İSTANBUL TÜRKÇESİ GÜZELDİ
İSTANBUL TÜRKÇESİ GÜZELDİ

İSTANBUL TÜRKÇESİ GÜZELDİ

Bu ülkede yaşayan herkesin gözbebeğidir İstanbul.

                Bu dün böyleydi, Bu günde böyle. Yârin de böyle olacaktır.  En güzel yaşam tarzı O şehirde vardır.

                Ülke oradan yönetilir, din oradan öğretilir, Sağlık oradan takip edilirdi. En iyi hastaneler, en iyi okullar, iş alanları, En büyük ibadet yerleri ve eğlence yerleri hepsi İstanbul’da toplanmıştı.

                Bilgili,  kültürlü nüfus orada yaşıyordu. Tarihi,  görkemli binalar hep İstanbul’daydı.  Bir kere gidip görenler anlatmakla bitiremezlerdi. Bunların hepsi İstanbul’a özel güzelliklerdi.  İçinde yaşayanlar da seçkin kişiler olunca,  öyle taşradan gidip İstanbul’a yerleşmek kolay değildi.

                Yerleşmek isteyenler çoktu. Kişiler kendi benliklerini saklayarak da olsa orada yaşamak isterlerdi. Mutlu olmaya çalışırlardı ama olamazlardı.

                Taşradan o şehre gelenler nereli olduklarını söylemezlerdi. Daha İstanbul’u tanımadan soranlara ,  “İstanbulluyum.”  derlerdi.

                Kimse inanmasa da inandırmak için çaba harcarlardı.

                Orada doğup büyümüş İstanbullular da bu gelenlerden rahatsız olurlardı.   Orada doğup büyüyenler, İstanbul beyefendisi veya hanımefendisi olarak adlanırlardı.

                O günkü İstanbul’da kahvehaneye tanınmayan biri girince ses kesilirdi. Muhbir çok olduğundan konuşmaya korkarlardı.

                Sarayın yakınında yürüyen birini,  bir nöbetçi askerin azarladığı ve iteklediği görülürdü.

                Padişah elektrikten korktuğu için Alman firmasının çalışmasına izin verilmedi.  İstanbul elektriğe kavuşmadı. Bunları engelleyen padişah,  kültürü yaşatmak için çalıştı. Halka görev verdi.

                Her geçen gün yabancılar çoğaldı. Kim gerçek İstanbullu, kim yabancı bilinmez oldu. Nitekim İstanbul Türkçesi de her gecen gün unutulmaya başladı. Bozuldu. Özelliğini kaybetti.

                İstanbul beyefendisi ve hanım efendisi kibardır. Bunlar Türkçeyi asla bozmamıştır. Hiçbir değerimize sahip çıkamayan bir ülke olarak, Türkçemizi de kaybetmeye başladık.

                Taşradan gelenlerin, şive farkları vardı. O farka herkes gülmekten başka bir şey yapamıyordu. Gülmek de çözüm değildi.

                “Geliyoruz, gidiyoruz sizi evde bulamıyrıh “

                "Seğirterek  (koşarak) gel.  

                Gibi örnekler bu şehre yabancı olanları ele veriyordu. Padişah bir emir verdi. Bu emirle halk kendi kültürünün bozulmasını önleyecekti. O emir şöyleydi:

                "Halk arasında her kim ki, elmaya alma;  Helvaya Havla diyorsa İstanbul sınırları dışına çıkarılsın.”

                Bu ne kadar uygulandı bilinmez.

                Beyefendilerin ve hanımefendilerin konuştuğu Türkçe yok olup gitti. Türk Dil Kurumu da buna engel olamadı.

                Günümüze kadar İstanbul şivesi yaşasaydı, konuşma ve yazma dilimiz olsaydı, Daha etkileyici olurdu sanırım. O kibar insanların kullandığı sözleri bu gün kullanmak isteyenler alay konusu oluyor. Susturuluyor.