DEDEM YAZMIŞ, BEN DE YAZIYORUM
DEDEM YAZMIŞ, BEN DE YAZIYORUM

Rahmetli babamın 126. doğum yıldönümü.  Dokuz kardeşti onlar. Ailenin ve köyün en yaşlısıydı babam. On sekizinci asrın son on yılını gördü. On dokuzuncu asrın üççeyreğini yaşadı. Okuma yazmayı ve Arapçayı biliyordu. Dedem hakkında hiç bilgim yok. O on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış. Babam da onunla ilgili bizi çok bilgilendirmedi.   Belli ki, Babasını küçükken kaybetmiş.  Dedemin bıraktığı Arapça yazılı kitaplar vardı. Kalın, deri kapaklı kitaplardı bunlar. Kara Davut,   Envar-ül, Aşık bunlardan bazılarıydı.   İkisi en çok okunandı. Adları ondan aklımda kaldı. Toplam sekiz, on tane olan kitapları, odanın duvarındaki rafta dizili dururdu.

                O rafı rahmetli babam yapmıştı. Odanın kerpiç duvarına, beş karış ara ile iki ağaç kazık çakmış. Duvar dışında kalan uzantısına bir tahta uzatmış, üstüne kitapları dizmişti.  Bu kitapları babam ve büyük hoca (yaşlı hoca) okurdu. Başka okuyan yoktu.

                Kuran okuyanlar ve hafızlar vardı. Kimse bu kitapları okuyamazdı. Nedenini merak ettim. Babama sordum:

                -Bu yazılarda üstün (fetha), esir (kesre) yok. Onun için hafızlar ve hocalar okuyamaz.  Yazılımı farklı olmasından okuyamazlar. Dedi.

                Kış akşamlarında, amcamın odasında toplanan insanlara bu kitabı babam okurdu. Yüksek sesle okur, herkes dinlerdi.

                Dedem, o kitapların kenarına önemli olayları yazmıştı. Anne babasının ölüm tarihlerini, Çocuklarının doğum tarihlerini, ay ve günleriyle yazmıştı. Bu notları da sadece babam okuyabiliyordu. Dedem yazmış. Babam okuyor. Kim dinlerse bir şeyler öğreniyordu. Akşamları evde bize de okurdu.  Dinletirdik.  Kitabın konularını ve dedemin notlarını dinledim.  Onun okumuş biri olduğunu öğrendim.  Altı kardeşsen bir oğlunu karakol komutan olarak yetiştirmiş.  O zamanın kültürlü insanıymış. Bir oğlu cumhuriyetten önce, karakol komutanlığı yapmış. Bir oğlu da cumhuriyetin ilk yetiştirdiği öğretmenler arasında yerini almış.

                Onlarca yıl önce yazılmış bu notları dinlerken kafamda bir ışık noktası beliriyordu. Çok gerilere giderken kayboluyordu ışık.   O küçük nokta ışık bana bir ilham oldu. Çocukluk yıllarımda kararımı verdim:

                "Dedemin yazdıkları yetersizdir” Dedim.

                Yazmaya karar verdim. Yazdıklarımı torunlarım okumalı,  çocukluğumdan itibaren yaşantımı öğrenmeliydiler. Günlük yazmaya karar verdim.

                Ortaokula şehre geldim. Bir odada yalnız kalıyorum. Ders defterleri ve kalemlerin en ucuzunu almak zorundayım. Fakir öğrenciydim. O yaşta tasarrufa çok önem veriyordum. Günlüklerimi nereye, nasıl yazacağımı uzun süre düşündüm

                Ders defterimden başka defterim. Kurşun kalemden başka kalemim yoktu. Bunları temin etsem de yazdıklarımı nerede, nasıl saklayacaktım? Masam yok, çekmecem yok, dolabım yok.  O defteri ortalıkta bıraksam gitsem ben gelene kadar farenin yemesinden korkuyorum.

                Artık ortaokul son sınıftayım.  Arkadaşlarımla gelecek planları yapmaya başladık. Ders çalışmak için üç arkadaş, Duran Ağar’ın evinde buluştuk. Ben, Duran ve Ethem Oğuz. Ethem bir defter gösterdi.  Hiç birimizde öyle defter yoktu.  Özel yapılmıştı.

                Küçük boyda çok sayfalı bir defterdi. Çizgisiz dosya kâğıdı  (şimdi A4 diyoruz) ikiye bölünmüş. Yarım kâğıt katlanıp forma yapılmış.  Dikilerek ciltlenmiş, Ciltlendikten sonra bir de karton kapakla kaplanmıştı. Cepte taşınabilirdi. Defterin çok güzel olduğunu söyleyince beklemediğim bir cevap aldım:

                "Neyime yarayacak.  Dedi Ethem. Ders defteri olmuyor.  Buna ben ne yazabilirim?  Benim bir tane daha var. Bu senin olsun .” dedi.

                Arkadaşımın bu küçük hediyesi, bana yapılan en büyük bağış gibiydi. O küçük sayfaların her akşam  birini yazıp dolduruyordum Gördüklerimi, duyduklarımı kurşun kalemle yazıyordum. Mürekkepli kalemim yoktu.

                Bir süre sonra zabit kaleme sahip oldum. Ona biz, kopya kalem diyorduk. Büyüklerimiz sabit kalem diyorlardı.  Bu, kuru yazılınca kurşun kalem, ıslatıp yazınca mürekkepli kalem olarak kullanılırdı.  Yazısı, kuru da olsa, ıslak da olsa silgi ile silemezdi kalıcıydı.

                Günlüklerimle defterler doldurdum. Defterlerimin dolması yıllarımı aldı. Sonra ajandalarım oldu. Tükenmez ve dolma kalemlere sahip oldum. Her yıl bir ajanda doldurdum.  Emekli olana kadar hep yazdım.  On yıllık emekliydim. İki bin altı yılında gençlerle bilgisayar kursuna katıldım.  Bilgisayar kullanmayı öğrendim.  Würüs Bilgisayardan sertifika aldım.

                Yarım asırlık notlarımı Word dosyasında topladım.

                Benim çocuklarım ve torunlarım, yaşadığım acı ve tatlı olayların hepsini okuyabilecekler.

                Dedemle benim aramdaki farkı gördüm. Ben dedem hakkında sınırlı bilgi edindim. Çocuklarım ve torunlarım benim yazdıklarımdan daha geniş bilgiler edinecekler. Okurlarsa.  Eğer okuma alışkanlıkları varsa. Okuma alışkanlıkları yoksa onlar kendi hayatlarının da yarısını yaşıyor demektir.