ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN İNCELİKLERİ
ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN İNCELİKLERİ

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN İNCELİKLERİ

                                                                                                                    Prof.Dr.Ertuğrul YAMAN

(eyaman60@gmail.com)

 

İnsanı Anlamak

Özelde öğretmenlik mesleğini genelde ise, eğitimciliği anlayabilmek ve başarılı olabilmek için, öncelikle insanın yaratılışını ve yapısını kavramak gerekir. Evet, insan, seçkin bir varlıktır. Çünkü, akıl sahibidir. Düşünür ve karşılaştırma yapabilir; iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı, faydalıyı-zararlıyı, güzeli-çirkini birbirinden ayırabilir. Düşünmenin, aklı kullanmanın,doğru seçimler yapmanın biricik yolu ise, eğitimdir. Nitekim; insan, gelişen, değişen ve öğrenen bir varlıktır.

                Eğitim Nedir?

Eğitim ise, çok yönlü, çok boyutlu ve geniş kapsamlı bir süreçtir. Eğitimin temel amacı, iradeli ve ideal sahibi nesiller yetiştirmektir. Bir ülkenin en önemli işi de bu olmalıdır. Yalnızca bilgi depolayarak ideal insana ulaşılması mümkün değildir. Amacı, ruhu ve felesefesi olmayan bir eğitim yaklaşımı, yalnızca alışılagelmiş süreçleri tamamlamak ve duvarlara asılan diplomalardan ibaret kalmaktadır.

Oysa, eğitim insanın doğal ve saf hâlini muhafaza eden ve insanlara ortak duygular kazandıran bir süreçtir. Eğitim sayesinde, çocuklar başta olmak üzere bütün bireylere ortak duygu, değer, düşünce, bilinç ve davranış kazandırılır.   Eğitim; ailede, okulda, çevrede ve medyada ortak bir anlayış ve bilinçle uygulanırsa, ülkenin kalkınması çok daha sağlam temellere oturtulur. Nitekim, gelecek nesillerini planlamayan ve kendince ideal insan yetiştiremeyen toplumlar, ekonomik açıdan ilerleseler dahi ayakta kalamazlar. Bütün yatırımlar içinde en kıymetli olanı insana yapılan yatırımdır. Okuyan, araştıran, değer veren, düşünen, sorgulayan, iletişim kuran ve çok çalışan nesiller yetiştirmek en büyük gaye olmalıdır. Bireyi ve toplumu eğitmeden kalkınmak da mümkün değildir.

İnsan dünyaya geldiğinde işlenmemiş bir zümrüt gibidir. Yaratıcımız, her insanı tertemiz bir fıtratla dünyaya gönderir. O madenin işlenmesi için zanaatkârlara ihtiyaç vardır: Anne-baba, eğitimci-öğretmen, usta-üstad… hepsi birer zanaatkârdır aslında. Bunlar evrenin en değerli varlığı olan insanı işlerler ömür boyu. Bu yönüyle her insan, hem kendini hem de diğer insanları işleyen muhteşem birer zanaatkâr değil de nedir?

Eğitim, Ailede Başlar!

                Her insan, bir aile içinde dünyaya gelir. Dolayısıyla bireyler, aile içinde var olurlar ve yine varlıklarını aile içinde sürdürürler. Bireyin ruh ve beden sağlığı için aile vazgeçilemez bir mekândır. Güvenli ve huzurlu bir toplumun temeli de sağlıklı ailelerdir. Bir toplumu ayakta tutan en önemli birim ailedir.  Bireylerden oluşan toplumda, bireyler sağlıklıysa aileler sağlam kurulur, sağlıklı ailelerden de sağlıklı bir toplum oluşur. Ailenin sağlamlığı hem  bireylerin hem de toplumun en önemli güvencesidir.   

Çocuklar açısından aile; Dünya’nın en harika okulu; anne ve babalar ise, Dünya’nın en harika eğitmenleri olmalıdır. Onlar, doğal birer insan zanaatkârıdırlar. Aile içinde sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir iletişim sistemi oturtabilmek her şeyden önce, eşler arasındaki saygı, sevgi ve güvene bağlıdır. Aile; güzelliklerin paylaşıldığı, sıkıntıların azaltıldığı, güçlüklerin yenildiği tam bir dayanışma kurumudur.

Huzur ortamı oluşturabilmek ve eğitimin mayasının tutması için gerekli olan en temel uygulama aile sohbetlerinin sıcak ve sağlıklı bir şekilde yapılmasıdır. Çocuklar, duygusal ve düşünsel doyumlarını aile içi sohbet ve etkinliklerlesağlarlar. Kendilerini doğru ifade etmeyi, sağlıklı bir aile ortamında öğrenirler. Davranış modelleri, söz kalıpları genellikle aile içinde kazanılır. Eşler birey olarak kendilerini ne kadar geliştirmişlerse sohbetleri de o kadar güzel ve doyurucu olur. Dolayısıyla eşlerin eğitim, kültür, davranış vb. yönlerinin güçlü olması gerekir. Birey, yaşadığı

hayattan lezzet almak istiyorsa, atacağı ilk adım, kendisini iyi yetiştirmek ve sağlam bir aile kurmaktır. Burada en önemli görev aile büyüklerine düşmektedir. Çocukların doğru yönlendirilme- si için, aile büyüklerinin örnek olması gerektiğinde rehberlik yapabilmeleri şarttır. Unutulmamalıdır ki hiçbir gemi rotasız ve kaptansız yol alamaz. Her insanın en güvenilir sığınağı da ailesidir. Ailede huzur, mutluluk ve başarının güvencesi ise, sohbete dayalı açık iletişimdir.

Ailenin kalitesi, toplumun da, devletin de, milletin de geleceği demektir! Aile aynı zamanda dayanışma ve yardımlaşmanın da temel zeminidir. Bu bağlamda ailelerin“çekirdek aile” yerine olabildiğince geniş yapılandırılmasında büyük yararlar vardır. Yalnızca anne-baba ve çocuk(lar)dan oluşan ailelerde yetişen çocuklar, aile ve akraba sıcaklığını tam olarak hissedememektedir. “Değerler Eğitimi”nin gerçekleşebilmesi ve kültürel aktarımın sağlanabilmesi için, ailenin geniş tutulması; bu mümkün olamazsa, en başta dede/nine ve en yakın akrabalarla yakın evlerde yaşamak çocuklar açısından önem arz eder.Çocuk,yalnızca anne-babasıyla baş başa kaldığında ailesıcaklığını hissedemeyebilir. Nitekim dede/nine ve en yakın akrabaların (amca, dayı, hala, teyze, yeğen) çocuk için hem öz güven duygusu bağlamında hem de hayatı tanıma anlamında önemli katkıları olacaktır. Kalabalık ailelerde yaşayan veya yakın akrabaları ile birlikte büyüyen çocuklar, birçok konuda daha hızlı sosyalleşmekte, öz güven kazanmakta ve duygusal doyuma ulaşmaktadır. Paylaşma, yardımlaşma gibi gerekli duyguları tatmaktadırlar.

Oysa, çekirdek aile- de yetişen çocuklar, yalnızlaşmakta, bencilleşmekte ve hırçınlaşmaktadırlar. Atamadıkları enerjileri ve tatmin edemedikleri duyguları yüzünden sosyal hayattan kopmakta, içine kapanık bir ruh hâline bürünmektedirler. Bu tip çocuklar, geleceğin toplumunda sorunlu birey olmaya hazır adaylardır! Bu işin özünde aileye inanmak yatmaktadır. Çünkü,aile topluma hizmet eden, onun temelini oluşturan en sağlam, en önemli kurumdur. Bu kurumun kalitesi, toplumun da devletin de milletin de geleceği demektir!

Aile, sıcak yuva demektir; aile, güven demektir; aile, şefkat demektir. Bütün bunlar yoksa hayat, şiddet olarak algılanabilir. Bir toplumu ayakta tutan en önemli birim ailedir. Bireylerden oluşan toplumda, bireyler sağlıklıysa aileler sağlam kurulur, sağlıklı ailelerden de sağlıklı bir toplum oluşur. Ailenin sağlamlığı hem bireylerin hem de toplumun en önemli güvencesidir. Bütün bu bozma gayretlerinerağmen, toplumumuzda hâlen en sağlam kurum ailedir. Birçok uğraş içinde en önemli ve en birincil işimiz iyi insanlar yetiştirmektir. İyi yetişen her çocuk, ailenin ve toplumun güvencesidir. Bireyleri her açıdan donanımlı yetiştirmek ve aileyi en temel kurum kabul ederek toplumu biçimlendirmek bir devlet için en emin yol ve en asli iştir. Zira, aile bütün bireyler için, en güvenli sığınak; huzur, mutluluk ve refah için en güçlü kaynaktır. Bir toplumun inşası veya tahribinde ele alınacak ilk kurum yine ailedir.Çünkü aile, bireyin yetişme alanı ve toplumun temel taşıdır. Aileyi sağlamlaştırmak geleceğe sahip çıkmaktır.

Özelde çocuk eğitiminde, genelde tüm eğitimlerde, asli anlayış şu dört temel üzerine kurulmalıdır: Sevgi, ilgi, bilgi ve bilinç. Sevgi ve ilgi gören bir çocuk, bilgi ve bilinci kendisi edinir. Esas olan iletişim kanallarının açık tutulmasıdır. Çocuk; kendini değerli, güvenli ve yeterli hissetmelidir. Ancak o takdirde, eğitime açık kalabilir.

Çocuk için eğitimin başlangıcı, anne-babanın varlığıdır. Onlardan alacağı sevgi ve şefkatle, hayatı tanımaya başlayan çocuk için artık her şey bir eğitim sayılır. Yüce Mevla’nın tertemiz bir fıtratla yarattığı o masum yavrucak gördüğü sevgi ve ilginin üzerine zamanla bilgiyi de katarak yavaş yavaş bilinçlenmeye doğru yol alır. Sevgi ile başlayan bu eğitim süreci, zaman içinde kalbin ve aklın terbiyesi ile ilerleyen zamanlarda çocuktaki zihniyeti oluşturur. Zihniyet ise, şahsiyeti belirler.

Çocuğun esasen dört eğitim ve öğretim kanalı vardır. Bunlar; oyun, eğlence, spor ve sanattır. Bu kanallar en başında çocuğun doğal ihtiyaçlarıdır. Çocuk, yukarıdaki kanallar sayesinde hem ihtiyaçlarını karşılar hem de eğitim ve gelişime devam eder. Çocuğun ilk başlardaki hayatı aslında bir oyun ve eğlenceden ibarettir. O hem eğlenir hem de öğrenir. Her ikisi de toprak, su, hava gibi temel gıdalardandır. Anne ve babalar, çocuklarıyla oyunlar oynayıp eğlenebilirlerse, hem asli görevlerini yerine getirmiş hem de çocukları ve kendileri için çok yararlı bir iş yapmış olurlar.

Çocuk bakımı ile çocuk eğitimi çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Ailede çocuk eğitimi anne ve babanın ortak yürütmesi gereken bir iştir. Böylelikle hem çocuğun yükü paylaşılmış hem de çocuk, anne ve babadan ayrı ayrı güç ve destek olur. Bu hususta özellikle babalar kendilerini kenara çekerek bütün yük ve sorumluluğu anneye havale etmektedir. Babalar geçim endişesini bahane ederek bu işin dışında kalmamalıdırlar.

Aile ortamında duygu, düşünce, değer ve davranışlar açısından belirli bir kıvama ve yaşa gelen çocuklar, artık kreş veya anasınıfına hazır duruma gelirler. Kreş ve anasınıfları, aile eğitiminin devamı olarak düşünülmelidir. Burada diğer çocuklarla daha fazla birlikte olan çocuklar, ortak duygu, düşünce, değer ve davranışlara daha yatkın hale gelirler. Birlikte oynayıp eğlenmeyi, birlikte zaman geçirmeyi öğrenen çocuklar, gelecek hayatlarında daha başarılı olmaya adaydırlar.

Ailenin temel görevi çocuğu her bakımdan hayata hazırlamaktır. Bir yandan çocuğun biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları karşılanırken öte yandan da hayatın her türlü güzellikleri ve zorlukları çocuğa hissettirilmelidir. Bazı aileler çocuklarının her istediğini yerine getirmekte, el bebek gül bebek anlayışıyla çocuklar adeta cam bir fanus içinde büyütülmektedir. Oysa, çocuğun hayata karşı direnci de bu aşamalarda oluşturulmalıdır.

Okulda Eğitim

Okul öncesi, ilk ve ortaokulda temel amaç çocuğun eğitilmesi olmalıdır. Bu aşamalarda duygu, düşünce, değer ve davranışlar açısından olgunlaşan çocuklar, temel becerileri de kazanarak hayata hazırlanmalıdır. Yine aşamalarda sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşım, yardımseverlik gibi değerleri özümseyen çocuklara, bir yandan da bayrak, vatan, millet konularında duyarlık kazandırılmalıdır. Bilgi aktarımı ise, liseden itibaren  arttırılmalıdır.

Özelde öğretmenler, genelde eğitimciler ise, ailenin diktiği fidanları meyveyle donatan muhteşem zanaatkârlardır. Eğitimcilik, insan yetiştirme üzerine kurulu bir sanattır. Eğitimciler, bir yandan çocuk ve gençlere bilgiler aktarırken öbür yandan belki de çok daha önemli olarak onları her iki dünyaya hazırlanmaları için örnek olur, yollar açarlar. Okulun temel işlevi kişilik, karakter ve değer kazandıran bir kurum olmasıdır. Bu yönüyle bakıldığında, öğretmenlerin hayat ve insan için ne kadar değerli olduğu anlaşılacaktır. Eğitimi, eğitimciliği, öğretmenliği önemsemeyen bir devlet, uzun vadede kalıcı ve başarılı olamaz. 

Çocukların ergenlik dönemi, doğal olarak okul dönemine ve hatta yoğun sınav dönemlerine rastlamaktadır. Dolayısıyla, bu dönemde öğretmenlere ve okula da büyük görevler düşmektedir. Ergenlik dönemi, yalnızca ailenin veya okulun sorumluluğuna bırakılmamalıdır. Doğru olan, aile ve okulun işbirliği yapmasıdır. Okulun asıl amacı öğrenciyi hayata ve mesleğe hazırlamaktır. O bakımdan öğrencilerin biyolojik ve psikolojik her türlü değişimleri öğretmen ve okulu da yakından ilgilendirir. Bu hususta birincil adım; okuldaki yönetici, eğitici ve öğrencilerin ergenlik konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi işin en önemli ayağıdır. İkincil adım olarak okul ortamlarının (koridor, bahçe, spor, gezinti ve etkinlik alanları gibi) öğrencilerin enerjilerini atıp rahatlayabilecekleri şekilde düzenlenmesi gerekir. Üçüncül adım bir eğitim öğretim yöntemi olarak oyun, spor, sanat, eğlence, yarışma ve gezinin etkin bir biçimde kullanılması ergenlerle iletişimde yararlı sonuçlar verebilir.

Öğretmenlik Mesleği      

Eğitim-Öğretim, özünde insanlara nitelikli bir hayat sunmak için yürütülen ve neredeyse ömür boyu devam eden süreçleri ifade eder. Bu bağlamda eğitimcilik, insan yetiştirme sanatıdır. Eğitimin temel hedef kitlesi, canlıların en seçkini olan insanlardır. İnsanlar, yaratılışın biyolojik mükemmeliyetini psikolojik olarak da tamamlamak üzere, doğumdan ölüme kadar eğitim-öğretim etkinliklerine katılmak ihtiyacındadırlar. Eğitim süreçleri çok yönlü, çok boyutlu ve çok paydaşlı etkinliklerdir. Eğitimin en önemli boyutu, hiç şüphesiz, insani olmasıdır. Anne-baba, yönetici, öğretmen, öğrenci, yardımcı personel bu insani boyutun paydaşlarıdır. Bu paydaşların hepsi de gerekli ve değerlidir. Eğitim-öğretim sürecindeki paydaşların en başta geleni öğretmenlerdir. Öğretmen, insan yetiştiren eşsiz bir sanatkârdır. Öğretmenler, insan ruhuna biçim veren ustalardır. Bütün insanlar, o değerli ustaların ellerine ve yüreklerine emanet edilmektedir. Onlar; insanlık gülistanına rengârenk çiçekler yetiştiren en güzide bahçıvanlardır. Hiçbir şey, onların emeklerinin karşılığı olamaz. O bakımdan pek sevgili, pek cefakâr ve pek değerli öğretmenlerimize hepimiz, sevgi ve şükran borçluyuz.

Öğretmen Kimdir?

Öğretmen; hem eğitici hem de öğreticidir. Öğretmen, karşısındaki bireyin kalbine dokunabilen ve algılarını açabilen kişidir. Öğretmen, idealist ve adanmış bir insandır. Eğitimin öznesi de tümleci de yüklemi de öğretmendir. Öğretmen, insan kalbini ve beynini düzenleyen muhteşem bir mimar, dağınık bahçelere hayat veren harika bir mühendistir. O, her şeyden önce örnek bir insandır; özüyle, sözüyle, tavır ve davranışlarıyla herkes için modeldir. Bilgi de verir görgü de. Hayata açılan yolları o gösterir, düzenler, açar, hayat yolcularını uğurlar… Onun serüveni ve heyecan hiç bitmez. Her daim yeni yollar açar, yeni yolcuları beklerken ruhu da bedeni de her dem taze kalır. Her saati eğitim-öğretimin kapsamındadır. Ders de verir ders de alır…

Öğretmen, unutulmayan insandır. Hepimizin hafızası onların güzel hatıralarıyla doludur. Öğretmen, her gün hatırlanmayı hak eden insandır. Saygıyı, sevgiyi, vefayı, değer verilmeyi, teşekkürü, güzel yaşamayı, onurlu yaşamayı, güveni, kısacası her türlü ayrıcalığı hak eden insandır öğretmen. Bina, derslik, masa, sıra, bilgisayar, kitap, defter, kalem… evet hepsi önemli!  Ancak ve hiç şüphesiz, eğitim-öğretim süreçlerinin en değerli unsuru öğretmendir. Bakış açımız bu olmadıkça, öğretmene hak ettiğinden daha fazla değer vermedikçe eğitim-öğretimde istenilen noktaya asla gelemeyiz.

Bize göre, eğitim-öğretim süreçlerinin en değerli unsuru öğretmendir. Bu bakımdan öğretmen yetiştirme konusu, en önemli hedefimiz olmalıdır. Son yıllarda öğrencilerde görülen idealizm kaybı ve değerlerden uzaklaşma akımı, ancak öğretmenlerimizin büyük gayretleriyle önlenebilir.

İdealist Öğretmen Kimdir?

İdealist öğretmen, yüreği sevgi ile çarpan insandır. O, bir sevgi pınarıdır; bir muhabbet fedaisidir. Ağır ve yorucu bir görev olan öğretmenlik ancak ve ancak sevgiyle kolaylaşır. Bu ağırlığı yıllar boyu taşıyabilmek, esasında insanüstü bir dayanma gücünü gerektiriyor. Bu da ancak çocuk sevgisi, insan sevgisi ile mümkündür. Kısacası, öğretmenlik bir sevgi mesleğidir. Başka türlü sürdürülmesi

imkânsızdır. Sevginin bittiği yerde, öğretmenlik de biter. Sevginin gücünü anlatmaya sözler mi yeter!..

İdealist öğretmen sabırlı insandır. Zorluklardan yılmaz. “Dinlenmemek üzere yürümeye karar vermiştir.” Onun ant içtiği yolda yorgunluk, bıkkınlık yoktur.

İdealist öğretmen, mücadeleci insandır. Bir fırtına kuşudur. Yurdunun ayazında donmuş, sıcağında kavrulmuştur. İdealist öğretmen, örnek insandır. Temsil görevi vardır. Bu görevi özümsemiştir. Toplumsal ilişkilerinde, bu örneklik vasfını bir an olsun aklından çıkarmaz. En olumsuz durumlarda dahi öfkesine gem vurmasını bilir. Öğleye kadar değil, ölünceye kadar öğretmendir. İdealist öğretmen, toplumun vitrin insanıdır. Üstün ahlakî değerlere sahiptir. Erdemlidir. İdealist öğretmen, hassas bir terazi gibidir. Ne kadar değil, nasıl yaşayacağını bilen insandır.

İdealist öğretmen, bordroya endeksli insan değildir. Küçük hesaplarla uğraşmaz. Zaten, buna da zamanı yoktur. O, gönüllerin ve beyinlerin ihyası için çalışır. Hayatını bunlara adamıştır. Bir maden arayıcısı gibi küçük yüreklerdeki büyük cevherleri bulmanın peşindedir. Dağların dip sularını yeryüzüne çıkararak çöllere ulaştırmanın derdindedir.Taze beyinler inşa eder. Yeni ışıklara, yeni âlemlere                kapılar aralar.

Öteden beri üç tip öğretmenden söz edilir: Vasat öğretmen,iyi öğretmen, büyük öğretmen.Vasat öğretmen, SÖYLER.İyi öğretmen, GÖSTERİR.Büyük öğretmen, İLHAM VERİR.İdealist öğretmen doğaldır ki bu üç kategorinin de üstünde

yüksek bir kariyerdir.İdealist öğretmen bütün bunların ötesinde, YAPAN da bir insandır. Gayret ve çabalarının ürünü olarak ölümsüz eserleri vardır.Günümüzde bu niteliklere sahip gerçek bir idealist öğretmenlerin sayısını arttırmak, eğitim işlerinin en başında gelmelidir.

İdealist Öğretmenin Genel Özellikleri

>Yüreği çocuk ve insan sevgisiyle dolup taşan,

>Çocuğun neşesini devam ettirebilen,

>Öğretmenlik mesleğini çok seven,

>Uzmanlık alanını çok iyi bilen,

>İnsan fıtratına vakıf olan,

>Ödev verirken geleceği düşünen,

>Eğitimi dört duvar arasına sıkıştırmayan,

>Öğrenciyi gerçek hayata hazırlayan,

>Giyim kuşamı ve davranışlarıyla örnek olan,

>Sabırlı,

>Hoşgörülü,

>Babacan tavırlı,

>Kendisinden korkulmayan,

>İdealizm duygusu yüksek,

>Okumayı hayat tarzı edinen,

>Çalışmayı ibadet sayan…

Öğretmenin Değeri

Öğretmenlik, sıradan bir meslek değildir. Hiçbir iş bulamayanlarınyapacağı bir iş hiç değildir. Bu bakımdan, idealizm duygusu yüksek insanlar, öğretmenliğe teşvik edilmelidir. Nitekim, öğretmenlik mesleği bir yönüylepeygamberlik mesleğidir. Bu meslek insanlığa Yaratıcı’nınbir armağanıdır:

“Mukaddes kitabımız başlıyor oku diye

Öğretmenlik bize Allah’tan hediye.

Eğitimcilik; bir yönüyle de iz bırakma, değer ve itibar oluşturma mesleğidir. Eğitim-öğretim basamaklarında öğretilenlerin birçoğu zamanla unutulabiliyor. Oysa, gerçek başarı bir insan üzerinde oluşturduğunuz izlenimdir. Bu bakımdan herkesten önce öğretmen, saygıdeğer ve unutulmaz bir insan olmayı hedefine koymalıdır. Nitekim, öğretmenler unutulmuyor. Onların çamuru dahi şeref kabul

ediliyor!

Öğretmenin ilk ve öncelikli arzusu, değer görmektir. Çok şey mi istiyorlar? Evet, öğretmene her türlü değer verilmelidir. Çünkü, öğretmen her şeye değer! Bu bakımdan öğretmen yetiştirme konusu, en önemli hedefimiz olmalıdır. Son yıllarda öğrencilerde görülen idealizm kaybı ve değerlerden uzaklaşma akımı, ancak öğretmenlerimizin büyük gayretleriyle önlenebilir.  Bu bağlamda, eğitimcilerimiz iyi yetiştirecek, onları huzurlu ve mutlu kılacak bir anlayış her şeyin temeli olmalıdır. Öğretmenin değeri yoksa, öğrenenin de değeri olmaz. Çünkü, öğretmen, insan yetiştiren eşsiz bir sanatkârdır. Öğretmenler, insan ruhuna biçim veren ustalardır. Bütün insanlar, o değerli ustaların  ellerine ve yüreklerine emanet edilmektedir. Onlar; insanlık gülistanına rengârenk çiçekler yetiştiren en güzide bahçıvanlardır. Hiçbir şey, onların emeklerinin karşılığı olamaz.

Eğitim-öğretim sistemimiz yeniden ve acilen gözden geçirilerek öncelikle öğretmenlerimize gereğinden fazla değer ve itibar atfedilmelidir. Onların naif ve nazik yüreklerine yüce değerler, iltifatlar, ilgiler, bilgiler gönderilmelidir. Onlara hiç kimseye muhtaç etmeden; sağlık, huzur ve refah içinde yaşamaları sağlanmalıdır. Öğretmenler, onurlu insanlardır. Onların bu yönünü incitmemek gerekir. Bütün bunlar yapılırken aslında yalnızca öğretmenleri değil; gelecek nesilleri de korumuş, yetiştirmiş ve geleceğimizi güvenceye almış oluyoruz. Ne dersiniz öğretmeneler her şeye değmez mi?!

Eğitimin Niteliği ve Gerçek Başarı

Öğretmen, seferle sorumlu bir komutandır. O komutan ki samimi ve idealist ise, zafer kaçınılmazdır. Öğretmen, sanal başarıların peşinde koşmaz. O, erdemli insanlar yetiştirme derdindedir. Nitekim, gerçek başarı; büyümenin iklimi ve toprağıdır. Özellikle, ilkokullar bulunduğu çevrenin iklimi ve toprağı olmalıdır.

Gerçek başarı için, somut ve uygulamalı konular işlenmelidir. Eğitim, kendi ortamında, modeli veya resmi başında yapılmalıdır. Hayattan kopuk bilgiler, ancak çocuklara yüktür. Okullarda yüzme, kan alma, iğne yapma, bal yapma vb. temel beceriler kazandırılmalıdır. Nitekim, Eski Roma’da yüzme bilmeyene kız verilmezmiş!

İdealist öğretmen, öğrencisini keşfeden bir kâşiftir. Öğrencilerinyetenek ve zekâsını gözlemler. İdealist öğretmen bilir ki zekâ, ani durumlar karşısında uyum sağlayabilme yetkinliğidir. O sebeple, idealist öğretmen öğrencilerini teşvik eder, onların cesaretini kırmaz.

İdealist öğretmen; anlatan değil, rehberlik edendir. O, derslerini öğrenciyi merkeze alarak yürütür. Öğrencilerin öğrenme ihtiyacı hissetmelerine yardımcı olur.Kalıcı başarı için; konulardan önce öğrencinin ilgisiniderse çekmek ve korumak gerekir.Bunun için;

√ Öğrencilerin düşünmesini ve eleştirmesini sağlamaktayarar vardır.

√ İlgi çeken ve bu ilgiyi koruyan öğretim araç-gereçlerikullanılmalıdır.

√ Öğrencilerle tam ve etkili iletişim kurulmalıdır.

 

√ İlk izlenim çok önemlidir. Ders yılına nasıl başlanırsa öyledevam edilir; bu açıdan iyi bir başlangıç yapılması gerekir.

√Öğrencilerin «Bu dersi neden görüyoruz? «, «Bize ne faydası var?” sorularına cevap verilmeli ve konular günlük hayattan örnekler verilerek somutlaştırılmalıdır.

√ Dersi anlatırken kısa ve öz konuşmalı, öğrencilerin anlamadığı yerleri farklı kelimeler kullanarak sabırla tekrar edilmelidir.

√ Öğrencilerin dikkatleri dağılırsa, konuya ara vererek dersinhavası fıkra ve oyunlarla dağıtılmalıdır.

√Ders boyunca bütün öğrencilerin mümkünse derse aktif olarak katılımlarını sağlamak üzere konuyla ilgili düşündürücü sorular hazırlanmalıdır.

√Öğrenciler sorulan bir soruya yanlış cevap verdiğinde kesinlikle sınıf içerisinde onu küçük düşürecek tavırlar sergilememelidir.

√ Her öğrenciye eşit davranılmalıdır.

√ Öğrencilerle iletişim kurabilmek isimlerini öğrenmek ve onlara isimleriyle hitap etmekte yarar vardır.

√ Öğrencilerin başarısı için ailelerle işbirliği yapılmalıdır

√ Öğrencilere değer verildiği açıkça söylenmeli ve her durumda hissettirilmelidir.

√ Sınıftaki hiçbir öğrenci dışlanmamalıdır.

√ Sınıf içinde bir takım ruhu oluşturulmalıdır.

√ Ders anlatırken beden dili ögeleri olumlu yönde kullanılmalıdır.

Sonuç ve Değerlendirme

Çocuklarımızın zihinlerine bunca bilgi depolamak yerine, onlara daha fazla oranda “kişilik ve karakter eğitimi, ortak duygu, ortak bilinç” vermeliyiz. Bunu yaparken en önemli güç kaynağımız ise, ecdadımızın dünyaya bakış açısı olmalıdır. Gelecek nesillerini planlamayan ve kendince ideal insan yetiştiremeyen toplumlar, ekonomik açıdan ilerleseler dahi ayakta kalamazlar. Bütün yatırımlar içinde en kıymetli olanı insana yapılan yatırımdır. Okuyan, araştıran, değer veren, düşünen, sorgulayan, iletişim kuran ve çok çalışan nesiller tek kurtuluş reçetemizdir. Bireyi ve toplumu eğitmeden kalkınmak da mümkün değildir.