NEGRİCEF KÖYÜ MUHTARI

NEGRİCEF KÖYÜ MUHTARI

 

Köyünde tek okur-yazar olan kadındı.

Okumayı seviyordu.

Kadınlara seçilme hakkı verildiğini çeşitli kaynaklardan okudu. Öğrendi.

Çeyrek asır kadar önce verilmiş bir hakkı yıllarca takip etti.

Radyo ile baş başa kalmıştı. Dikkatle dinliyordu. Konu kadınlara seçilme hakkını anlatıyordu. Konuşma bitti. Radyoyu kapattı. İçinde bir heyecan oluştu. Yüksek sesle kendi kendine bağırdı:

 "Ben seçilebilirim. Ben seçilebilirim.” Diye bağırdı.

                Bu düşüncelerle okumalarına devam etti. Anayasadan,  köy kanununa kadar her şeyi okuyor, öğreniyordu. Öğrendikçe tüm ortamlarda daha serbest davranışları herkesin dikkatini çekiyordu. Herkes onu seviyordu.

İlk mahalli seçimde aday oldu. Seçmenin büyük çoğunluğunun oyunu aldı.

Köyüne muhtar seçildi.

                Köy heyetinde başka kadın yoktu. Azalarına gayet otoriter davranıyordu. Bu davranışları aralarında bir gerginlik değil, sevgiye bağlı bir sorumluluk olduğuna hepsi inanmışlardı.

Muhtar seçilmesi çevre köylerde yankılanmaya başlamıştı:

-Lüle Mustafa’nın garısı muhtar seçilmiş.

-Köy halkı ondan korkuyormuş.

-O da her işi kanuna uygun yapıyormuş.

-Köyde bir tavuk çalınmış. Şüphelileri odaya toplamış muhtar.

-Odada sıraya dizmiş. Tek tek hepsinin kalbini dinlemiş. Kalbi hızlı çarpan genci konuşturmayı başarmış. Hırsızı bulmuş.

                Buna benzer olaylar her Geçen gün artıyordu. Kadından muhtar olmayacağını, bunun dinimize aykırı olduğunu da söyleyenler vardı.

                İlçedeki tüm daire müdürleri Negricef köyüne uğramaya başladılar. Gelenlere misafirperverliğini gösteriyordu.

                Muhtar odasının üç tarafı sedirle (mahat) çevriliydi. Sedirin üstü minderli ve yastıklıydı. Divana benziyordu.

                Giriş kapısının arkasında kalan köşede yüklük vardı. Yüklükte döşekler, yorganlar, yastıklar düzenli yığılmıştı. Yüklüğün üstü de güzel desenli bir kilimle örtülüydü.

                Odanın dört duvarı yukarısı beyaz, alttan bir metre yüksekliği mavi boya ile boyalıydı.

                Yüklüğün karşısındaki duvara beyaz üzerine mavi boyayla:

                “İçmek var. Sarhoş olmak yok.”  Yazılıydı.

Muhtar bazı misafirlerine kuzu keser, içki sofrası kurardı.

Bir gün Kaymakamla jandarma komutanı geldiler.

Muhtar, onları da nezaketle karşıladı.

Misafirlerine kuzu kesti.   Çilingir sofrasını kurdu.

                Yediler, içtiler, çok seviyeli sohbetleri oldu. Kimse ona adını söylemezdi “ Muhtar”  derlerdi.  Kaymakam adını sordu.

-Bahtışen dedi, muhtar.

Kaymakam, bıyık altından güldü. Bu gülümsemeyi muhtar önemsemedi.

Vakit geç oldu. Yatma saati yaklaştı. Kaymakam bir şaka yaptı. Orada bulunanlar bu şakaya güldüler.

-Muhtar, bize osuruk değmemiş yatak sereceksin. Mümkün mü?

-Elbette efendim. Neden olmasın. Dedi.

Birinci aza yatakları hazırladı.

                Muhtar dışarı çıktı. Misafirler pijamalarını giydi. Yatmaya hazırlandılar. Yatağa girdiler.  Üstlerini örtmeye çalışırken kapı çalındı. Gelen muhtardı. Elinde iki soba borusu vardı.

Muhtar:

-Rahatsız etmedim ya efendim?

-Estağfurullah. Dedi kaymakam.

                Muhtar, borulardan birini kaymakamın diğerini komutanın yatağına koyarken kaymakam sordu:

-Ne yapıyorsun muhtar?

-Efendim sizden sonra bir misafirim daha osuruk değmemiş yatak isterse aynı yatakları kullanmalıyım. Borunun bir ucunu poponuza, diğer ucunu dışarı gelecek şekilde koymalıyım.

İsteklerinden pişman olan misafirler özür dilediler.

Kaymakam:

-Muhtar sen bize uygun gördüğün yatağı hazırla. Kusura bakma.

                Muhtar çıkarken birinci azayı da dışarı çağırdı. Ona talimat verdi gitti. Aza yatakları topladı. Yüklüğe koydu.  Misafirlerin altına birer şilte getrdi.  İyi geceler diledi çıktı.

Misafirler o gece şiltede yattılar.     

 

Haber Etiketleri:

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat