O NÖBETCİ KİMDİ?
O NÖBETCİ KİMDİ?

 Kuruluşta görev almıştı. Görevi ile ilgili hiçbir eğitim almamıştı.

  Bu kuruluşa faydalı bilgileri almak için çalışıyordu.  Öğretmendi.

 Mesleki eserler okuyor, araştırıyor, tecrübeli eğitimciler bulup yararlanıyordu.

Gün boyu idareciler, Öğretmenler, memur ve diğer çalışanlar kuruluşta görevlerinin başındaydı.

Mesai bitince bu görevler bir kişiye kalıyordu.

Bu kişi nöbetçi öğretmendi.

Her nöbetinde kuruluşun tüm işlerini iyi yaptırmak için çalışıyordu.

Müdür, liyakatle değil, yukarıdaki akrabasının tercihiyle gelmişti.

 Akrabasından aldığı aferinlerle yetiniyordu. Kimseyle görüşmeye tenezzül etmiyordu. Tüm personelin yapacağı çalışmaların artısı müdürün hanesine yazılıyordu.

 Yanlış yapanında müdür, yakasına yapışıyordu. Bu tür kuruluşlarda her konuda tartışıp karar almak çok önemliydi. Her şeyin en iyisini kendisinin bildiğine inanan müdürle çalışmak çok zordu.

 Çok önemli işleri de kendi kafasınca yapıyordu. Yerinde yapılan eleştirileri de geri çeviriyordu.

 İki gün içinde ilimize cumhurbaşkanı geleceği haberi yayıldı. Programında kuruluşumuza da geleceği açıklandı.

Kuruluşun çok iyi görünmesi için makyajlar yapılacağını düşünüp müdür işe başladı.

 Kuruluşun önündeki yüzme havuzunu boyatacaktı.

Toplantı yapmaya, karar almaya gerek görmeden boyaları, fırçaları almıştı.

Mesai bitiminden sonra bunları çocukların eline vererek boyama işine başlattı.

Çocuklar, bu işi yapacak beceriye sahipti. Güzel boya yaparlardı. Ancak alınan boya kahverengi ve su bazlıydı.

 O gün nöbete gelen öğretmen yapılan işe baktı. Müdürün odasına koştu:

-  Sayın müdürüm, havuzu boyuyorlar. Gördüm. Yanlış yapılıyor müdürüm yanlış!

Öğretmene şöyle yukarıdan baktı. Onu küçümseyerek:

-          Yok ya?  Neden yanlışmış? Sen kendi işine bak. Dedi.

-          Müdürüm suyun daha güzel görünmesi için kahverengiye değil maviye boyanmalıdır. Yağlı boya ile boyanmalıdır.  Kullanılan boya su bazlı olduğu için havuz dolunca o boya yıkanır gider. Yazık olur. Hem para boşa gider, hem emek boşa gider.  Dedi.

-           Yok, oğlum sen anlamazsın.  Ben söyledim yapıyorlar. Sen karışma.

Nöbetçi ısrar etmedi.  Müdürün, bildiğinden şaşmayacağını anladı çıktı. 

Havuzun rengi, kahverengi oldu. Kurudu. Havuza su dolduruldu. Suyun rengi de kahverengi oldu. Halen yanlışını kabul etmeyen müdür:

-          İlk dolunca böyle olur. İkinciye yıkanırsa renk daha güzel olacak diye bekliyordu. Yapılan itirazları hiç dikkate almıyordu. İkinci dolumdan sonra havuzun içi yıkanmış gibi eski halini aldı. Hiç boya kalmadan temizce yıkandı.

Çocukların ve tüm çalışanların üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Kimse, kimseye bir şey söylemiyordu. Sözün bittiği yere gelinmişti.

Cumhurbaşkanının geldiği gün sabah erkenden iyi bir haber (!) aldık. Başta müdür olmak üzere bazıları bu habere sevindi.

Kuruluş, Cumhurbaşkanının programından çıkarılmıştı.

Onu en çok bekleyenler çocuklardı. Gelmedi. Cumhurbaşkanını göremediler.

Kısa süre sonra çocukların mektubu mahalli medyada görüldü.

Cumhurbaşkanına mektup yazmışlardı. Onun için yapılan tüm çalışmaları anlatmışlardı.

 Verilen emekleri yazmışlardı. Tutmayan havuz boyasını da detaylı anlatmayı ihmal etmemişlerdi. Mektupta boşa giden boya parasını da unutmadan yazmışlardı.

 O boya işi tüm kuruluştakilere iyi bir ders olmuştu.  Yanlış yapanlar özür bile dilemediler.