YAŞAYAN KIRK KIZLAR EFSANESİ
YAŞAYAN KIRK KIZLAR EFSANESİ

YAŞAYAN KIRK KIZLAR EFSANESİ

             Vakti zamanında bu topraklarda hüküm süren bir kral varmış. Bu kral çok açgözlü zalim halkına zulüm eden onları sömüren kendisinden başka kimseyi düşünmeyen o yörede doğan erkek çocuklarını kendisine köle eden bir kral. Kralın birde dünya güzeli kızı varmış, bu kızın yetişmesinde yardımcı olan birde dadısı varmış. Dadısıyla ara sıra gezmek için kırlara ovalara ve ırmağın kıyısına giderlermiş. Irmak kızın yeşil gözlerine vurulmuş ilk görüşte, sabırsızlıkla beklermiş kızın bir dahaki gelişini. Gel zaman git zaman kız epeyce büyümüş serpilmiş güzelleşmiş artık dışarısını merak eder ve sorgular olmuş. Sürekli dadısına soru soruyormuş dadısı da bildiği kadarıyla cevap veriyormuş. Saraydan sıkılan kız bir gün dadısından izin alarak dışarıya çıkmış. Çarşı pazar gezmiş. Dışardaki insanlarla sohbet etmiş onların dertlerini dinlemiş. Konuştuğu insanlara kraldan memnun musunuz? Diye sormuş. Hiç kimse memnunuz dememiş. Herkes şikâyet etmiş. Kral çok kötü bizim çalışıp kazandığımızı elimizden zorla alıyor, vermezsek bize zarar veriyor hatta öldürüyor demişler. Bunu duyan kız çok üzülmüş ve dadısına söz verdiği üzere akşam olmadan saraya geri dönmüş. Dadısı kızın çok üzgün olduğunu görünce sormuş.

-Ne oldu neden üzgünsün,

-Kızda babası hakkında bugün sokakta duyduklarını bir bir anlatır  ve dadısına benim babam böyle bir insan olmaz ben babamı çok seviyorum  gidip bunları babama anlatacağım der. Dadısı olmaz gitme anlatma baban sana kızar der ama kız dinlemez. Çıkar huzura bir bir gördüklerini işittiklerini babasına anlatır. Babası çok rahatsız olur duyduklarından, kükrer ve bir daha saraydan dışarıya çıkmasını yasaklar kızın. Kız üzgün bir vaziyette dadısının koynunda ağlar ve çareler düşünür. Dadısı kızı çok ama çok sevmektedir onun üzülmesine dayanamaz ve kılık değiştirerek saraydan çıkmasına yardımcı olur. Kız saraydan her çıktığında dışarda bir kızla tanışır arkadaş olur onların dertlerini dinler saraya dönünce de onlara derman olacak çareler üretir. Dadısının da yardımıyla bu böylece devam eder. Derken 39 tane kız arkadaşı ve birde kendisi  40 kız ihtiyacı olanlara, çaresizlere muhtaçlara açlara susuzlara hastalara yardım etmek için gece gündüz çalışırlar.

             Kralın hüküm sürdüğü topraklarda bir derviş elinde kitaplarıyla köy köy şehir şehir gezmekteymiş. Gittiği yöre halkını aydınlatıp onların zalim Krala baş eğmelerine engel oluyormuş. Bunu duyan Kralın askerleri rahatsız olmuşlar ve dervişi yakalayıp eşek sudan gelinceye kadar dövmüşler. Kitaplarını yakmışlar ve öldü diye bir dere kenarına atmışlar. Aradan üç dört gün geçmiş derviş kendine gelmiş, elini yüzünü yıkayıp temizlendikten sonra yapılanlara, kitaplarının yakılmasına çok üzülmüş. Buna dayanamayan derviş diz üstü çöküp ellerini semaya kaldırmış. Allah'a niyazda bulunmuş" Ey güzel Allah’ım bu topraklarda doğan kız çocuklarını öyle yiğit öyle adaletli öyle merhametli öyle bilgili ve güçlü kıl ki kralın askerlerine baş gelsinler onların gittiği yerde huzur mutluluk ve sevgi baş göstersin" demiş. Derviş bir daha aşağıya inmemiş dağlarda yaşamış.
              Kral bir zaman sonra saraydaki ambardan malzemelerin eksildiğini fark eder ve askerlerine bunların yakalanıp öldürülmesi için talimat verir. Uzun uğraşlar sonunda hırsızlar yakalanır ve anlaşılır ki bütün bunları organize eden saraydan altını, inciyi ihtiyacı olana dağıtan Kralın kendi kızıdır. Hemen Krala haber verirler. Kralda diğerlerinin kellesini kesin kızımı bana getirin der. Askerlerden kaçamayan 39 tane kız oracıkta baş verir. Saraydan kaçan Kralın kızı tam ırmağın kıyısına gelir, arkasında askerler teslim ol çağrısı yaparlar ama kız geriye bile bakmaz kendisini çok sevdiğini bildiği hatta aşık olduğu ırmağın kollarına bırakır. Sevdiğine kavuşan ırmak sarıp sarmalar kralın kızını bir bütün olurlar alıp götürür  gittiği yerlere... Sevgilisine kavuşan ırmak daha bir coşkulu akar  coşar da coşar deli gibi akar... Askerlerden kimse cesaret edip gidemez arkasından, aşkına kavuşan ırmak  o günden sonra sevdiğinin gözlerinin renginde YEŞİL akar.                YEŞİL IRMAK geçtiği toprakları  sevgilinin göz renginde yeşertmiş. Her yerde her çağda ve her fırsatta tüm insanlığa haykırmış onu nasıl sevdiğini. Saflığın ve güzelliğin rengiyle boyamış tüm meyvelerini  ürünlerini. Bolluğun, bereketin, sevginin, merhametin, adaletin, yiğitliğin ve dürüstlüğün timsali olarak bu topraklarda doğanların karakterinde hayat bulmuş bu zamanda.
            Dervişin ettiği duanın tecelliyatının ve kabulünün bir göstergesi olan bu yiğit kadınların doğurduğu yiğit erkeklerin gerçek değerlere ve hakka duydukları saygı neticesinde bu yükü omuzlarında taşımaktan gocunmayan, yaşam tarzlarının vazgeçilmez bir parçası haline getiren ve bu davranışlarını halk oyunlarına da yansıtan yöre halkının ahlakının  evrenselliğe doğru açılan bir kapı olduğunu düşünüyorum. Muasır medeniyetler seviyesinin kadına verdiği değeri Mustafa Kemal ATATÜRK'ün söylediği "Ey Kahraman Türk Kadını ! Sen yerlerde sürünmeye değil omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın"  sözünün vücut bulduğu bu topraklardan doğan kültürün maya niteliğinde ki bir yansıması olarak erdemli Anadolu kadınının tüm dünya insanlığına öncü olacağına, dünyada ve Türkiye'de ilk ve tek olan kadınların omuzlar üzerinde taşındığı  halk oyununun aradan binlerce yıl geçmesine rağmen hala ayakta tutulması güncelliğini koruması bu efsanenin gerçek izlerini taşıdığına inanıyorum.
            Bu hikâyenin geçtiği yerde yani Niksar’da Kırk Kızlar türbesi zeytin dibi mahallesinde bulunmaktadır. Zeytin tevhidin sembolüdür. Kırk Kızlar Efsanesini yeniden yorumlamak için Tokat, Niksar, Artova, Erbaa, Sulusaray, Yeşilyurt, Zile, Reşadiye, Başçiftlik, Almus, Pazar, ilçelerinden derlediğim gerçek yaşam öyküleriyle evrensel değerler üzerinden(çalışmak,üretmek,sevgi,adalet,çömertlik,ilim,sanat,paylaşmak,gönüllülük...gibi )yola çıkarak Tokatlı kadınların kişisel başarı hikayelerini dinlemek her şeyden önce kendimize ayna tutmak ve sırlara ulaşmak için bir basamak. Bizim buralarda basamağa badal derler. Badal badal yükselmek için göz göze diz dize yapılan sohbetlerin tadına doyum olmaz. Sohbetlerinde demlendiğimiz öykülerin  bize kırk badal yol aldırması dileğiyle...

              Bu şehrin bir kırklar şehri olduğunu eski Tokat ve kalesinin çevresindeki Sulusokaklarında gezerken ve kırk badallarında göye doğru yükselirken, dost doğru yolun sonun da ki Atamızın işaret ettiği yerdeki kalenin sırrına ermek ve erenlerden Ahmet Yesevi'nin öğrencisi olan gıjgıj dedenin türbesini selamlamak bu şehri özel kılıyor. Viran olmuş evlerinden kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarına verilen değerden  bu değerlere sahip çıkmaya çalışan insanlardan bunları kolaylıkla görebilirsiniz. Yani artık "yeni şeyler söylemek lazım cancağızım." diyen Mevlana gibi bende "Dünya üzerinde insanlar bir direktir.  Bu direkler üzerinde sevgiye ait bir not vardır." bize düşen bu notu okumak ve yola devam etmektir diyorum.
Ben böyle bir yolculuk içinde olduğumdan ötürü, sizlerin karşısında naçizane kendimi çok heyecanlı şanslı coşku dolu ve acemi hissediyorum.
            Yaşam dediğimiz şu gök kuşağının renklerinden kendisine düşen rengin içinden dokunduğu kültürel, sosyal, psikolojik, bilişsel ve fiziksel yapıları sorgulayan düşünen, dönüşüme uğratan ve güzellikleri  mayalandıran kadınlarımız hayatımıza anlam katan öncülerimizdir. Kadınlarımızın tek bir amacı var nerede olursa olsun mutlu olmayı hak etmeleri. Gerçek yaşam öyküleriyle buluşmak ve dönüşmek, Güzelliklerde buluşmak dileğiyle... Sevgiler

Dünya Köylüsü

    Ayla Bağ