki tıkanıklıklar, içerdeki gerginlikler ve ekonomik ve sosyal göstergelerin açık bir biçimde SOS vermekte olduğunu söyleyenlerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır. İşte bu sebeple, ben de bu yazımda ekonomik ve sosyal göstergeler üzerinde durmak istiyorum. Bu baskın seçim vesileyle şu hususu da belirtmeliyim ki, bazı partiler devletten aldıkları milyonlarca seçim yardımı sayesinde, her ilde onlarca seçim arabaları, bilbordlar ve bildirilerle tanıtım yaparken, tv ve gazetelere de bol bol reklamlar verdiği herkesin malumudur. Bu partilerle, seçim yardımı verilmeyen partilerin adata yardım dilenerek, şu mübarek Ramazan ayı içinde yapılan seçim yarışına, ADİL BİR SEÇİM GÖZÜYLE BAKACAK KADAR HAK VE ADALET YOKSUNU KAÇ KİŞİ VAR ACABA? Bu durum aslında sadece partilere yapılmış bir haksızlık değil, demokrasiyle ve adil bölüşümle alay etmektir, dalga geçmektir.

 

EKONOMİK GÖSTERGELER:

 

1-Büyümedeki çelişki: 2017’deki, %7,3 lük büyüme "rekor" diye takdim edilirken, aynı yıl kişi başına gelirin, 10.870 $ dan 10.525 $ a gerilemiş olmasını nasıl izah edeceğiz? Bu çelişki sadece 2017 yılı ile de sınırlı değil. Zira 2003-2017 arasındaki 14 yıllık dönemde büyüme ortalaması 4.79 olup, 1983-1997 arasındaki 14 yıllık dönemdeki büyüme ortalaması olan 5.01’den bile daha düşüktür. Mevcut Hükümetin, 2006 ve 2017 yıllarında, büyüme hesaplanmasında yaptığı değişiklileri düşündüğümüzde, durumun daha da ümitsiz olduğu kesindir.

2-Kaynak bulma telaşı: Halk tabiriyle artık denizin bittiği ve duvara toslanıldığı açıkça görülüyor. Bu durumu yetkililer de görüyorsa da, halka vaat edilen yatırımlar için yeni kaynak bulmak gerekiyordu. Bu maksatla:

3-Varlık fonu kuruldu: Kaynak bulmak maksadıyla başvurulan ilk tedbirlerden biri, dış kaynak bulmada teminat olarak göstermek maksadıyla Ağustos 2016 yılında kurulan varlık fonudur. Fonun kuruluşuyla birlikte THY, Halkbank, Ziraat Bankası, Borsa İstanbul, Botaş, Türk Telekom, Türksat, Savunma Sanayini Destekleme Fonu ve turistik bölgelerdeki devlet arazileri bu fona aktarılarak ilk etapta 80-90 milyarlık garanti kaynak oluşturuldu.

4-Milli varlıklarımızın satılması: Yetmedi. Uzun bir süredir ara verilen fabrika satışları alelacele tekrar gündeme alınarak kalan fabrikalar da satılarak nakit’e çevrildi.

5-Devlet Tahvili çıkartıldı: Yetmedi. Kısa ve uzun vadeli devlet tahvili çıkartılarak borçlanıldı.

6-Altınımız rehin verildi: Yetmedi. Borç almada teminat olmak üzere Merkez Bankamızdaki 450 ton altınımız İngiliz Bankalarına rehin olarak verildi. (Bu konuda Hükümetten bir itiraz duymadım).

7-Yastık altı altınların toplanması: Yetmedi. Halkın elinde olan ve yastık altı diye tabir edilen altınlara göz dikerek kampanya başlattı.

8-Varlık Barışı: Yetmedi. Varlık barışı yasası çıkartıldı. Bu yasaya göre yurt dışında parası olanlar bu paralarını Türkiye’ye getirirlerse hiçbir şey sorulmayacak. Yani bir nevi kara para aklama yasası çıkartıldı.

9-Son ümit Londra Bankerleri: Yetmedi. Sayın Cumhurbaşkanımızın Mayıs başlarında yaptığı İngiltere ziyaretinde ekonomik konular ele alındı. Dış yatırımların artırılması ve ülkemizdeki bazı yatırımlara kaynak sağlanmasının konuşulduğu konulara son noktayı koymak üzere Sayın Mehmet Şimşek ekibiyle İngiltere yolcusu.

10 -İhracat patladı diyenler ithalattan bahsetmiyor: Hâlbuki ithalatı en hızlı artan ülkeler sıralamasında birinci olduk. Ayrıca, 1989-2003 arasında ihracat % 400 artarken, 2003-2017 arasındaki ihracat artışı % 340’ta kalmıştır.

11- $ ın artışı durdurulamıyor: $ bir yıl önce 3,5 lira iken, şimdi 5 lira sınırına dayandı. Mayıs 2018 itibariyle toplam borç stokumuzun 480 milyar $ olduğu düşünüldüğünde, sadece son bir yıldaki $ artışından dolayı borcumuz 700 milyar tl’den daha fazla artmıştır.

12-Faiz ödemesi ve oranları sürekli yükseliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız faiz lobilerine meydan okudukça faiz oranları sürekli yükseliyor. Nisan 2018 sonunda 1.75 artışla 13.75 yükselen faiz oranları, 24 Mayısta 16,5 olarak yeniden belirlendi. Diğer taraftan, 2017 bütçesinde 57 milyar olan faiz ödemesi, 2018 bütçesinde 72 milyar olarak yer aldı. Son 15 yılda ödenen faiz miktarı da 700 milyar lirayı geçmiştir.

13-İç ve dış borç ödenemez rakamlara ulaştı: 2017’de toplam brüt borç stokumuz 450 milyar $ civarında olup, 2003 yılından itibaren ilk defa borcumuz milli gelirimizin yarısından fazla olmuştur. Son bir yıl içinde $’ın 1,5 lira artmış olmasıyla, toplam borcumuz 2 trilyon tl’yi çoktan geçti. Daha da kötüsü Eski Hazine Müsteşarı ve Ekonomist Mahfi Eğilmez’in dediği gibi sadece önümüzdeki bir yıl içinde ödenecek olan kısa vadeli borç toplamı 215 milyar $  dır.

14-Dış sermaye kaçtı: Özellikle son 10 yılda banka, sigorta ve borsanın % 70-80’ni ele geçiren üretim dışı dış sermeye çevreleri, son 2-3 yıldır ülkemize duydukları güveni kaybedince geri çekildiler. Bu durum zaten kırılgan olan ekonomik durumumuzu daha da zora soktu. Yapılan hesaplara göre ülkemizin yaklaşık 210 milyar $ dış sermayeye ihtiyaç var.

15-İşsizlik düşmüyor: Üniversitede okuyan gençlerle gizli işçiliği de düşündüğümüz de gençler arasındaki işsizlik oranı %24 civarındadır.

16-Bütçe açığı ve cari açık her gün biraz daha büyüyor: 2016 da bütçe açığı 29 milyar iken, 2017 de 48 milyara çıkmış olup, aynı dönemde, cari açık 33 milyar liradan 62 milyara çıkmıştır.

17-Enflasyon düşmüyor: Faizlerin artırılmasından sonra enflasyonun daha da tırmanacağı bilinen bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

18-İnsanımız bankalara esir edildi: Son 15 yılda insanımızın bankalara olan borcu 2003’de 6,6 milyar lira iken, 2017 sonunda 426 milyar lira oldu. Yani 70 kat artırmıştır. Devleti de milleti de bu kadar borçlandıran sistemin adı "borca dayalı kalkınma modelidir." Bu modeli terk edip üretim ekonomisine geçmedikçe bu bataktan kurtulamayız. İşsizler kendini yakıyor, kart borcunu ödeyemeyenler intihar ediyor. Toplam kredi kartı sayısı 200 milyona yaklaştı  4,5 milyon insanımız kart borcundan dolayı takibatta. Sadece 2017 yılında takibata uğrayan kişi sayısı 650 bini geçti.

19- Gelir dağılımındaki adaletsizlik hızla büyüyor. Bankalardaki 1 trilyonu geçmiş olan mevduatın %’50 den fazlası nüfusumuzun sadece %1’ine aittir. Bu yüzden olsa gerek son 15 yılda zenginle fakir arasındaki uçurum 10 kata çıkarken, milyarder sayısı da %350 artmıştır.

20-Çalışanların ve çalışamayanların durumu: İşçi, memur, emekli ve esnafınızın durumu orta da iken, 18 milyon insanımız da açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor.

Ekonomideki bu sıkışmışlık durumunu Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Şimşek, Uludağ Üniversitesi Ekonomik Zirvesi açılışında Sayın Cumhurbaşkanının eleştirilerine muhatap olan şu sözlerle ifade ediyor: Fırtına yaklaşıyor. Önlem almalıyız. Türkiye’de borçlar yönetilemiyor. Yatırımları daha üretken alanlara yönlendirmeliyiz. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmıyoruz. Tasarruflarımız düşük olduğu için dış kaynağa yönelmek durumunda kalıyoruz. Karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunumuz enflasyon ve cari açıktır.

Yarın sosyal ve diğer göstergelerle devam inşallah.