AH ŞU FARKLI UYGULAMALAR
AH ŞU FARKLI UYGULAMALAR

Evden çıkarken kendime söz verdim:

"O iki kişiye yardım etmeliyim."

                Birisi altmış yaşını geçmiş emekli, en az maaş alan emekli gurubundan. Diğeri üniversite okuyan bir genç, İkisi de yakınım olur.

İstedikleri maddi yardımları yaptım rahatladım. İkisine de telefon açtım. Haber verdim.

Emekli, “ Hay Allah razı olsun.”  Diye başladı. Uzun dualar etti.

Üniversiteli genç, iki kelime söyledi:  “Teşekkür ederim.”

Her ikisi de beni memnun edici sözlerdi. Memnun oldum.

                Yazdığım gazeteyi almak istedim. Bayilerde bitmişti. Bir yerde bulup aldım. Benim yazım ikinci sayfada çıkmıştı. Öğretmen evine gittim. Okuma odasına gidecektim. Odanın duvarının yarısı akvaryumdu. Arkası odaya, önü salona dönük büyük bir akvaryumdu.

                Önünde, iki sehpa birleştirilmiş, koltuklar çevresinde hilal oluşturmuştu. Beş arkadaş oturuyordu. Yaklaştım. En yaşlı ağabeyimiz,  “ sandalye çekte gel.” Dedi. Çektim.

Emredercesine:

                “Kendine çay söyle .” dedi.

Espri yapmanın tam zamanıydı:

                "Farkını versem de başka bir şey içsem olmaz mı?"

                Hepsi güldüler. İçlerinden biri kahkaha attı.  O kitap okumaktan zaman bulamayan, oyun oynamayan, kültürlü bir kişiydi. Sacit Bey, Oyun salonuna girmiş olsaydı, bu espriyi çok duymuş olurdu. Gülmezdi. Duymamış kahkaha attı.

                Çaylarımızı içerken tavla şampiyonu geldi. Çay içti. Oturmaya hiç niyeti yoktu. İzin isteyip oyun salonuna indik. Boş tavla bulamadık. Seyirci olduk. Ben  “Oyuna karışmayacağım. “ diye oturdum.  Oyun başladı, bende karışmaya başladım. Karışmama kızanda oluyordu, gülen de oluyordu. Kızmakla gülmek aynı havayı oluşturuyordu.

                Son gelen arkadaş, bana göre bir tavlacıydı.  Saati sordum. Oynamadım.  Onun oyununa karışmadım. Bir yorgunluk oldu bende. Baş dönmesi ve göğsümde çarpıntı vardı. Kimseye söylemedim. O yaşlı ağabeyimle çıktık. Dışarı çıkınca yanımızda üçüncü bir kişi yoktu. Kolundan tuttum fısıldar gibi:

-Ağabey benim başım dönüyor.

-Kendine iyi bak.  Dedi.

Vedalaşıp ayrıldık. Durağa kadar düşündüm.

                Kendime iyi bakmak nasıl olur?  Herkes sevdiklerine bu sözü hep söylemektedir.” Kendime nasıl baksam başım dönmez. ?” diye düşündüm.

                Eve geldim.   Evde kimse yoktu. Teşhisi kendim düşündüm. Kendimce  iyi olur düşüncesiyle az limonlu su içtim.

                Saatler geçti. Baş dönmem geçmedi. Ev halkı toplandık. Akşam olmuştu.   Kızım tansiyonumu ölçtü.  Çok düşüktü. Açlıktan olabileceğine karar verdik. Sofraya oturduk.

                Her zamanki yemek tadını alamıyordum.   Ayaklarım vücuttan yukarıda olacak şekilde uzandım. Yatma saatinde tuzlu ayran içip yattım.  İyi gelmişti. Sabah tansiyonum normaldi. Baş dönmesi devam ediyordu. Şakaya gelmezdi.

                Aile doktoruma gittim.

                Eko çekti. Kan aldı. Reçete vermedi. Kardiyolojiye gitmemi söyledi. “ Öğlen oldu yetişemem.”  Dedim. “ Apar topar gitmen gerekmez. Öğleden sonra git.”  Dedi.

                Gittim sıra vermediler:

-Hasta sayısı doldu. Yârin erken alabilirsen alırsın. Sıra dolu olursa yârin de zor alırsın.

-İyi durumda değilim.  Mutlaka muayene olmalıyım. Doktor da beni uyardı. O kadar bekletmenizi anlamıyorum.

-Yardımcı olacak bir niyetlerinin olmadığını yüzlerinden okudum.

-Yapacağım bir şey yok.  Dedi memur.

                Çaresiz kalmıştım. Doktorla görüştürmüyorlardı.

                Görüşsem belki o yüzüme bakınca ciddiyeti anlayacak, yardımcı olacaktı.  İzin vermediler. Görüşemedim.

                Pes etmeye de niyetim yoktu.  Başhekimle görüşmeme kimse engel olamazdı. Durumu Başhekime anlattım. EKG yi gösterdim. Sıramı aldı.

                Kardiyoloji doktoru, Tekrar EKG ve kan tahlili istedi.

                Tahlil sonuçlarıyla beni bir güzel muayene etti. Muayenemi bilgisayara bağlı yaptı. Ekrandan kalbimin çalışmasını izledim.

                Bunları yaparken mesleğinin ustası olduğunu hastası olarak ben anlıyordum. Doktoruma güvenmem beni olumlu etkiliyordu. Sorular sordu. Sorularımı cevapladı. Önerilerde bulundu. Reçetemi verdi.

                Hastanedeki zorlukları aştım. İlacımı içince hemen iyileşeceğimi düşünerek eve rahat geliyordum.  Eczanede üç ilacın hiç birinin olmadığını söylediler.

                İkinci eczanede ilacın olduğunu ancak veremeyeceklerini söylediler. Neden veremiyorsunuz?  Saltık değil mi? diye sordum.

                Raporuna Doktor:

"Kendi imkânlarıyla worfarin kullanmıştır." Diye yazacaktı. Yazmamış. Dediler.

"İlacı alıyım. Yârin yazdırayım.” Dedim.  “Asla veremeyiz.” Dediler.

                Aynı gün ilaçlarımı alamadım.   Bu aksaklık ölüme neden olsa sorumlusu kim olur? Sorusuna cevap aradım bulamadım.

                Ertesi gün üçüncü eczaneye gittim. Reçete şifremi ve  kimlik numaramı verdim. Oturdum Çay söylediler.  Çayımı içene kadar ellerinde bulunmayan ilaçlarımı depodan getirdiler.

                Doktorun ve eczanenin önerilerine uyarak, özenle kullanmaya başladım.

                Yaşadığım bir olayı anlattım. Bir kurumu veya bazı kişileri eleştirmek niyetinde değilim.

                Farklı uygulamalara da dikkat çekmekte yarar var görüşündeyim. 05-11- 2018