EMEKLİ

EMEKLİ

Babası : “Ona toprağı işlemeyi ve hayvanlara bakmayı iyi öğrettim.” Demişti.

O da emekliydi.

En büyük emekli demek daha doğru olurdu.

Boş zamanı olmuyordu. Davetlere katılıyordu. Yetiştiremediği davet çok oluyordu.

Televizyonlarda, konferanslarda her gün onu görüyorduk.      

Bir televizyonda gençlerin sorularını yanıtlıyordu.   Sonuna kadar izledim. Sorulara hoşgörülü cevaplar veriyordu.

Gençler deli fişek sorularla onu sıkıştırıyorlardı. Sunucu:

"Zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz?”  diye sordu. Cevap çok ilginçti:

"Seksen bir bin kilometre yolculuk yaptım. On sekiz bin kişi ile konuştum. Haftada iki yüz kişi ile konuşuyorum. Bunun dışında günlük randevulu konuşmalarım var. Yazıyorum. Okuyorum. Ömrüm olursa anılarımı yazacağım. Hiç sinemaya gitmedim. Neden gitmedin derseniz, yârin giderim.”

Bilgilerini çok güzel aktarıyordu. Gençler ikna oluyordu. Televizyon başında bizleri de ikna ediyordu.

Çobanlıktan En yüksek devlet makamına kadar gelmişti. Hapis yatmıştı.  Darbelerle makamlarından olmuştu.  Altı kere gitmiş, yedi kere gelmişti.  Ülke için sevapları da, günahları da vardı. Onların eleştirisini yapmayacağım. Adam öyle bir hayat yaşadı ki,  hep neşeli oldu.  O neşeli yaşamına devam ediyordu.

Tekrar siyasete dönmeyi düşünüyordu.  Zaten o gidince, partisi bitmişti. Hayatta çocuk sahibi olmadı. Seçmenleri onu seviyordu.  Çoğunlukla iktidar oldu. Halkın büyük çoğunluğu ona baba diyordu.

Sunucu bunu kendisine şöyle soruyor:

"Halk size baba diyor. Nasıl buluyorsunuz?”

Gayet mütevazı bir tavırla:

“Ben, Hiç kimseye bana baba deyin demedim.”

Neşeli ve ilgi çekici bir program oldu. Gece 02.15 de program sona erdi.

O, liderler içinde fötr şapkasıyla ünlüydü. Şapkayı birkaç defa kapmak isteyenler olmuştu. Onlara vermedi. Hep sahip çıktı şapkasına. Konuşmalarında da bunu çok söylerdi: :”Şapkayı kimseye kaptırmayacağım. İsteyene hediye olarak vereceğim. Diyordu.

On iki eylülde yasaklı olarak siyasetten uzaklaştı.  Sonra halk oylamasıyla bu yasak kalktı. Konuşmalarında çok sık kullandığı söz:

"Şapkamı alır giderim.”  sözüydü.

Bu satırları yazdığım, üç 2008 günü halen dimdik ayaktaydı.

Emekli olanlar kendilerine bir uğraş bulmalılar. Ayakta kalmak için uğraşmak gerekir.  İçe dönük olanlar vücutlarını dinlerler.  Bedenlerinde hastalık aramaktadırlar.  En kötü uğraş,  Boş kalmaktan iyidir.

Altı yıl ahşap dekorasyon yaptım. Çocuklarım o işleri yaparken evime döndüm.  Bilgisayar aldım.  Bana yetiyordu. Beden gücü ile iş yapamam artık. Bilgisayarım hem işim, hem arkadaşım oldu.

Vücudumu dinleyen bir emekli değilim. Tüm emekliler aktif olsun.

(Günlük:2008)

Haber Etiketleri:

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat