GAMYONDAN GOCABAŞ DÖKÜLDÜ
GAMYONDAN GOCABAŞ DÖKÜLDÜ

GAMYONDAN GOCABAŞ DÖKÜLDÜ

                İki seleye tezek doldurdu. Torunlarını sesledi. Onlar seleleri aldılar. Nazife Nine de ilistiri, saplıyı ve dastarı aldı. Kazan kuracakları yere gittiler. Kerpice benzer üçtaşı sacayağı yerlerine koydu.

                Nine, yaşlı değildi.  Orta yaşını biraz geçmişti. Uzun boylu ve güçlüydü.  Yardım beklemeden bazı işleri yalnız yapacak durumdaydı. Çalışkan, güçlü olduğu fiziğinden belli oluyordu. Büyük kovalarla su taşır,  Yarım seklem buğdayı sırtına alabilirdi. Başına oyalı yazma bağlar, saçlarının görünmesini pek önemsemezdi.

                Görünen saçları kınalı gibiydi,   ama kına kullanmazdı. Saçının doğal rengi kına rengine yakındı.

                Briket büyüklüğünde üçtaşı bir araya getirdi. Onlardan bir saçayak yaptı. Arasını çalı çırpı ve odunla doldurdu. Büyük kazanı taşların üstüne koydu. Oynamayacak şekilde sabitledi. Çuvaldaki buğdayı kucağına aldı. Kazanın üstünde ağzını bıraktı. Buğday kazana boşaldı. Boş çuvalı kenara attı. Kazanın içindeki buğdayı eliyle düzeltti. Düzeltmekten daha çok, okşuyordu, seviyordu  buğdayı. Hem seviyor, hem söyleniyordu:

                -Bu sene iri tahılımız, çakmak taşı gibi oldu maşallah. Bulguru da çok iyi olacak.

                -Kovalarla su taşıdı. Kazanı doldurdu.   Az sonra buğdayların şişmesini düşünerek biraz boşluk bıraktı.

                Tarla boyu ilerdeki yoldan kamyon geçti. Kamyon geçerken üstünden şekerpancarları düştüğünü gördü. Köylünün kantara teslim ettiği pancarı fabrikaya taşıyan kamyondu. Torununa seslendi:

                -Yusuf bak kamyondan gocabaş döküldü.  Onları getir.

                Yusuf’un getirdiği pancarların ikisini kovanın içinde yıkadı.  Bulgur kazanındaki su, henüz ısınmaya başlamıştı. Dirseklerine kadar buğdaya soktu iki pancarı.  Kazanın ortasına gömdü. Kalan ikisini kenara bıraktı:

                -Bunları da köze gömeyim.  Bunlar gömülecek kadar köz birikince gömeriz. Dedi.

                Tezek közlerini öne çekiliyor, Arkaya yeni tezekler atılıyordu.   Köz olanları kazan seviyesinin önünde topluyordu.  İki pancar öne çekilen közlerin altında kayboldu.  Üstünde ateş- kül karışımı yükseliyordu.

                Olanları Yusuf sesiz izliyordu. Onların yanmasından endişe ediyor, sabırsızlanıyordu Yusuf. Maşayı aldı.  Ninesinden izin istemeden külü karıştırmaya başladı. Gocabaşın  biri çıkınca seslendi:

                -Nine bak. Ellaamki  bu pişmiş..

                - Pişmiştir. Dedi ninesi. Maşayla dokundu anladı piştiğini. İsterseniz bunları yiyin. Kazandakiler, bulgur boşalınca çıkacak.

                Nazife Nine, onları közden çıkardı. Temiz çimenin üstüne koydu. Soğumasını bekledi. Eli yanmayacak kadar soğuyunca soymaya başladı. Kabuğun altından  bal rengi bir tabaka  çıktı.Yusuf:

                -Bak yanmış. Dedi.

                -Yok, yavrum yanmamış.  Burada şekeri toplanmış. Kızarmış. En tatlı yeridir.  Rengi değişmiş.  Tadına bakarsan gerçek şeker olduğunu anlarsın. Bu şeker evlerimizdeki şekerin aynıdır. Tadını herkes sever. Herkes yer. Severek yenir. Sadece çaya, kahveye atılmaz.  Kamyonla giden o pancarlar, fabrikada şeker yapılıyor. Fabrikadan toz şeker veya kesme  (küp) şeker olarak evlerimize geliyor. İnsanlar hep çalışıyor. Onlar pancar yetiştiriyor. Şeker oluyor. Biz buğday yetiştiriyoruz. Un, bulgur, yarma yapıyoruz. Ne kadar çok çalışırsak o kadar çok üretiriz.  Unutmayalım.