SÜNNET
SÜNNET

Şimdiye kadar bu kuruluşta yapılmayan bir şey yapmaya karar verdik.  İkisi yurt çocuklarından, biri aile çocuğu olan üç kişiyi sünnet için hazırladık.

                Sünnet kıyafetlerini aldık. Revirdeki yatakları süsledik. Hatta revirin tamamını düğün salonu gibi süsledik.  Sabah erkenden geldim. Kuruluşu gezdim.  Temizlik, tertip ve düzeni gözden geçirdim. Noksanları varsa tamamlattım.

                Öğleye doğru belediyeden gelen otobüs ve diğer arabalarla konvoy oluşturduk. Müzik ve korna sesleri ile şehirde tur yapıldı.

                Tur sonunda Beyaz Köşk’e gittik. Beyaz köşkü çalıştıran Bünyemin Akıncı, Bir süre çocukları eğlendirdi.

                Sonra kendi arabasını da gelin arabası gibi süsledi. Konvoya katıldı. Üç çocuğun sünnetleri yapıldı.   Arkadaşları ve misafirler tarafından ziyaret edildiler. Hediyeler verildi. Yanlarında eğlenceler yapıldı. Misafirler gitti.  Yataklarında yalnız kalınca, Bizim çocuklar başladılar çığlık atarak ağlamaya.

                Misafir çocuk onları sakinleştirmeye çalışıyordu. Ve onlara:

                “Siz ağlayınca benimki acıyor ağlamayın” Diyordu.

                İşte o zaman anladım ki bu çocukları ağlatan yalnız olmalarından başka bir şey değildi. Aynı yaşlarda olmasına rağmen Ferhat’ın neden ağlamadığını anladım.  Çünkü o, biraz sonra evine ve ailesine kavuşacaktı.  Ama ötekiler iyileşene kadar burada kalacaktı.  İyileştikten sonra da burada kalmaya devam edecekti.

                Ferhat’ın bahsettiği acı, gerçek bir acı değildi. Psikolojik olarak etkileniyordu. Acı hissediyordu. Sonra Ferhat Bilgin’i evine götürdüm.

                Akşama doğru da tekrar ziyaret etmek için gittim.

                Onu yatakta çok neşeli buldum. Kendisi yatıyordu. Tüm akraba ve komşuları toplanmış düğün devam ediyordu.

                İşte revirde yatan iki çocuk ile Ferhat’ın farkı bundandı. Bu olaydan şunu anladım:

                "Sosyal hizmetler, bu çocuklara her şeyin en iyisini veriyordu. Onlara iyi de bakıyordu. Ama sadece anne baba şefkatini veremiyordu. İşte Bizim iki çocuğun ağlaması bundandı. Bu sevgi ve şefkatin verilememesiydi.”