KEDERE YAZGILI ÖMÜRLER
KEDERE YAZGILI ÖMÜRLER

KEDERE YAZGILI ÖMÜRLER

 

Var mıdır böyle? Yoksa sadece arabesk bir söylemden mi ibarettir? İkincisi olmalı muhtemel ama hayat bazen yoğun bir keder yükü ile başlayabiliyor. Cin Aynası kitabında Ercan Kesal’ın anlattığı gibi.. Söze bir alıntıyla başlıyor:

Kurosawa “Hüzünlü bir sahneyi neşeli bir çocuk şarkısıyla anlatırsanız hikayenin kederini daha çok duyarsınız,” der.

Ve sonra da bu olayı aktarıyor ilgili bölümde. Ben özetliyorum sizin için:

Saadet Hala’sı annesine bir şeyler anlatırken kulak misafiri olur. Konuşurken arada kıkır kıkır gülmesinden neşeli bir şeyler anlatıyor gibidir ama öyle olmadığını kulağına çalınan şu cümle ile anlar: “ben ölmüş annemin sütünü emdim Fadime, nasıl gün göreyim ki?”

Kulak kabartır sohbetin bundan sonrasına:

O daha emzikte iken annesi hastalanmış ve yatağa düşmüş. Sonra da ölmüş. Bebeği almışlar koynundan ve defin hazırlığına başlamışlar. İş uzayınca bebek ağlamaya başlamış. Anneyi mi gömecekler, bebeği mi doyuracaklar? Ölmüş annenin göğüslerinden hala süt sızdığını gören ihtiyarlardan biri, “Acıkmış bu, annesinin sütünü istiyor,” diyerek bebeği ölmüş annesinin göğsünden emzirmiş.

Sözü şu cümleyle bağlıyor Ercan Kesal: Saadet Hala’m başına gelen tüm felaketlerin sebebini buna yoruyordu: “Ölmüş annemin sütünü emdim ben abla, niye gün göreyim ki?”

NOT: Burayı okurken ünlü bir karikatür gelmişti hemen aklıma. Annelerin fedakarlıkları ile ilgili. Onu eklemek istedim görsel olarak.. Anne olmak bambaşka.. Tarifi çok zor çok.