TEBLİĞ ALTINCI BÖLÜM
TEBLİĞ ALTINCI BÖLÜM

TEBLİĞ

ALTINCI BÖLÜM

                İster cihat diyelim, ister tebliğ veya davet diyelim. Müslüman’ım diyen herkes, önceki ve bu bölümdeki görevleri, İnsanları HAK'ka çağırmak veya yeryüzünde HAK'kın hâkim olması için çalışmak şeklinde anlaması ve bu çalışmanın dinimizdeki yerinin vazgeçilmez şartlardan olduğuna inanması farzdır.

                Ama maalesef, İslamiyet’in olmazsa olmaz şartlarından biri olan cihadın sözünü bile neredeyse 100 yıldır devam eden sudan bahanelerle, şüpheli ve alaylı bakışlarla insanımıza unutturduk. Bu yüzden olsa gerek, Ramazan programlarında, kutlu doğum haftalarında, Çanakkale kutlamalarında, zafer bayramlarında, cami kürsülerinde bile cihattan bahsedilmesi nadirattandır. Hatta 32 farzın içinde bile cihat, tebliğ ve davet konusu yoktur. Şu acı gerçeğe de bu vesileyle üzülerek değinmek istiyorum. Hemen her kitapçıda oruç, namaz, hac ve sakatla ilgili birçok ilmihal kitabı bulabiliyorken, onca ayet ve hadisle bildirilmiş olan cihat ibadetinin edasının farzlarını, sünnetlerini, vaciplerini, Haramlarını ve mekruhlarını anlatan bir kitap bulamazsınız. Hâlbuki İslam’ı, bir hayat nizamı olarak yaşatacak olan ruh ve inanış cihat, tebliğ,  davet ve Emr-i bil maruf, Nehy-i anil münkerdir.

                Yıllardır devam eden bu korkunun nedenlerini düşündüğümüzde, içinde bulunduğumuz durum daha iyi anlaşılacaktır. Hâlbuki cihat inanılacak bir husus olmaktan çok yaşanılacak bir durumdur. Her nerede, cihat sözcüğüne olduğundan başka bir mana yüklenmeye çalışılıyorsa, eğitim müfredatından çıkartılıyorsa veya herhangi bir şekilde hafife alınıyorsa, orada İslam’la arada problem ver demektir. Hâlbuki gerek Peygamberimiz dönemin de, gerek tabiin ve tebe-i tabiin döneminde, gerekse Selçuklu ve Osmanlı döneminde, cihadın anılmadığı, anlatılmadığı, konuşulmadığı bir oturum, uygulanmadığı bir dönem nadirattandır. Erbakan Hocayı 40 yılı aşkın bir zamandır tanıyan ve çoğu zaman en yakınlarında olan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Hocamızın da cihattan bahsetmediği bir toplantı hatırlamıyorum. Bu yüzden benim gibi binlerce insan, Hocamızdan öğrendik cihadın üzerimize farz olan en büyük ibadetlerden olduğunu. İşte bu ruh ve inanış sebebiyledir ki CİHAT hep İslam’ın koruyucusu, kalkanı, paratoneri,  dalgakıranı ve itici gücü olmuştur. İşte bu yüzden “Namaz dinin direği,  cihat ise zirvesidir denilmiştir. Mevla’mız bu hususta Nisa suresi 95 ve 96. Ayetlerde şöyle buyurmaktadır.  “Müminlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla Cihat edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla Cihat edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (Müminlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır ve çok merhamet edendir.

                Her ibadet için belli bir zaman ve miktar tayin edildiği halde, cihat belli bir süre ve sayı ile sınırlanmamış olup, her mümin gücünün sonuna kadar sorumludur. Çünkü cihat, hayat boyu sürecek ve dünya durdukça devam edecek bir ibadettir. Cihadın bir başka özelliği de şöyledir. Namaz, oruç ve hac gibi ibadetler, insanın canına, malına bir zarar gelme ihtimali ve endişesi ortaya çıkarsa, o ibadetler tehir edilebildiği halde cihat ibadetinin yerine getirilmesinde mal ve canın hiçe sayılması ve feda edilmesi vardır. Durum böyle olmasına rağmen maalesef birçok İslam ülkesinde ve ülkemizdeki çarpıtılmış anlayışlar sebebiyle cihat ibadeti ihmal edilmiş, hatta unutturulmuştur. Şu acı gerçeği de üzülerek belirtmek istiyorum. Hemen her kitapçıda oruç, namaz, hac ve zekâtla ilgili birçok ilmihal kitabı bulmak mümkünken, cihatla ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz onca ayet ve hadise rağmen, cihat ibadetinin edasının farzlarını, sünnetlerini, vaciplerini, haramlarını ve mekruhlarını anlatan bir ilmihal kitabı bulamazsınız. Mesela bir kitapçıya girip “bana bir adet cihat ilmihali kitabı verir misiniz” deseniz, kitapçının vereceği cevap büyük ihtimalle “böyle bir kitap mı var ki” olacaktır.

                Sürçü lisan ettimse affola. Benimkisi yıllardır ihmal edilmiş bazı hususlara dikkat çekmekti. Her şeyin doğrusunu Allah bilir. 03.08.2018

Nizamettin Aydın