İÇİMDEKİ BENLE BARIŞIK
İÇİMDEKİ BENLE BARIŞIK

İÇİMDEKİ BENLE BARIŞIK

 

İnsan önce kendisiyle barışık olmalı.

İçimde bir ben vardı.  Ben, içimdeki benle kırgındım.

Yıllardır hep onu dinledim. Beni istediği yöne çekti.  Yardım isteklerimi geri çevirdi.

Beni üzdü hep. İçimde çarpıntılar oluştu, damarlarım daraldı.  Halsiz düştüm.

Beynim zonkladı. Hasta oldum. Benim hastalığım sadece içimdeki ben’i dinlemekti. Dinlememin zararı oldu. Hep bana korku verdi.

Korku ne demekti?  Sözlüğe baktım.  Türk dil kurumu sözlüğünde korku:

“Bir tehlike karşısında, ya da bir tehlikeyi düşünürken duyulan kaygıdır. ”

Kaygı nedir?  Yine sözlüğe baktım.

“Yanlış yapma korkusu, kötülük gelme olabilirliği”

İçimdeki ben bana bu iki şeyi hep düşündürdü. Bunları çok düşünmek gerginlik verdi bana.  Halsizlik verdi. Zayıf düşürdü beni.

İçimdeki ben, bu zayıflıktan yararlandı. Bana karşı üstün oldu,

Zararlı ne varsa verdi. İyilikleri güzellikleri benden esirgedi. Onları anlatmadı. Onların yararlarından söz etmedi.  Gülümsemeyi, kahkaha atmayı yasakladı. Tabiat güzelliklerinden bile söz etmedi.

Hep kazaları, kavgaları, hastalıkları düşündüm. Hatta çeşitli ölümleri karşılaştırdım.

Ağlayan insanların sesini ağlayarak dinledim.

Beni hep ağlattı.  Neşeli insanlardan uzaklaştırdı.  Gülmenin ayıp olacağını söylüyordu. İçimden gelenleri bana göstermedi.  Bensiz güldüler. Neşelerine ortak olamadım. İyiliklerden uzaklaştım.

Tüm kötülükleri peşime taktı.

Sonra kendime döndüm.

Bir baktım ki ben, ben değilmişim.

Benim içimdeki benmiş bunları yaptıran. Doğrusu ona çok kırıldım. Küstüm. Ama onsuzda olamazdım. Küsmek doğru olamazdı.

Neden küstüğümü sormuyordu. Beni anlamamış gibiydi.

Ben içimdeki benle konuşmaya başladım:

                “Tüm güzellikleri sildin aldın. Onlarla sen mutlu oldun. En güzel yerlere tatile gittin. Güzel kızlarla sinemaya gittin. Zevkine göre yedin, içtin. Benim halime bakmadın. Yediklerim acı, hayatım feci oldu. Sen hiç değişmedin. Sana hep sevgi besledim. Güvendim. Bu yaptıklarına bakıp senden kopmadım.  Bir gün düzelirsin diye bekledim.

İşte düzeldin. Barıştık. Seni tüm bunlara rağmen seviyorum.  Seni sevmek herkesi sevmekmiş, anladım.

Sana teşekkür ederim.

Seni sevmek kendimi sevmekmiş anladım.

Bana dertlerimi sevdirdin. Kendimle barıştım. Derdim kalmadı.  Gelen kötülükleri yok saymaya başladım.  Senden kötülük gelmeyeceğine inandım. Sen hep güzelliklerle bana yön vereceksin.  Buna söz verdin.”

Sabah geç kalktım. Banyo yaptım. Temiz giysilerimi giydim.

Oh! Çok rahatladım.  İçimdeki benle de barıştım.

Açık renk pantolon,  beyaz gömlek, güneş siperli şapka giydim. Sanki uçuyorum. Bu gün sağlığım düzeldi. Acılarım, sancılarım geçti.

Konuşmak, neşelenmek, kahkaha atmak, gülmek istiyorum. Bu duygularla, Öğretmenevine gittim.

Orada tüm kaygıları unutuyordum. Emekliler, hep çocukluk arkadaşlarımdı. Onlarla şakalaşmakta sınır yoktu. Onlarla bir araya gelince gençleşiyordum.

Kendimi güçlü hissediyordum. Hatta bazen çocuklaşıyordum. Çocuklaşmam onları üzmüyordu. Gülüyorlardı.  Bende onlarla beraber gülüyordum. Yıllardır gülmeyi unutmuştum ya, artık gülüyordum.

Kendi kendime söz veriyordum:

“Hiçbir şeyi kafaya takmayacağım. Kendi kendime yorumlar yapmayacağım. Hep iyilik düşüneceğim. Kötülüklerden uzaklaşacağım. İçimdeki  “Ben” le barışmak çok güzel.