SU DEĞİRMENİ
SU DEĞİRMENİ

SU DEĞİRMENİ

Çok güzel bir köydü. Ağaçsız, çıplak tepelere yaslanmıştı.

Önünde yüzlerce dönümlük çayırı vardı.

Çayır, köyün ortak malıydı. Onun için, köy çayırı deniyordu.

Köy çayırı kayanın altından, kızıl hasan köprüsüne kadar uzanıyordu.

Ot biçim zamanı her eve eşit paylaştırılır. Herkes payına düşen yeri biçer, otunu alırdı.

                Biçildikten sonra otlak olarak kullanılırdı. Her sabah tüm köyün hayvanları serbest otlanır, akşam gidip evlerini bulurlardı.

                Çayırın öte geçesinde bir ırmak vardı. Suyu boldu. İlkbaharda karlar eriyince suyu daha çok olurdu. Köy çayırı su altında kalırdı.

                Çayırın ortasına köylü büyük bir kanal açmıştı. Suları bu kanal toplar, otlar daha temiz yetişirdi. Kanalın yukarı ucu ırmağın yakınına kadar uzanırdı.  Yaz aylarında içinde hiç su olmazdı.  O zamanın da kurutma kanalıydı.

Zamanla dolmuş, kanal olmaktan çıkmıştı. Eski bir hendek olarak görünüyordu.

                O köyün halkından olan, adına  “ usta “  denilen biri vardı. Çayıra her gitmesinde bu hendeği takip ederek yürüyüş yapardı. Yürürken kafasından planlar yapar, bunları her ortamda köylüyle paylaşırdı.  Kimseye açıklamasa da hazine bulmuş gibi seviniyordu.

Günlerce komşularıyla görüştü.  Onları bir değirmen yapmaya ikna etti.

                Buna köyde herkes sevindi. Köye fabrika yapılacakmış gibi sevindiler. .kağnılarla uzaklardaki değirmenlere gitmek çok yorucu oluyordu. Köylüler ustaya yardım sözü verdiler.  Usta, köylülerin işinin olmadığı bir günde işe başladı. İşin olmadığı o günler toprağın da en yumuşak günleriydi.

                Eski hendeğin ırmağa en yakın yerinden usta işe başladı. Hendeği temizliyordu. Onun çalışmasına köyden gönüllüler de katıldı. Gönüllüler ordusu her geçen gün artıyordu.

Kağnısıyla pulluğuyla yardıma katılıyorlardı.

                Arkın sonunu, su yüksekten akacak şekilde doldurdular. Değirmene su yüksekten dökülecekti. Irmağın suyunu bağladılar.  Deneme yaptılar. İstedikleri gibi olmuştu. Sorun yoktu.

                Dört duvar ördüler.  Önde ve arkada iki pencere yaptılar.  Duvarı çok geniş ördüler. Duvarın üstüne yirmi santim arayla ağaç döşediler.

                Bu ağaçlar on santimetre çapında, üç metre boyundaydı. Çatının tamamını bu şekilde ağaçladılar. Sonra üstüne çalı-çırpı serdiler. Onun üstüne çorak serdiler.  Çorak, pekişince su geçirmez bir topraktır.  Onu döverek, loğ çekerek pekiştirdiler.

                Bu kulübenin içine değirmen kurulacaktı.  Usta, bunun ustasıydı. Her şeyi yerli yerince en uygun çalışacak durumda yerleştirmeye başladı.

                Arktan kulübeye seğirdim oluğunu yerleştirdi. Bir de yan savak koydu. Bu yarım ay şeklinde dönerek, suyun çarka gelmesine kumanda edecekti.

Yaptığı ayakla unun incelik derecesi ayarlanacaktı.

Değirmen taşını yerine koymak zor oldu.

                Yüz yirmi santimetre çapında, yirmi beş santim kalınlığında olan değirmen taşının ortasında on beş santim çapında delik vardı. Öğütülecek ürün bu deliğin içine akacaktı.

                Gereken tüm inceliklerini kontrol etti. Değirmen çalıştı.  Un yapmaya başladı.  Herkeste bir sevinç vardı. Köyleri fabrikaya kavuşmuştu. Uzak köylere gidip yorulmayacaklardı. Uzaktan ve yakından tüm köyler bu değirmeni tercih ediyorlardı.

Ustanın da adı değişmişti. Artık ona herkes   “değirmenci” diyordu.

                Değirmenci öğüttüğü ürünlerden hak alıyordu. Müşteriler, kile yarımlık ve ölçek olarak hak ödüyorlardı.

                Değirmenci biriken hakları değerlendiriyordu. Her geçen gün zengin oluyordu.  Zenginlikle birlikte kibir de başladı. Yapılan yardımlar unutuldu.

Değirmenin yeri köylünündü. Yanına iki oda yaptı.  Kimse ses çıkarmadı.

                Muhtar dört yıl jandarmalık yapmış, köy idaresini iyi biliyordu. Değirmencinin yaptıklarını takip ediyordu.

Çevreyi ağaçlandırmaya başladı değirmenci.

                Muhtar suskunluğunu bozdu. İhtiyar heyetini topladı. Değirmenciyi çağırdı. Uyardı:

                -Değirmen çalışsın. Kazancın bol olsun. Sana her zaman yardımcı oluruz. Oraları kendi arazin olarak görürde ağaçlandırmak istersen buna izin vermeyiz. Dedi.

                -Arkın geçtiği yerlerle binanın çevresi elbette benim. Dedi. Değirmenci.

Sözlerinde köylüyü küçümser hali vardı. Değirmencinin.

Muhtar harekete geçti. Köy heyeti toplandı karar aldılar.

Değirmen yıkılacaktı.

                Bu kararı karar defterine yazmadılar. Sorumluluk almak istemediler. Kararı tüm köylüye gizlice tebliğ ettiler.

                Değirmen yıkılacaktı. “ Kim yıktı? “ sorusunun cevabı : “ Köylü yıktı. “ Olacaktı. Yıkım günü açıklandı.  Eli kazma, kürek tutan herkes toplu halde gittiler.

Değirmeni yerle bir ettiler.

                Yaptıkları bu işe kendileri de çok üzüldüler. Hepsinin içinde pişmanlık oluştu. Kamu malını bir kişiden kurtarmak da önemliydi.  Bunu teselli olarak görüyorlardı. Haklılıklarına inanıyorlardı.

Değirmenci dava açtı.

                Tüm köylüye dava açılmıştı. Mahkeme sonuçlandı. Yetmiş hanelik köyün tamamı hapis cezası aldı.

                Her evden bir kişi on gün habis yattı. Bunlar, kapalı bir yerde yatarak cezalarını çekmediler.

                Yol yapımında çalıştılar. Sigorta primleri ödendi. Cezalar hiç caydırıcı olmadı Köylü bir öfke sonunda fabrikasız kalmış oldu.