ERZURUM GEZİSİ

ERZURUM GEZİSİ

 

Yılmaz,  sınavda Atatürk üniversitesi motor bölümünü kazanmıştı. Kaydını yaptırmak için yola çıktık. Hiç gitmediğim bir şehre gidiyoruz. Erzincan’a indik.   Oradan Erzurum’a geçeceğiz.  Sivas’ı geçtik. Sivas’tan sonrası hiç görmediğim yerlerdi.   Etraftaki dağlar çıplak. Asfalt yol çok. Erozyon olan yerler vardı. Sel yatağı dereler vardı.

                Yüksek ve dik yamaçlar bozkırlar göz alabildiğine uzanıyordu.  Tek bir ağaç ve yeşillik yoktu. Sivas- Erzincan arasındaki yerleşim alanları çok geride kalmış bir görünüm arz ediyordu. Zara, Hafik, İmranlı ilçe merkezlerini uzaktan gördüm. Köy görünümünde ilçelerdi. Bunlar arasındaki köyler ise viraneyi andırıyordu. Sıvalı, boyalı bina yok denecek kadar azdı.

                Ben Erzincan’ı haritadan dağlık bir şehir olarak tanıyordum. Etrafı yüksek dağlarla çevrili düz bir ovaya oturmuştu. Sanki tepsiye oturmuş maket gibi bir şehirdi.

                Binalar imara uygun yapılmış. Çok katlı binalar yok. Evlerin tamamının yanında küçük bahçesi evler villa gibi görünüyordu.

                1939 Depreminde tüm şehir yıkılınca bu planda yapılmış. Depreme daha dayanıklı binalarmış.

                Üniversite Kayıtları Erzurum’da yapılıyormuş.   Erzurum’a hareket ettik.

                Yeşillikler görmeye başladık. Fırat nehrinin yatağı tamamen yeşildi. Oğlumu, kayıt için üniversiteye bıraktım. Şehri dolaştım.

                Rum istilasından sonra Erzurum’un bulunduğu yerde, KRİN, KARNA, GARİN, KANDİ ve KALHAK adında yerleşim merkezleri oluşmuştur. Şehirler kurulmuştur. Bu gün bunlara ait birçok tarihi eserler vardır. Bu eserler dimdik ayaktadır. Caddeler çok temiz. Erzurum’un arkada yüksek dağlar var. Önünde geniş ovası uzanıyor.

                Fazla gezemedim. Yakutiye medresesi, Lala paşa camii,  Ulu camii, çifte minareler ve Narmanlı Camii’ni gezdim.

                Ben Ulu Cami’ye girdiğimde on beş kişilik bir turist gurubu geldi. İngilizce konuşuyorlardı. Orayı geziyorlardı. Turist bayanlar, camiye başlarını kapatıp girdiler. Gezdiren rehber de İngiliz’di. Usta bir spiker gibi, akıcı bir dille anlatıyordu. Diğerleri de dikkatle dinliyorlardı. Sözlerini ben anlamı yorumdum. Çünkü İngilizce bilmiyordum.

                Caminin bazı yerlerini göstererek anlatıyordu. Bol resim çekiyorlardı. Bunlardan başka gezen bir Türk görmedim. Üzüldüm. Gezdiren rehber bari Türk olsa sevinecektim. Ama onunda yabancı olduğunu öğrendim.

                Biz kendi eserlerimizi yabancılar kadar tanımıyoruz. Tanımak için bir gayretimiz de yoktu.  Adamlar dünyanın öbür ucundan gelip bizim tarihimiz araştırıyor, öğreniyordu. Biz bilmiyorduk. Söz açılınca da vatanımızı çok seviyorduk. Bizde vatan sevgisi, Amerikan filmlerinden Amerika’yı sevmek gibi oluyordu.

                Onların dünyayı tanıma merakı kadar bizim ülkemizi tanıma merakımız yoktu. Sanırım Erzurum’da yaşayanların da bu eserlerden haberi yoktur.  Orada eğitim gören çocukları kimse götürüp bu eserleri gezdirmemişlerdir.

Haber Etiketleri:

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat