ÖZ VE TAKLİT
ÖZ VE TAKLİT

İnsanın doğasındaki, mayasındaki doğallık topraktan yaratılışına dayanıyor. Toprak gördüğü zaman duygulanmayan, yağmur sonrası enfes toprak koksunu iliklerine çekmeyen insan var mı acaba?

            İnsanın özü toprağa dayandığı için toprağından uzaklaştıkça daha doğrusu özünden uzaklaştıkça insanın içinde sonsuz bir özlem başlar. Ve incecik bir hüzün... İnsanoğlunun başlangıcını ve bitiş noktasını bilemediği bu hasretlik ömrüne eştir aslında. Modern hayatın mengenesinde ruhu sıkışan insan bir yeşillik bir toprak parçası görmeye görsün. Dünyalar onundur. Mutludur. Çünkü kendi özünden olanı görmüştür. Tüm sıkıntısı, stresi, üzerinde yavan bir kisve gibi duran yapaylığı birden kaybolur. Yerini doğanın doğallığına bırakır büyük bir içtenlikle. Kökü köye dayananlara ne mutlu. Toprağa dayanmayan kök nereden gelir acaba?

            Firavun bir gün çok yüksek bir kule yaptırmak istemiş. Ve dileğini gerçekleştirmek için etrafına emirler vermiş, hazırlıklar başlamış. Kule gökyüzüne doğru yükseldikçe mutluluk kat kat artmış. Çünkü kule gökyüzüne ulaştığında Allah’a göreceğini inanırmış. Günümüz modern hayatının insanı, kuleleri oturma alanı olarak kullanıyor. Kat sayısına vakıf olamadığımız devasa binalar göğe doğru acımasız bir yükseliş gösterirken insan manevi dünyasından iç aleminde sonsuz bir çöküş, un ufak oluş yaşıyor farkında olmadan. Belki de bu betondan dağlar karşısında içinin titremesi bu korkudan. Modern hayatın baş döndürücü hızına ayak uyduramıyoruz. İnsanoğlu dış dünyaya gülümseyen bir yüzle bakarken aslında içinde depremler oluyor. Yüzündeki bu sunî gülümsemeyle aslında kontrol benim elimde demek istiyor. Yüzündeki gülümseme kadar söyleyemediği bu düşüncelere de yapay aslında. Her daim güçlü olmaya, hükmetmeye alışmış olan insanoğlu, günümüz modern hayatın koca dişlileri arasında un ufak oluyor, her yeni yükselişle. Çünkü eşyaya söz dinletemiyor, hükmedemiyor insanoğlu. Eşya, hükmediyor sevimli bir kisve takınarak, tüm acımasızlığıyla insanoğluna. Her an koşturan, her anı dolu olan modern insanın bırakın ruhunun ritmini dinlemeye, mutlu mesut yemek yemeye bile vakit yok aslında. Sürekli bir programa dahil olan modern hayatın içindeki insan aslında “modern” kavramına korkarak kıyıdan bakıyor tüm ürkekliği ile. Doğal hayat insanın kalbinin, avuçlarının içinde oysa. İnsan pek çok şeye hükmedebiliyor bu hayatta. Sözünü dinletebiliyor doğal ortama. Çünkü güç merkezi kendisi. Hükmedebildiği, kontrol gücü olduğu ölçüde, insan kendini yeterli görüyor. Topraktan gelen insan, toprağı şekillendirebildiği ölçüde güçlü hissediyor kendini. İnsan doğası gereği, doğal olduğu zaman mutlu... Yaradılışı, fıtratı gereği duygularının evi olan kalbi huzurlu olduğunda umutlu… Ayaklarımız toprakla buluştuğu zaman içimizden sonsuz bir yol gider sonsuzluğa. İyi hissederiz kendimizi. Bunun sebebi ayaklarımızdaki rahatlamanın kalbimize iletilmesidir. Kalp huzurlu olduğu için bedenimiz de dış dünyaya uyumlu ve sağlıklıdır. Doğallık her ortamda, her durumda harika bir elbisedir. Çünkü hizmet ettiği insanı rahatlatır, ona özgürlük ve özgünlük sağlar.

            Dünyalık, sonu olmayan bu yorucu koşturmanın içinde, biraz da özümüze dönüp ruhumuzu dinleyemez miyiz? Bunu belki de içimizdeki devasa beton yapıları yıkarak yapabiliriz. Topraktan yapılan küçük kulübecikler özümüze sanki biraz daha mı yakın...