HER EV FABRİKA GİBİ ÇALIŞIYORDU
HER EV FABRİKA GİBİ ÇALIŞIYORDU

HER EV FABRİKA GİBİ ÇALIŞIYORDU

 

                Çoban, sürünün önünde yürüdü. Sürü arkasından sıra halinde geldi. Tepeden aşağı indi. Eğrek yerinde durdu.  Kuşluk vakti hep burada yatardı davar.  Öndekileri geri çevirdi çoban.  Geriye dönenler, gitmeyeceklerini biliyorlardı. Tek tek yatmaya başladılar. Çoban köpeğiyle evin yolunu tuttu.

                Üç beş keçi dışında davarın hepsi yattı.  Köyün sürüsüydü.   Davarı olan aileler vardı. Olmayanlar da vardı. Yatanlar hem gevişliyor, hem uyuyordu. Ayakta uyuyanlar ilginçti. Bunlar kafalarını bir araya getirip, papatya çiçeği görünümü vermişti.

                Kadınlar sağmaya geldiler. Sütlerini alıp gittiler.  Sürünün yanında kimse kalmadı.

                Topal Ömer, el arabasıyla geldi.  Araba da kırklık* (kırkma makası)  ile uzun bir ip vardı. Arabayı bıraktı, ipi eline aldı. Kendi koyunundan birini yakaladı. Yatırdı. Üçayağını bağladı. Hayvan korkudan avazı çıktığı kadar bir kere bağırdı. Daha sesi çıkmadı. Sırtındaki yünü kırkıp aldı.  Dikkatli kırkıyordu. Altı koyunu kırktı hiç yaralamadı. Yünler kalıp halinde çıktı. Bunlara yapağı deniyordu.

                Yapağıları arabaya yerleştirdi.  Kızı Hacer geldi. Yapağılar arabaya yüklenmiş ve bağlanmıştı. Hacer, arabayı sürdü gitti. Eve uğramadan köyün altındaki dere kenarına götürdü yünleri.

                Annesi orada bekliyordu. Yünleri yarısı suyun içine uzanmış iri taşın üstüne koydular. Islattılar. Tohaçladılar. Temizlenene kadar bu işleme devam ettiler.  Kesilip orada kurumuş tomrukların üstüne taşıdılar.  Yünler kuruyana kadar beklediler. Sonra eve taşıdılar. Temiz yünleri önce yün tarağında taradılar. Sonra bir dastara sarıp yüklüğün başındaki boşluğa yerleştirdiler.

                Kış boyunca boş zamanlarını o yünlere harcadılar. Ev Fabrika gibi çalıştı.

                Çıkrık, teşi, kirmenle eğirdi, yünleri ip haline getirdiler.

                İpleri, toz olmasın, kirlenmesin diye temiz çuvala koydular. Çuvalın üstüne de dastar örttüler.

                İpler bahara örülmüş olarak çıktı.

                Nakışlı dizge ( Diz boyunca) çoraplar, baklava dilimi desenli süveterler, önü ilikli kollu kazaklar, beş parmaklı eldivenler ördüler.  Ayakkabı benzeri patikler de yaptılar. Her ailenin davarı vardı.  Yünler, kıllar dokumacılıkta böyle işlenirdi. Keten kenevir bitkisinden hasır, çadır yapanlar vardı.

                Çocuğu İlkokul üçüncü sınıfa kadar okuyor.  Büyükleri el aletleriyle ve tezgâhlarla, yün kıl, kendir dokumalar yapıyordu. Köylü şehirliye muhtaç değildi. Köylü üretiyordu.  Şehirli tüketiyordu.  İnsan gücüyle kurtuluş savaşının yaraları sarıldı. Sonra fabrikalar kuruldu.

                Cumhuriyet Türkiye'si böyle büyüdü.

                (*) dün vitrin camında: "Koyun tıraş makinesi geldi." Yazıyordu. Kırklık yok artık.