OKUMA ALIŞKANLIĞI VE OKUMA KÜLTÜRÜ

OKUMA ALIŞKANLIĞIVE OKUMA KÜLTÜRÜ

Prof.Dr.Ertuğrul YAMAN

(eyaman60@hotmail.com)

 

Okumak ve Öğrenmek

                İnsan, doğası gereği öğrenme ve anlama merakı içindedir. Öğrenmenin en sağlam yolu ise, okumaktır. Okumak ve öğrenmek, hayatı anlama ve anlamlandırmanın da gereğidir. Okumayan ve öğrenmeyen insan, meyvesiz kuru bir ağaca benzer. Toprak suya nasıl hasretse, insanın kalbi ve beyni de okumaya ve okuma sonucu elde edilen bilgilere o derece muhtaçtır. Okuma, kalbin ve beynin doğal gereksinimleridir. Kalpteki duyguların inceliği, zerafeti ve nezaketi ancak okumakla mümkün olabilirken beynin etkin kullanımı için de okumak şarttır. Okuma alışkanlığını kazanmış olan bireyin duyguları nazikleşir; beyni etkili kullanma melekeleri gelişir.

Okuma Ortamları           

                İnsanı bir bütün olarak düşündüğümüzde, ilk ve en önemli yetişme ortamı “aile”dir. Bir neslin hayat felsefesi oluşturulmak isteniyorsa,öncelikle onların aile yapısı ve çevresi düzenlenmelidir. Bireyin davranış kazanmasında, çocukluğundan itibaren ailenin son derece önemli bir rolü vardır. Nitekim, okuma alışkanlığı -ilkin ve öncelikle- ailede kazanılır. Anne ve babalar, bu sorumluluğun bilincinde olmalıdırlar. Evin her köşesinde mutlaka kitap ve kütüphane bulunmalı; anne ve baba düzenli olarak her gün kitap okumalıdır. Çocuklar, okuma alışkanlığını da diğer alışkanlıklar gibi görerek kazanırlar. Bu bakımdan anne ve babalar evde iyi bir model olmak zorundadırlar. Ebeveynler kitap, dergi ve gazeteye okumaya zaman ayıramıyorlarsa, o ailede okuma alışkanlığı pek de mümkün olmaz. Evde başlatılan okuma alışkanlığı, okul sürecinde öğretmenler tarafından pekiştirilir. Böylece çocuk, giderek okuma sevgisi, okuma zevki ve alışkanlığı kazanmış olur. Bu konuma gelen bir birey; kitap okumayı, tıpkı nefes almak, beslenmek, gezmek, eğlenmek gibi doğal bir hayat etkinliği hâline getirmiş olur.

                Okuma alışkanlığı için ikinci ortam “okul”dur. Aileden sonra çocuğu/genci yönlendirip hayata hazırlayan okul, ailenin verdiği temel değerleri bilgiyle donatmak için çalışmalıdır. Nitekim; okul ortamında alınan bilgiler, öğretmenler, okul arkadaşları, sosyal faaliyetler ve diğer eğitimler çocuğun/gencin şekillenmesinde önemli rolleri üstlenmektedir. Bu sebeple ailede edinilen kitap okuma zevki ve alışkanlığı okulda –sınava ve nota bağlı olmaksızın- en önemli eğitim/öğretim etkinliğine dönüştürülmelidir. Okulun asıl görevi bilgi aktarmaktan önce, çocuğu/genci nitelikli iyi bir okur yapmaktır.  İyi bir okur, çağların tercihi olan eserleri de göz ardı etmeden, edebiyat dünyasının güncelini de takip edendir. İyi bir okur için okumak, hayat boyu devam eden bir süreçtir. İyi bir okur demek, disiplinler arası bilgi geçişini iyi yapabilen, okuma sürecine saplantılı bir şekilde ideolojik olarak yaklaşmayan, her kitap karşısında nesnel olabilen okurdur. Etkin okur ise, sadece sürekli okuyarak bilgi hamalı hâline gelmekten ziyade;düşünen, sorgulayan, anlatan, yazan, üreten, yeniden üreten olabilmektir.

                Okuma alışkanlığının kazanılmasında etkili olan üçüncü ortam ise,“çevre”dir. Çocuğun/gencin yaşadığı muhit, akrabalar, komşular, iletişim araçları, iş hayatı ve toplum tümüyle çevre içinde değerlendirilebilir. Nesillerde olumsuz davranışların oluşmasında çevre, aile ve okuldan daha fazla rol oynamaktadır. Özellikle, basın ve yayın organları nesillerin yetişmesinde son derece etkili ve bir o kadar da önemlidir. Böylesine etkin olan çevre, âdeta kitaplarla bezenmeli, çocuklar ve gençler her adımda kitap ve onun etkisiyle yaşamalıdır. Çevremizi nasıl ki ağaçlarla donatıyor ve güzelleştiriyorsak, uygun olan her ortama kitaplar yerleştirerek kitap ve bilgiye erişimi kolaylaştırmalıyız. Eğitimin gerçek zemini ise, hiç şüphesiz kitaplardır. Kitapsız eğitim, eğitim değildir. Kitap kokusu, gül kokusu kadar güzel ve değerlidir.

Okumanın Yararları

                Kitap okumanın birçok yararı vardır. Her şeyden önce, okumak, insanın en doğal ihtiyaçlarından birisidir. Nitekim, bu ihtiyaç yeterince karşılanmazsa, insanî duygular olumsuza ve yanlışa kayabilmektedir. Günümüz şartlarında insanlar ve devletler arası ilişkiler bunun somut örnekleridir. O bakımdan öncelikle okumanın somut yararlarını gözler önüne sermekte fayda görmekteyiz:

                √Okumak, kendini  bilmektir!

                √Okumak, Hakk’ı bilmektir!

                √Okumak, insanı huzur ve mutluluğa götürür. 

                √Okumak, her dem taze kalmaktır.

                √Okumak, algılama ve anlamanın anahtarıdır. 

                √Okumak, geniş bir ufuk ve bakış açısı kazandırır…

                Okumanın yararları saymakla bitmez. Her kitap, yeni dünyadır, keşfedilmeyi bekler. Okuduğumuz her kitap, bizi başka dünyalara taşır. Okumak, düşünen, üreten, eleştiren ve duyarlı bireyler yetiştirmenin tek yoludur. Okumak, insana özgüven kazandırır. Okumak, insanı zararlı insanlardan ve alışkanlıklardan korur. Okumak, bireylerin problem çözme, karar verme, planlama, yeni fikirler üretme ve fikirlerini yayma, duygusal zekâsına katkı sağlamada ilaç gibidir. Okumak, empati kurabilmek, kendi kararlarını verebilmek, yaşına uygun olgunlukta davranabilme kabiliyeti kazandırır. Okuma alışkanlığı, aslında her derdin devasıdır. İnsanı hak ve hakikate götürür. Millet, vatan, bayrak, devlet duygularını güçlendirir.

Okuma Alışkanlığı

                Aydınlanma çağında çocuklarımıza okumayı acaba nasıl sevdirebiliriz? Bunun en önemli adımı aile bireylerinin -tabiî ki en başta anne ve babaların- kitap okuma konusunda örneklik etmeleridir. Aile içi iletişimde televizyona ve sosyal medyaya ayrılan zamanın en az birkaç katını okumaya ayırmak gerekir. Okumayla elde edilen yeni bilgi ve deneyimler aile için iyi bir sohbet konusu olabilmelidir.Aileler, okuma kaynaklarına ayıracakları parayı ihtiyaç listelerinin başına koymalı; hiçbir harcamadan çekinmemelidirler. Böylelikle, çocuklar bu yönde motive edilmelidir.

                Çocukta okuma isteğini uyandırmak için üç kavrama ihtiyacımız var: Sevgi, İlgi ve Merak. Çocuğun en doğal ihtiyacı sevgidir. İlgi, -her ne kadar adı konulmamışsa da- herkesin gereksinim duyduğu bir duygudur. Dünya’nın en harika eğitmenleri olan anne ve babalar hem çocuklarının sağlığı için hem de onlara iyi bir örnek olabilmek için çocuklarına sevgi ve ilgiyi en üst düzeyde göstermelidirler. Anne ve babanın sevgi ve ilgisini hisseden çocuklar ise, onların davranışlarını tekrar edecektir. İşte bu noktada anne ve babaların çocuklarına minik dokunuşları çocukta kitaplara karşı ilgi ve merak doğuracaktır. Böylelikle kitabı giden yol açılmış olacaktır. Anne ve babalar, en kıymetli zamanlarını kitap okumaya ayırır, çocuklarına kitap okur ve çocuklarına hediye olarak kitap alır ve birlikte kitapla ilgilenirlerse, okuma alışkanlığına adım adılmış olur.

                Okullarda okuma alışkanlığının sürdürülebilir olması ise, en çok öğretmenlere bağlıdır. Öğretmenlerin çocukları yakından tanıyarak onların mizaçlarına göre, ruhlarına yapacakları minik dokunuşlar, okuma alışkanlığını kalıcı duruma getirecektir. Bu alışkanlığı pekiştirmek üzere, ilköğretim okullarında, bütün derslerin dışında ‘okuma dersi’ adı altında bağımsız ve sınavsız bir ders konulmalı; bu saatlerde yapılan ve başarılarını doğrudan etkileyecek olan bu toplu okuma etkinlikleri, bir biçimde öğrencilerin karnelerine yansıtılmalıdır.Bütün okullarda, ciddi ödüller içeren okuma yarışmaları düzenlenmeli ve çok kitap okuyan öğrencilere toplum içinde özel bir saygınlık kazandırılmalıdır.

                Çocukluktan itibaren, her ortamda kitap ve okuma eylemi ile karşı karşıya kalan çocuk/genç, bir vakit sonra, bu durumu vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak görecek ve kitapla arasında bir sıcaklık oluşturacaktır. Resmî ve özel her ortamda, sohbetlerin konusu, kitap ve okuma olacaktır. Nitekim; zihnimiz neyle dolarsa, ondan bahsetmek isteriz. O hâlde, psikolojik ve zihnî beslenmemizi boş sözlerle, dedikodu ve gıybetle değil, bilimsel ve edebî konularla süslemek, her açıdan yararlıdır.  Böylelikle, okuma kültürü adını verdiğimiz bir birikim ortaya çıkar.Bu kültür; eğitimli insan gücü veya daha güncel ifadesiyle “beşerî sermaye”yi güçlendirir. Bilelim ve asla unutmayalım ki malî sermaye sınırlı ve çabuk tükenir; oysa, “beşerî sermaye” sınırsız ve kullanıldıkça çoğalan bir kaynaktır!..

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat